28 Şubat 2017 Salı

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig

Başlık atıp gitmişim. 
Aklımdan neler geçmiş yada beynim durmuş çalışmamış. Hangi ruh hali bilinmez yazmadan bırakmışım. 
Beyin denen şey böyle bir tutku karşısında nasıl çalışsın ki. Beyin denen şey kalbin hissettiklerini anlayabilir mi ki? 
''Sana , beni hiç bir zaman tanımayan sana'' diye mektup yazmayı beyin anlarda çocukça bir tutku için tüm ömrü mahvetmeyi ve bundan pişmanlık duymamayı anlayamaz. 


Hiç bir zaman bir anlık heves için ailesine rest çeken,  evden kaçan, hayatını mahveden insanları anlayamamışımdır. Nasıl bir akıl tutulmasıdır. Onca düzen yüzüne bakmayacak, insan yerine koymayacak biri için bozulur. 

Çocuğuna nasıl bir açıklama yapar insan.
 ''yavrum sen bir anlık hevestin, heves geçti gitti sen kaldın. Bununla yaşa ama düzgün bir insan ol. Olabiliyorsan tabi'' 
Yok ben anlayamıyorum. 
Rabbim şaşırtmasın diyelim. 

Kitaba dönersek. 
Fikir bana ters olsa da kitabı beğendim. Dili çok güzel. 
Erkek yazarın bir kadının dilinden bu derece güzel bir mektup yazacağın düşünmek etkileyici. En kısa zamanda yazardan başka bir kitap okumayı düşünüyorum. 
Bu arada fark ettim ki dilini beğendiğim yazarlarda bir anormallik var. Yazarımız eşi ile birlikte intihar ediyor. 
Ben bunu da anlamıyorum. Bir insan neden intihar eder ki? 
Yok ben pek çok şeyi anlamıyorum. Anlamamak da işime geliyor galiba. 

Kitaba dönecek olursak tek taraflı bir aşkı anlatıyor. 
Türk klasikleri olsa kadın tek taraflı aşkını kapalı kafesler arkasında yaşar, sevdiğinin yoluna dahi çıkmayı bırak tek kaşını kaldırıp bakamaz. Sırrı onunla birlikte gömülür. 
Bu kadın biraz farklı, ah kadın mı dedim. Çocuk demeliydim. 13 yaşındaki bir çocuk aşkını kalbine gömmek istemiyor. Sevdiğinin yoluna çıkıyor, fark edilmek istiyor. Bir bakış, bir temas...
Fark edilmese de istediği teması yakalayabiliyor. Diğer kadınlar gibi unutulup gidileceğini bile bile o teması bekliyor ve beklediğini buluyor. 
Beklediği temas için bir imkan daha doğar  diye yıllarca bekler. O vakit gelince  fark edilir mi kısmını artık okuyunca kendiniz görürsünüz. 

Bu arada benzer konuda bir film izlemiştim. Tek taraflı saplantılı bir aşk hikayesi Audrey Tautou nun başrol oynadığı. Kendisi ressamdı. Evli bir komşusundan hoşlanıyordu. Adamın hayatını mahvetmiş en son hastaneye kaldırılmıştı. 
Kitabımızdaki karekter sevdiğine değil ama kendine zarar veriyor. 


Hem kitabı hemde filmi tavsiye ederim. Filmin çevirisi yanlış hatırlamıyorsam seviyor sevmiyor gibi bir şeydi. 
Benden bu kadar esen kalın. 

Gelenek Görenek

Gelenekler nedir ki heryerde karşımıza çıkar?
Geleneksel yemekler,
Geleneksel kıyafetler,  düğünler, bayramlar, etkinlikler.
Gelenekleri neye göre belirler neye göre  değiştiririz.
Değişim hızlı mıdır,  ağır ağır mı?
Değişim sürecini belirleyen etkenler nelerdir.

Pek çok soru  yada sorular üretebiliriz.
Bazı gelenekleri beğenilir,  bazıları saçma bulunur. 
Değişimde hızlı yaşarınır.

Bu gelenekleri kendi içinde de bölümlere ayırabiliriz. Biz şimdi çok deyata girmeden bebeklerle ilgili kısma giriş yapalım.

Eskiden yeni doğan bebek 40 gün evden çıkartılmazdı. Şimdi ise hastaneden çıkamıyor.

Bebek ilk defa bir eve gitti ise eli uzun olmasın diye yumurta verilir.
Saçı çabuk uzasın diye saçına un serpilir.
Biraz daha büyük çocukların ilk saçı kesilirken halat(ip) üzerine oturtulur, halat kadar kalın ve uzun olsun saçı.
Yürüyemeyen çocuklar kapı eşiklerine bastırılır. Hemen yürüsün. Tüm eşikleri carcabuk aşsın.
Ha birde cadı kadın hikayeleri vardır.  Bacadan aşağıya iner, ev ahalisinin üzerine ölü toprağı serpip bebekleri kaçırır yada boğar.
Bu tarz hikayeleri hatırlayan var mi?
Benim babaanne anlatırdı, galiba bu hikayeler babaannemle birlikte gömüldü. Hiç kimseden duymadım, etmedim.

"Bu devirde neler duydun? " derseniz.
Bebek doğmadan önce yapılan partileri duydum.
Adı bile var " baby shower"
Hastane odasının, evin ayrı ayrı süslenmesi.

Olmazsa olmaz. Kapı süsleri ve lohusa şerbetleri...
İmkanım olursa kesinlikle yapmam demiyorum. En alasını yaparım.  Kısmen yaptım da.
Nasıl mı?
Minik yeğenim kar kış  kıyametin ortasında doğdu.
Kendisi bir iki hafta erken doğduğu için hazırlıksız yakalandık. Yinede kelebek sabunlarımızı, şekerlerimizi ve balonlarımızı almıştık.
Daha sonrada kapı süsümüz geldi.


6.5.2016

Tarihinde bunları yazmış devamını getirmemişim. Taslaklarda unutulup gitmişti.
Bu zaman zarfında geleneklerde neler değişti, modern adetlere neler eklendi, biz bunların ne kadarına uyum sağladık, biraz düşünmek gerek.

Minik kızımıza birinci yaş günü kutlamasını geçen sene yaptık,  ikinci yaş günü kutlaması yapmadık.

Sessiz sakin pasta kestik. saklambaç oynadık. Konuşamayan kızımızı konuşturmak için çabaladık ama başarılı olmadık.
Eskiler olsa  eşik atlatmalı, ot yedirmeli bir şeyler bulurlar. Biz ise öğretici oyun kartı alıp dört duvar arasına hapsettiğimiz miniğimize cisimler renkler öğretmeye çabalarız.
Artık olduğu kadarı ile.
Modern dünya adetleri. 

26 Şubat 2017 Pazar

HAVADAN SUDAN # 1

Havadan Sudan diye kaç başlık attım bilmiyorum. Saymaya da üşendiğim için 2017 'nin ilk havadan sudan postu ile karşınızdayım. Aklımda pek çok şey vardı ayrı ayrı post yapmak için nasip olmadı bir türlü.  
Annemler cenaze için köye gittiler. İki hafta köyde kaldılar. Ne zor bir şey her gün yemek derdi düşünmek. Rabbim ev hanımlarına kolaylık, diğer insanlara da ev hanımlarına karşı  anlayış nasip eylesin. Canım anacımın telefonun resim çekemiyormuş o yüzden yağan karları bize gösteremedi ama kuzenler sağ olsun gitmiş kadar olduk. 


O kadar çok köy fotosu paylaştım ki artık bu köyü, o çam ağacını  tanımanız lazım. Olur da başka yerde görürseniz ''burası Acemi Bloggerin doğup büyüdüğü topraklar'' demelisiniz, yoksam çok alınırım :)


Neyse efendim annem köyden geldi. Gelirken den lahana kokularıyla geldi ama o kısmı es geçiyorum. Onun yerine yemek fırsatını bulamadığım ısırgan çorbasından bahsedeceğim. Buraya ... nokta koyayım. Annemden tarif alır eklerim. Olmadı ayrı post yapar link eklerim. 

Geçenlerde iş bilgisayarıma kahve döktüm. Koca bir kupa :(
Uzun zaman önce çaycının yaptığı hiçbir şeyi içmiyor, şahsi bardaklarımı yıkamaya vermiyordum. Hal böyle olunca odama mini bir çay ocağı kurdum. İlk başlarda kendim ve arada konteynir arkadaşımla çay kahve keyfi yapıyordum. Sonra diğer teknik kadroda eklenmiş oldu. 

Şimdiye kadar neler tükettik diye düşünüyorum. 


Daha ekonomik olduğu için Nescafe Classic bol bol tüketsekte çoğunluğun favorisi Jacobs  Monarch Millicano. En son Jacobs  Monarch Gold aldık. Bir güzel içeyim içerkende evrak işlerimi halledeyim dedim. Bilgisayarın gözü kahvemde kalmış olmalı ki klavye olduğu gibi kahve oldu. Ters çevirdim sildim. Makina ile kurutacaktım yapma yakarsın dediler. Bende olduğu gibi bıraktım. Başlarda tuşlar tutukluk yaptı, kullana kullana açıldı. Şuan sorun yok gibi.
Geçen haftalarda Mithat Körler  konserine gittik, pek eğlendik. Çok kuduramadık diye matinaya gidelim dedik. En son gittiğimizde Beşiktaş ta patlama olmuştu, o yüzden gitmeye çekiniyorduk. Biz eğlenirken birileri bir yerlerde ölüyor fikri bencilce geliyor. 

Hayat bir şekilde devam ediyor diye gidelim madem dedik. Bu sefer hastalıklar yüzünden gidemedik. Biz en iyisi eğlenmeyelim sakin sakin oturalım dedik. Gidelim CNR Kitap fuarına kitaplarımızı alalım oturalım evde kitap okuyalım dedik onuda yapamadık. 

Uzun zamandır etamin kolye yapmak istiyordum. Netten aparat fiyatlarına bakıp duruyordum. En son bir yerlerde Marputcularda satıldığını haber  aldım. Etaminde almam gerek, pazar günüde her yer kapalı diye uzun zamandır bu fikir askıda kaldı. 
Yüksek Lisansta Meslek Hastalıkları hocası devamsızlıktan bırakacağını söyleyince işten için aldım. Cumartesi okula pazar işe gideyim diye. Cumartesi de ders erken bitti ama hoca bırakmıyor. '' Para ödemişsiniz, erken bırakamayız hak olur'' diye. ''Biz sorun etmiyoruz, hakkımızı helal ediyoruz ne olur bizi salın gidelim'' dedik.
 Tamam şaka bu şekilde esnaf ağzı konuşmadık genel cerrahla. Güzellikle konuştuk az biraz erken bıraktı. 

 Direk marputculara geldim. Ah pardon gelemedim meşhur Mehmet Efendi Kahve kuyruğu izdiham ortamına girdim. 
Oradan havasız marputcuların bitişigindeki camiye gittim. 
Normalde de havasız birde benim nefes alamama sorunum eklenince hiç bir yerde rahat edemedim. Detaylı kolye aparatı bakamadım. İki yerden ikişer parça alıp çıktım. '' etamin nereden alırım'' dedim. Arka sokağa bakın dediler. çok uzun uzun anlatacaktım ne ilgisiz kişiler vardı diye ama sıkmayayım. Daha doğrusu saçma insanlarla muhattap olduğum fikrini unutmak istiyorum. 


Bursa Kumaş pazarına bak dedi sorduğum kişiler. Oraya varmadan yol üstünde bir kumaşcıdan aldım. Güzel şeyler olsada kalabalık, ilgisiz, lakayıt personelden dolayı tek parça etamin ve küçük bir kasnak alıp çıktım. Kasnağı duvara asmak için aldım ama arkasını nasıl yapacağım bilmiyorum. Aslında etamin kolyeyi de nasıl yapacağımı bilmiyorum. Örnekler bakıp bir iki video izleyip sizlerle paylaşırım. Olmadı bu konuda bildiğiniz bir yer varsa  link bırakın direk oradan öğrenelim.

Bu zaman zarfında ağır aksak, severek bir kitap okuyorum. Oscar Wilde'nin Son Vasiyeti. Dili güzel hızlı okuyup  geçmek istemiyorum. Bol bol satır altları çizarek kitabı bir ayda okuma hedefi koydum.  Kaplumbağalarla  yarışıyor okuma hızım :)

Onun dışında AÖF için ve yüksek lisan için bir çalışma planı hazırlamam gerek. O yüzden nette fazla oyalanmak istemiyorum.  Haftaya da yüksek lisanstan sınav var. Hiç çalışmadım. Haftaya kadar notları toparlar bir okuma ile sınava giderim. 

Benden bu kadar değilse de bu günlük bu kadar. 
Allah'a emanet olun. 


20 Şubat 2017 Pazartesi

Kitap Mevzuları


Dün itibari ile Üsküdar kitap günleri bitmiş bulundu. Bende etkinlik bittikten sonra öğrenmiş oldum. Kimsecikler gitmedi galiba, yoksa blog aleminde görürdük. Bende nette oradan oraya gezinirken buldum. 


Kitap günlerini duymayanlar Kitap Yurdu'nun yarışmasını da duymamıştır belki diye paylaşayım istedim. Ödüller pek cazip, fotoğraf çekmesini beceren şansını denesin bence. 

Bu aralar bir kaç kitaba başlayıp bıraktım. Evdeki kitapları okuyasım yok. 
O zaman gazetelerin kitap eklerini alayım dedim, belki bir fikir verir. Onları da okuyamadım. 

Takip edenler bilir Radikal Kitap Hürriyet gazetesine geçmişti. Hürriyet Kitap Sanat diye adı değişmiş. İlk sayısını almış bulundum.  Sözde ekip aynı imiş ama okuyamadım. Yarıya kadar geldim, hiç bir kitabı ''ilginçmiş, dur şuraya not alayım '' diyemedim. 
Eskiden severek okurdum. 

Daha sonra Vatan kitap aldım, kapağını dahi açmaya fırsatım olmadı. Bir aya okurum artık. 

Nihayet bir kitapta karar kılıp başlayabildim.  Dil olarak güzel bir kitap, her gün 10 sayfa okuyorum. Tamam 10 sayfa az ama vaktim yok. Daha doğrusu erken yatıp erken kalkıyorum. 
Az ama öz okuyorum diye kendimi avutuyorum :)

Siz neler yapıyorsunuz? Kitap etkinlikleri, dergileri, gazeteleri aklınıza ne gelirse. 

Aslında dergi alışkanlıklarınızı merak ediyorum. İstikrar nasıl sağlanır?

16 Şubat 2017 Perşembe

Altın Tasta Gül Kuruttum

İnsan altın tasta neden gül kurutur, ehemmiyeti nedir bilinmez. Bilinen bir şey varsa altın tasta gül kurutan kişilerinve bu sözleri yazanın  çok ince bir ruha sahip olduğudur. 



Şarkı, Türkü her ne derseniz, pek çok versiyonu ve yorumcusu var. Ben en çok eklediğim yorumu beğendim.
Günde bir iki defa dinliyorum. Daha doğrusu beğendiğim  tarz müzikleri günde bir iki defa dinliyorum. 
Bir şeyler dinlemek istediğimde belli başlı yerlerden dinleme yapıyorum radyo voyage ve  dünyadan sesler gibi.
Onun dışında Fahriye Evcan'dan Bahçede Yeşil Çınar  ve Uyu Uyu Uyu Yarim ( zülüf omzumda dolaşık ), 

Mabel Matiz den Gel Gönlümü Yerden Yere Vurma Güzel parçasını bol bol dinliyorum.

Şarkılardan sıkılınca dinlemeye bile tahammülüm olmayacak kadar çok dinliyorum. 

Neyse efendim ben bu yazıyı yazmama sebep olan şarkının sözlerini ekleyerek gidiyorum. 

Altın tasta gül kuruttum aman Ali'm
Yâri sinemde uyuttum Ali'm
Yâr söyledi ben unuttum aman Ali'm
Gönül efendini buldu Ali'm
Saçı Leylâ'ya vuruldu

Evlerinin önü nâne aman Ali'm
Ben kül oldum yâne yâne Ali'm
Ali'm sarhoş ben divâne aman Ali'm
Gönül efendini buldu aman Ali'm
Saçı Leylâ'ya vuruldu


Allah'ım hikmetinden sual olunmazda, biz neden bu tarz beste yapamıyoruz ya da neden bize beste yapılmıyor? 
Yoksa sizlere bu tarz besteler mi yapılıyor sevgili okur. 
Ah kalbim dayanamayacak. 
:)

12 Şubat 2017 Pazar

Çiçeklerimi Rüzgara Verdim

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk olarak Bir Yumak Mutluluk adlı kitabı okumuş beğenmiştim. Aklımda başka kitabını da okumak vardı. Sahaflar da görünce almıştım. Okumak bu güne nasip oldu. 

İlk okuduğum kitap örgü kursunda ki kişiler üzerinden ilerliyordu. Bu kitap serinin  devamı imiş ama ben seriymiş gibi hissetmedim. Arada bir evin annesi eline örgü alıyordu o kadar. Ay pardon evin annesi mi dedim. Yolculuğun annesi demeliydim. 
''Ne yolculuğu ? '' derseniz. Örgü kursundan Bethanne, kızı ve eski kayınvalidesi ile yollara düşüyorlar.
Sebep ne derseniz. Büyükannenin 50. mezuniyet toplantısına gitmek. 


Üşenmedim hesap ettim 12  yıl olmuş liseyi bitireli. Bırakın isimleri hatırlamayı yolda görsem tanıdık bir sima demem o kadar unuttum gitti lise dönemimi. 

Bizim büyükanne unutmuyor çünkü yarası var, sarılması  gereken.

Ay aman efendim gençti hata yapardı demeyeceğim. Bu konuda hata yapılmaz, bahanesi de olamaz. O kadar önemli bir konu ki kitapta iki satırda es geçilmesi gereksiz olmuş. Tek sorun varmış o da Bethanne'nin eski eşine dönüp dönmeyeceği. Döndü mü diye merak edenler kitabı okuyabilirler. 
Ben tavsiye eder miyim? Bilemiyorum, zevk meselesi sonuçta. Bana bir şey katmadığını söyleyip bitireceğim. 

Bu arada sahaflardan aldığım kitapları bekletmeden okumak istiyorum bakalım ne zamana bitecek. 


AÖF sınavlarına kadar biraz kitap okumak istiyorum. 

Oscar Wilde'nin son vasiyetine başladım. İlerleyen bir hikayesi olmasa da dili güzel. 
İskender Pala'nın Kırk güzellere başladım dili ağır geldi bıraktım. Ara ara bir iki parça okurum. 
Ahraz'ı da bir kaç defa elime alıp okumaya niyetlendim ama olmadı. 
Hay Bin Yekzan da aynı şekilde sürekli elimde ama başlayamıyorum. O kadar da aradım kitabı, satışı yok diye hayıflandım durdum ama yok, okuyamıyorum.  

Sizin de var mı böyle başlamakta zorlandığınız kitaplar ? 
Neden böyle oluyoruz ki ? 





6 Şubat 2017 Pazartesi

Aylardan Şubat

Kocakarı ayları vardır.  Kalandar, kiraz ayı,  küçük ay gibi.
 Pek çoğunun ne olduğunu anlamasak bile küçük ayı anlarız.  On iki ay içinde en kısa olanıdır.  En kısa aydır ama o 28 gune pek çok şey sığdırır. Bizim için anlam ifade eden günler vardır.  Misal sevgililer günü demeyeceğim.  Kapitalist sistemin bize dayattığı zırvalıklar olduğundan değil yalnızlıktan :)
 Efendim bizim için önemli olan aile bireylerimizden bu ayda doğanların olması. 
Kova burcu ahbabınız var mı? Ne uyuz olduklarını bilir misiniz? Şaka şaka biz onları her halleri ile seviyoruz. 
Biri küçük ablam diğeri kuzenim fuful yada safinaz, artık nasıl anmak istersek. Aa unuttum bundan iki yıl önce İstanbul karlar altında iken bir kızımız oldu.  Abimin minik kızı.  17 şubatta 2 yaşına girecek. Huysuz ve tatlı bebiş. Tripler, sinirlenmeler, küsmeler tipik kova.

 saklandık biz, yoğuz burda :)

Efendim bu aya neler neler sığar yaşayınca göreceğiz.  
Geçmişte neler yapmışız derseniz buyrunuz. 

2012

Muhtemelen açmayı düşündüğüm blog ne üzerine olsun diye düşünmekle meşgulüm, henüz yazılı bilgi yok. Karanlık dönem diyelim. Yazı keşfedilmiş fakat blog keşfedilmemiş :)

2013 

Çok kıymetli blog arkadaşımız Pınar'ın düzenlediği yazar aylarına katılıyormuşum.

Kartepe'ye gitmiş,  pek eğlenmişiz. Sağ omuzumu incitmiştim. Hala düzelmedi. Tam düzelmişti spor salonunda incittim. Tekrar düzeldi pazar poşetlerini taşırken incittim derken süreç bu şekil de ilerledi. Neymiş sıcağı sıcağına doktora gitmek gerekmiş.
Bu arada kardeşim bizi  ailecek getirecek diye not düşmüşüm. Belirteyim gerçekleşmedi. 

C sınıfı ISG uzmanı olmak için kursa gidiyormuşum. Bu senede B olmak için tezsiz yüksek lisans eğitimi alıyorum.  Temmuza kadar sürecek :(

2014

İki adet hint filmi izlemişim. Güzel filimler tavsiye ederim. Bu ay hint filmi izlemem.  Yarım bıraktığım bir film var zaten. Malum dizi misali uzun oluyor filmler,  izlemek bir kaç gün sürebiliyor. 

 Birbirinden güzel kitaplar okumuşum.

Oblomov, Sultanı Öldürmek için tık tık


Bilim Tarihi Sohbetleri ve Yüzyıllık Yalnızlık için tık tık
Sıret - i Meryem için bir tık
Bu beş kitabın ikisini blog arkadaşlarımızla birlikte okumuşuz.

2015

 Kayda değer bir şey yaşanmadığından mıdır, okumuş olduğum sehayatname tüm zamanımı aldığından mıdır bilinmez şubat ayına özel bir şey yazmamışım.


Halbuki minik kızımız 17 şubat 2015 de dünyaya geldi. Çok güzel bir kar yağmıştı. Okullar tatil, yollar kapalı idi. Kendi kızım olsa kesin  adını Tanem koyardım  dedirtecek kadar çok kar. 
Neden Kardelen değil derseniz kuzenimin adı Kardelen, hala yeğen aynı isim olmaz. 
Merak etmediniz ama kızımızın adı Öykü :)

2016

Resim yapma çabalarımdan bahsetmişim. Bir heves başladığım karakalem kursunu bırakmak zorunda kaldım. Kısmı süreli iş bulup hobilerime yönelmek istiyorum, bakalım zaman ne gösterecek. 

Çok güzel kitaplar okumuşum.

Müslüman düşünürlerden Toplum bilimi üzerine üç kitap okumuşum. 


Ali Şeriati - Toplum bilimi üzerine
Rasim Özdenören - Müslümanca düşünme üzerine denemeler
Cevdet Sait - Bireysel ve toplumsal değişmenin yasaları

Üç tanede roman okumuşum. 
Kutül Amera, Orkun Bilgesi  ve Ya tahammül ya sefer

2017

Yıllar çok çabuk geçiyor. Eskiye nazaran daha az kitap okuyorum. Aslında bu aralar boşum. AÖF ikinci dönem başlamadı, yüksek lisans yeni başladı. Bu ay içinde okudum okudum daha da okuyamam. 
Bu düşünceden yola çıkarak eskiden severe okuduğum Radikal kitap ekini alayım dedim. Yeni kitap önerileri not alır, farklı bir şey okurum dedim. Evdeki kitapları okuyasım yok. Her kitaptan iki üç satır okuyup bırakıyorum. Kitap ekini yarıladım ama bir şey not alamadım. Eki bitirince düşüncelerimi yazacağım, şuan es geçiyorum ve bu yazıyı burada bırakıyorum. 

Siz yıllar içinde neler yaptınız. Neler değişti hayatınızda? 
Hadi bir iki satır paylaşıverin. 
Paylaşacak anılarınızın güzel olması temennisi ile Allaha emanet olun.