2017 okumaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2017 okumaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2017 Cuma

2017 okumaları

Yıl içerisinde okudukca güncelleme yapmayı düşünüyorum. Zaten yılı yarılamışız ( bu yazıya 29 nisan günü başladım) yıl boyunca ilave etmek zor olmasa gerek. 

Aralık ayı gelince benim böyle bir postum vardı dur bir bakayım dedim ve yazıya devama başladım.
15 kitap eklemiş bırakmışım. Kaldığım yerden devam edip 29 kitabı tamamlamak zor olmadı. 
Arada sildiğim kısımlarda oldu tabi.
Sildiğim giriş kısımlarını tekrar yazmak zor geldi. Direk listeye giriş yapıyorum. 
2017 nasıl geçmiş değerlendirmesini kafamda yamapayınca böyle oluyor demek ki. 


Yağmurda Aşk - Necip Mahfuz - Kırmızı Kedi Yayınları - Mısır edebiyatı- roman


Güneş Ülkesi - Campenella  - arya yayınları 


Tütün Yolu - Erskıne Caldwell -Varlık Yayınları - Roman


Çiçeklerimi rüzgara verdim - Debbıe Macomber - Martı Yayınları 



Oscar Wilde'nin Son Vasiyeti - Peter Ackroyd - can yayınları - biyografi


Necip mahfuz - Düğün Evi - Kırmızı Kedi Yayınları



Bilinmeyen bir kadının Mektubu - Stefan Zweig - E kitap

Amok Koşucusu - Stefan Zweig - E kitap

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat - Stefan Zwein - E kitap

Satranç - Stefan Zweig - E kitap


Olağan üstü bir gece - Stafan Zweing - İş Bankası yayınları

Sırca Fanus - Slyvia  Plath - E kitap

Yaban kızlar - Ursula Le Guine - E kitap

Ahraz- Deniz Gezgin  - Sel yayınları



Vıctoria - Knut Hamsun - Varlık Yayınları - Roman


Gezgin - Halil Cibran - Kapı Yayınları 


Kırk güzeller Çeşmesi -iskender Pala - kapı yayınları - deneme




Biyoyrafik hidayet hikayesi

Satranç Oynayan Derviş - Ali Ural -Şule yayınları - deneme


Mutlu prens - Oscar Wilde - Şule yayınları - öykü



Öç öyküleri - dünya edebiyatı  -bordo siyah yayınları



Samanyolu - Kerime Nadir  -inkilap -roman


Modern Dünya Bunalımı - Rene Guenon 


Höyükteki nar ağacı - Yaşar Kemal -  YKY


Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor - Hüseyin Kıran



Bu kitabı bir yudum kitapta okumuş, yorumlara bakmıştım.
Yorumlar ağırlıklı olarak olumsuz olsada kitabı aldım. 
Kitabın beğenilmeme sebebi kitap başındaki dilin kitap sonuna kadar muhafaza edilmemiş olması olabilir.  

Küçük insanlara büyük işler verilince nasıl değişir hikayesini bir çırpıda okuyoruz.

Katip Bartleby - Herman melville  - kırmızı kedi yayınları



Bir "yapmamayı tercih ediyorum" hikayesi.

 Yorum yapmayacağım kadar sinir bozucu bir karakterdi. Sırrıda ortaya çıkmadı zaten.
Okuyun efendim.

Reha Oğuz Türkkan - Gökşin - altın kitap -roman



Tunç çağında dağılmış boylarının ergonokonda birleşmesini konu alan,  tam anlamıyla toparlanmamış bir hikaye.  

Kaçan Ayna - Giovanni Papini - kırmızı kedi yayınları



Uzun zamandır okumayı istediğim bir kitaptı. 
Herbir karekteri birbirinden ilginç,  daha doğrusu gereksiz insanların olduğu hikaye kitabı.  
Yazar o kişileri nasıl kurmuş yada gözlemlemiş.

Yazarın başka kitabını okumadığım için şu kitaptan başlayın diyemesemde yazarı okuyun, keşfedin diyebilirim.

...
Efendim genel kritik yapmak gerekirse yoğun bir sene geçirdim.  Yüksek lisans bitti sınav hazırlıkları başladı.  Kitap okumaya hiç vaktim olmadı.  Bu vakitsizlikte 29 adet kitap okumuşum. 6 adet yerli, 23 adet yabancı yazar okumuşum. 

15 yeni yazar keşfetmişim. Bu 15 yazarın 3 tanesi yerli. 4 yazar daha önceki okuma listesinden. Demek ki o listelerin hepsi yalan. Insan oğlu kafasında kurduğu listeye bile sadik kalmıyor.  Çok çabuk cayabiliyor.

Yeni keşfettiğim yazarlar

Canpanella
Erskine Coldwell,
Stefan Zweing,
Peter Ackroyd,
Slyvia Plath,
Deniz Gezgin, 
Ursula Le Guine,
İan Dallas, 
Kerime Nadir,
Rene Guenen,
Linda Shu Park, 
Hüseyin Kıran, 
Herman Melville,
Oğuz Türkkan, 
Giovanni Papini,

Genel olarak e kitap okumuşum.  İşe gidip gelirken araba beklerken çantada ağırlık yapmasın diye telefona uygulama indirmiş,  e kitap okuyordum. Gözlerim çok yorulunca okumayı bıraktım. 
Genel Yayınevi listem
6 adet e- kitap,
4 adet kırmızı kedi yayınları,
Babil kitaplarının pek çoğunu okumak istiyorum. Bakalım nasip olur mu.
(Yazı puntoları normal yapılıp daha ince kitap oluşturulsa fena olmaz, rahatca yanımızda taşıyabiliriz. )

 İkişer adet varlık,  sel, kapı,  Şule

Muhtelif yayın evleri;
Arya, can, martı,  is Bankası,  YKY, iklim, bordo siyah, insan, inkilap, altın kitap, beyaz balina

Tür olarak roman ağırlıklı okumuşum. Düşünce,  deneme, biyografi,  öykü okumuşum. 

...

Şuan okuduklarım


Tek kelimelik sözlüğü ara ara rastgele açıp okuyorum. 

Murathan Mungan hiç okumadım ilk defa bir kitabını aldım.  3 hikaye var, birini okudum ağır gelince ara verdim. Jane Austen bitince dönüp bir hikaye daha okuyacağım. 

New york üçlemesinden de bir hikaye okudum. Onuda ara ara okuyacağım. 

Samiha Ayverdi ince olduğu için çantada taşıyorum.  Yolda izde bekleme yaparken okuyorum. 
Dilini özlemişim. 
Bitirdim bile :)

Jane Austen 'in kitabını da bitirdim.
Böylelikle okuduğum kitap sayısı 31 'e çıktı. 

Biz kitabına aylar önce başladım.  Bir seferde 80 sayfa okudum o şekilde de kaldı.  Sevemedim. 
Ameliyat sonrası * yorgunluk hali okumayamadım dedim. Tekrar başladım.
Yok ya bu kitaplar bana göre değil. 

*Burnumu yaptırdım. 
Burnumda eğrilik / et falan  vardı demeyeceğim, doğrudan estetik yaptırdım diyeceğim. Neyse o.
Bunla ilgili zaytung haberi var okuyun, eğlenin efendim.

2018 hedefleri

Elimin altında ne kadar kitap varsa o kadar kitap daha almak istiyorum. Ha ha çok mu tanıdık geldi.
 Ablam kitap alacağım dedi. Bende bir adet alabilir miyim dedim. Ablam direk " Hayır" dedi.
Ev tıklım tıklım boş bir duvar yok evde. Kıyafet giyeceksin aklında kombin var ama kıyafet yok, çünkü nereye koymuşsun kim bulup çıkaracak. 

Sevmediğim yazarları /kitapları elden çıkarayım diyorum kıyamıyorum. Takasa koyayım diyorum yerine başka kitap gelince aklım kalmaz belki.  Kitapların hepsi orjinal değil maalesef ki. 
Öyle bir karmaşa içindeyim.  Aman ne büyük dert demeyin gerçekten büyük dert.


Efendim öncelikli olarak yarım kalan kitapları bitireceğim.
Sonra bu resimdekileri bitireceğim.  Daha sonra alıp alıp yüzüne bakmadığım dergilere bakacağım. 

2017 hedefim dergilerin yarısını okumakmış. 
Burada bir gülme geldi. O dergiler nerede ki?
Tamam tamam o kadar da değil. 

...

Efendim yazı yazmak ne zor iş.  Konuları bağlayamadım gitti.
Çok çok uzatmakda istemiyorum.
Benden bu kadar.
Aslında takaslık kitap fikrini düşünebilirim /  düşünebiliriz.  Var mı elinizden çıkarmak istedikleriniz. Benim çok var ama farklı farklı yerlerde olduklari için bulup çıkarmam zaman alır.  
Bir ara ekleyeyim buralara bir yerlere.

...

Bu yazıyı yayınlamazsam 100 kere değiştireceğim, en iyisi olduğu kadarıyla yayınlamak. 

Allaha emanet olun. 



20 Aralık 2017 Çarşamba

Reha Oğuz Türkkan - Gökşin

Kitaba nasıl giriş yapsam bilemiyorum.  
Ilk olarak kitaptan mı yazardan mı bahsetsem? Yoksa saçma kitap yurdu siparişimden mi?
En en baştan başlayayım. Kitaba kitap yurdu kelepirlerde rastladım.  Hiç bir zaman sipariş vermediğim sepetime attım. Uzun zaman orada bekledi.
Göktürk' e kitap siparişi verecektik bende hemen araya kendi kitabımı sıkıştırdım.  Tek sorun ablamın kitap yurdundan kendimizin alacağı yönünde sipariş bilgisi geçmesi oldu. 

Gidip kendim alacaksam internetten neden sipariş vereyim !
Gidip alamayınca ilgililere kitapları eve göndermelerini istedik. Kargo ücretini bizim ödememiz gerektiğini söylediler. Bu bilinen birşey kabul ettik ve kitapları bekledik, bekledik gelmediler. Sipariş takibine bakalım dedik ve siparişin iptal edildiğini gördük.  Yeniden sipariş verildi ve geldi. 
Adresle ilgili hata yapılmıştı kargo firması aradı bilgi aldı. 
Özetle siparişten menmun kalmadım. Belki bizden kaynaklı bir iletişimsizlik olmuştur.


Kitaba başladım başlangıç kolaydı zamanla kişiler, mekanlar, ve insan türleri birbirine karıştı tam olarak neler vardı aktaramayabilirim. 
Biraz yüzeysel şekilde kitabı özetleyeyim. Günümüzde arkeolog/ antropolog Alper  Hazar Gölünden bir taş bulur. Pek çok üniversiteye  ve araştırma merkezine gider ama müspet cevap alamaz. 
En son Kızılderili modern bir şaman'a danışır ve olaylar burada başlar. 
Ortasında organik bir nesne olan taşımız zamanda yolculuk yapmaya yarayan bir geçit görevi görür ve bu iki kişiyi Amerikadan alır geçmişe, Asya ya gönderir.  
Geçmişte oyalanan ikili yaşadıkları kabilede doğum kutlamasında kullanılan işaretin taşın üzerindeki işaret ile benzerlik gösterdiğini fark ederler. Bu taşla ilgili araştırma burada bitiyor. Ilerleyen aşamalarda taşın sırrı araştırılmıyor bile. 
Neyse efendim bu taşla duvar yazısını kıyaslama aşamasında bebeğin babası ve bu ikili zamanda sıçrama yaparak tahmini 1000 yıl daha günümüze yaklaşırlar.


Bu devirde de ( Tunç Çağı )  hikayeleri en son birleşecek bir kaç kişi var.
Hikayeler birleşmeden önce herkezin yolu bir obadan geçiyor, 

Kimber Oymağı

Kızıl gtoklar ve budur şaklaplar (akçiller)  bir arada yaşıyor.  
Her gelen geçen misafir ediliyor. Tek ortak düşman insan yiyen şeveyler. Kendileri Çin ve Moğolların atası.

Kitap kahramanların gelecek olursak.

Gökşin

Gökşin Yıltuz, o devre göre isim Köğkçün . 

Pek asi o devirde. Ural dağlarında tek tanrı inancı yokken tek yaratıcı fikrini savunuyor ve bu sebepten obadan kovuluyor. 
Istikamet ana yurt Altaylar.
Onun ardı sırada onun gibi düşünenler yollara düşüyor. 
Bunlardan biri Ilbırın. Daha sonra hazreti İbrahim'in soyu olacak.
Bir diğeri mecer-er. 
Bir süre kızla birlikte yolculuk yapıyor.  Sığındıkları Kimber oymağından kovuluyor ve yolları bir daha kesişmiyor.

Ece Hatun
Eşleri saldırıda ölen kadınlar ile yola  düşüyor. 
Gökşin'in izine Kimber oymağında rastlıyorlar.  Bizim kadın grubu  burada üçe bölünüyorlar. Bir kısmı obada evlenip yeni türlerin oluşmasını sağlıyor, bir kısmı amozonların atası oluyor, bir kısmıda ece hatun ile ergonokona doğru yola çıkıyor.

Yalnız yolcu Kızıltuğ
Tuğurlardan bir yiğit.  Efsanelerde duyduğu Altay dağlarındaki gizli yurda (ergonokon ) doğru yola çıkar.
Onunda yolu Kimber oymağında geçer.  Hatta oradan birisi ile de evlenir. Bu evlenme hikayesinde onu beğenen kız kendi eli ile sadak hazırlayıp oğlana taktim ediyor bu şekilde evleniyorlar.  Bir an o sadak günümüzde bulundu dedim ama değilmiş.

Uzun lafın kısası bol olaylar sonra ergonakondan çıkış hikayesine dönüyor hikaye.
Dağılan boylar toplanıyor ve yeni yurda yerleşiyorlar. Hikaye burada bitiyor.
Arada pek çok detayı var ama değinmeyeceğim.

Kitabı beğendim mi?

 Farklı desem beğenmediğimi anlar mısınız?
 Konuyu işleyiş biçimi pek amatör buldu. Cevapsız kalan pek çok şey vardı. 
Yinede kitabı zaman kaybı olarak görmüyorum.

Yazar hakkında bir şey yazmaya üşendim. Daha doğrusu kendisi beklediğimden farklı çıktı o yüzden anlatmaya başlasam bitmez diye uğraşmayacağım.

Efendim bu tarz tarihi romanları seviyorsanız size Bozkır'ın Efendisini tavsiye ederim.
Yazı yazmak ne zormuş unutmuşum.  O yüzden burada bitireceğim
Kalın sağlıcakla. 

12 Eylül 2017 Salı

Modern Dünyanın Bunalımı - Rene Guenon

Kitap Türkçeye çevrileli uzun zaman oluyor. Ben yakın dönemde İnsan Yayınlarının kataloğunda görüp merak etmiştim. Alsam mı elimdeki kitaplarla mı idare etsem diye düşüne düşüne Beyazıt kitap fuarın kadar beklemiş oldum. Fuarda çok kitap almadım. Almış olduğum dört kitabın üçünü bitirmiş oldum. 
Onca merak ederek aldığım kitabı beğendim mi?


Bilemedim şimdi, daha doğrusu emin değilim. 
Beklentim neydi de neyle karşılaştım?
Modern dünyanın bunalımı söz konusu olunca bir çözüm bekliyor insan. Belki bunalımın cevabı satır aralarında saklı idi ama ben sadece neden bunalım kısmını algıladım.


Neden bunalım dersek?
Geleneklerden kopuşun bireyselliği ön plana çıkardığı bunun da maddiyata önem veren maneviyatı görmemezlikten gelen toplum yapısının oluşturması diyebiliriz.

Ee bunu herkes biliyor zaten. Bunun için dolambaçlı yollara girmeye gerek var mı?

Ne zorlandım kitabı algılamakta. Acaba yazar etkileyici bir dil kullanmış da ben uygun çeviriyi mi bulamadım dedim. Başka bir çeviri yokmuş. İyi madem okumaya devam dedim. Biraz daha anlaşılır üslubu sonlarda buldum.
Buldum da beğendim mi? 
Hayır. 
Bu tarz kitapları çok okudum galiba o yüzden yeni gelmiyor. Kaldı ki dili pratik bulmadım. Kitap uzun zaman elimde kaldı. Şu satırları yazarken bile içim daraldı. 
Uf sıkıldım. Okuyan olursa bana açıklama yapsın, Benim göremediğim ama milletin baş ucu kitabı yapma sebebi ne. 

19 Haziran 2017 Pazartesi

Ali Ural - Satranç Oynayan Derviş

Yazarı ilk nasıl tanıdım hatırlamıyorum. İlk okuduğum kitabıda hatırlamıyorum. Makyaj yapan ölüler ya da körün parmak uçları olabilir. İki kitabın adı da ilginçmiş yazarın tarzı gibi.


  Yazarın dilini seviyorum. Uzun zaman önce satılık ölümü okuyup bir süre etkisinden çıkamamıştım.
Yazarı ne kadar beğenirsem beğeneyim üst üste bir kaç yazısını okuyamıyorum o ayrı dava. Evde ara ara okuduğum tek kelimelik sözlük varken satranç oynayan derviş'e başladım ve severek bir çırpıda okudum. 

Yazarı henüz okumadıysanız posta kutusundaki mızıka ile başlangıç yapabilirsiniz. 


Alıntılar

Gördü.  Tehlikesini gördü görülmenin. Ölmeye başlıyordu övgüden hoşlanınca ruh.

Dil eşikte yatan bir arslan da olabilirdi, yularından çekilen bir deve de. Söz kara yere mavi gökten inmişti. İnmişti te karışmıştı toprağa taşa.  
Sözü çok söyleme, sırasında ve az söyle; binlerce söz düğümünü bu bir sözde çöz! 

Gittiğim her yerde hep tanrılar rastladım; kul olmaya bir türlü razı olmayan insanlara. 

Özgürlük Tanrı'nın bir armağanıdır.  Her insan akıldan yararlanmaya başlar başlamaz,  özgürlükten de yararlanmaya hak kazanır. 

Bende bu kadar, Allaha emanet olun. 

1 Haziran 2017 Perşembe

Gariplerin Kitabı - Ian Dallas

Gariplerin kitabı!
 Ne düşünmeliyim, ne yazmalıyım ya da nereden başlamalıyım. 
Hayal ettiğim gibi çıkmadı.  Sahi ne hayal etmiştim.  Aslında bir şey hayal etmedim. Yinede beklentim bu değildi.   


Kitap gayet güzel gizemli başlıyor. 
Bir kitap var onun peşinden arayacak tarayacak, bol bol düşünecek varlığın sırrına ermeye çalışacak en sonda  hidayete erecekti. 
Olmadı,  başladığı gibi bitmedi.
Kahramanımız doğrudan müslüman oldu ve bir tatikat girdi. Tarikatta geçirdiği zamanları  günlük rapor sunar gibi aktarmış oldu.
Hemencecik de bitti kitap. 
Ne olduğunu anlamadan başladı ve bitti.


İslamı yeni tanımaya başlayan biri için tamam güzel bir kitap ama benim gibi konusunda pek çok kitap okumuş ve pek çok kişi ile tanışmış biri için yeni değil. 
Neyse efendim kitabın kendisinden bahsedeyim. Kitap köy kitaplığından amcamın ya da babamın.  

İklim yayınları 1987  ilk basım. Ismet Özel çevirisi.  Ismet Özel de okuyamadım gitti.  Her seferimde elime alıyorum tek paragraf okuyup bırakıyorum,  zamanı gelmemiş diyorum. Bir ara nasip olacak bende kitabi bitireceğim inşallah.  
Evde yer olmadığı için kitaplıkları çıkarmayı düşünüyoruz.  Kitapları okuyup köye göndereceğim.  

Diğer köy kitaplığı kitaplarım;

Üç müslüman bilge  - Seyyid Hüseyin Nars

Köy kitaplığında devam edeyim istedim. Daha önce başlayıpta bitirmediğim bir kitaba tekrar başladım,  tekrar bıraktım :(

Zamanı gelmemiş demek ki.

27 Nisan 2017 Perşembe

Nisan ayı bitmeden


Evden uzak iki vasıta ile işe gitmedin artıları eksileri nelerdir desem? Yolda gecen onca zaman, uykusuzluk diye başlar  sürüsüyle madde sayarız. Ben bardağın dolu tarafına bakıp yolda okunan kitaplara değineceğim. 4 adet kitap okumuşum ki beni araba tutar. Midem bulanmasa artık yıllardır okunmayan kitapları bitiririm :)

Vıctorıa - Knut Hamsun

Varlık yayınlarını çok geç keşfettim. Daha doğrusu sahaflardan eski kitaplar almayı geç keşfettim. 
Bir kere o tadı varınca da alası geliyor insanın. O niyetle hikaye kitabı aramıştım sahaflardan ama bulamamıştım. 
Adı ilgili olup ta gerçekte ilgisiz olan satıcılardan dolayıda çok kurcalayamadım, var olanlar içinden ilgimi çeken iki kitapla sahaftan dönmüştüm. 
Yazarın Açlık adlı kitabı her yerde karşımıza çıkıyor. Adı bilindik ama dili bilindik değil. En azından benim için bilindik değil. 
İnce olunca yolda izde okurum dedim. Sabah işe gidince araba / tramvay dolu oluyor kendim zor sığıyorum. Akşam ise ikisine de ilk duraktan binip oturuyorum. Midemin elverdiği ölçüde başladım bu saf kendi halinde olan aşk kitabına. Bu arada aşk kitaplarını da hiç sevmem. Asıl hikaye farklı olacak arada masumcuk bir sevda olacak ki sevebileyim.


Kitap 1969 nisan ayında basılmış. Beşinci basım benimkisi. İlk basım 1952 deymiş. 
Çeviri Behçet Necatigil'e ait. 150 sayfalık ince bir kitap.

Okurken kendimi liseli ergen gibi hissettim. Ergenlikte bile aşk  temalı kitap okula ( tamam bir tane okumuştum adını bile hatırlamıyorum ) gel yetişkinlikte oku. Allahım ben bir Bridget  Jones muyum. Aman Allah korusun, son filmi saçma bulmuştum. Rabbim bizi şaşırtmasın.
Kendi halinde saf masum bir sevgiyi oku gel burada cıvık cıvık benzetme yap olacak şey değil.
Çık cık cık kınadım kendimi.
:)

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat  - Stefan Zweig 

Yazarın okuduğum 4. kitabı. Geç tanıdım beğendim diye pek çok kitabını indirdim. Hemen okudum mu? Hayır başka iki kitabına başladım,  beğenmedim yarım bıraktım. Sonra ince diye buna başladım. İki hikayeden oluşuyor kitap  İlki kitaba adını veren hikaye. Çok fazla bölünerek okudum diye mi bilinmez sevmedim. Bir yüreğin ölümünü  ise severek okudum. 

Alıntı - Bir Yüreğin Ölümü

Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da
her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı
yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi
anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun o küçücük cüssesiyle
çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya
çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar
başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve
kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini
savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.

Bir başkasının yüreğinin parçalanması sizi neden ilgilendirsin ki... önemli olan sizin zevk
almanız.

Gezgin - Halil Cibran

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Dilini beğensem de abartıldığı kadar güzel olmadığını söyleyebilirim. 
Kürk mantolu madonna ne çok abartılmıştı. Bende inat edip okumamıştım. Bir an beğenmeyeceğimi düşünüp başlamış çok beğenmiştim. 
Bu yazarı da öyle bekliyordum ama beklediğimi bulmadım. 
Kötü mü ? Hayır, gayet güzel bir dili var ama aynı mesele. Neden bu kadar abartılıyor. Belli başlı yazarlar okunmazsa kitap okunmamış sayılıyor ben onu anlayamıyorum. 

Yazarı yeni tanıdığımı söylesem de okuduklarım çok tanıdık. Yeni bir kitap okumuşum izlenimi vermedi. Zaten 96 sayfa yarısı da yok. Hemencecik bir günde bitti. Kitabı beğendim mi? ''Çok sanatsaldı beni aştı'' diyeceğim. Hiç bir sonuca bağlanmayan hikayelerden bir ders çıkarmam gerekiyordur herhalde ama olmadı. Ben o mesajı çoğu yazılarda alamadım :(


Bu kitapla birlikte sahaflardan alınmış kitaplardan 8. kitapta bitmiş oldu. 7 adet kitap kaldı, benden beklenmeyecek performans oldu. 

Birde dergi fuarından aldığım dergileri yarılasam ne güzel olur. Sadece gezi saysını biraz okudum. 

Yeni kitap olarak Daha önce başladığım İskender Pala'nın kırk Güzelller çeşmesini cantama attım. Araba beklerken bir iki deneme okurum. Onun dışında   Angele'nin küllerine başladım. İkisini birlikte okuyamam gibi bakacağız artık. 
Sınavlara gelince bir ara hevesle başlamış çalışmıştım. Sonra zevk için okuduğum bölümü kendime ödev bilip yük yaptığımı fark ettim bıraktım. Zevk ala ala okuyacağım ( bu fikirden cayıp pişman olacağım ). Yüksek lisansdan hoca çıkmış soruları soracakmış. Bir kere çözdüm. Yapamadıklarımı bir kağıda yazdım sınavdan önce 20 adet yapamadığım soruya bakar girerim. Şuan için 80 - 85 alırım. 

Şimdilik benden bu kadar. Allah'a emanet olun. 


25 Nisan 2017 Salı

Yaban Kızlar - Ursula K. Le Guin

Yazarın adını blog aleminde çokça duydum.
Düşünüyorum da çevremde kitap okuyan insan yok gibi bir şey. Tüm dünyam blog olmuş. Ne tavsiye edilirse denemek istiyorum. Yazarda bunlardan biri.
Ne çok övüldü, ne çok.

Kötü kitap mı ki böyle dedim? Hayır kötü değil. Çok çok da güzel değil.
Kısacık bir roman. Roman mı dedim? Uzun hikaye diyelim. Hemencecik bitiyor. Ben yazarın kim olduğunu ne tarz yazdığını bilmediğim için nerede geçiyor, kim bu kök insanlar, toprak insanlar sorusuna başta cevap veremedim.  İdeal devlet temalı bir başka kitap mı dedim, değilmiş.


Uzun hikayenin sonunda bir iki şiir ( neden şiir sevmediğimin ispatı olan şiirlerden ) ve kitaplar üzerine notlar ( okurken uyanık kalmak )  ve  röportaj  var.
Her şeyden bir parça fikri çok hoş ve fikirlere katılıyor olsam da dili sevmedim. Bir kafede oturulmuş ta sohbet edilmiş. O sohbette temize çekilmeden öylecene kitaba basılmış havası var.

Hikayeden bağımsız olarak okurken uyanık kalmak yazsını okusam beğenirdim ama hikayenin ardından yüzeysel kaldığı için olmamış diyorum. 

 Alıntı

Modh tiz ağlamayı gece duymuştu; boşluktan geliyordu. Ne doldurabilirdi o boşluğu? Ne yetebilirdi doldurmaya?

Yaban kızlara Kent’te nasıl yaşanacağını öğretme işini Nata üstlendi ve görevini içtenlikle yaptı. Kuralları öğretti. Neye inanıldığını öğretti. Kurallar adalet içermediğinden adaleti öğretmedi. İnanılana şahsen inanmasa bile inananlarla nasıl  yaşanabileceğini gösterdi.

İşin doğrusu, tarihte zaten hiçbir zaman çok fazla sayıda insan kitap okumamıştır. E, ne demeye şimdi okuduklarını veya okumak zorunda olduklarını düşünelim?

Bir kere, çok, çok uzun dönemler boyunca insanların çoğu okumayı hiç bilmedi. Okuryazarlık alt sınıflarda, sıradan insanlar ya da kadınlar arasında teşvik edilmezdi. Okumak sadece güç sahibiyle güçten yoksun arasındaki ayrımın bir işareti değil, gücün ta kendisiydi. Okuma zevkiyse söz konusu bile değildi.

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler ama söylediği o zaman öyle farklı gelir ki yepyeni bir kitap okuyormuşsunuz gibi gelir.




10 Nisan 2017 Pazartesi

Ahraz - Deniz Gezgin

Yazarı nereden duydum da aklıma yer etti bilmiyorum. Sahaflara gidince   ''Aa Ben bunu not almıştım bir yere, alayım okurum'' dedim.  Aklıma not almış olmalıyım ki defterlere baktım da bulamadım.

Neyse efendim.

Yazar çok tanıdığım bir yazar değil sadece güçlü bir kalemi olduğu ve ilerleyen aşamalarda  daha popüler olacağı yazılıp çiziliyor. 
Umarım öyle olur. Genç kadın yazarlara ihtiyaçlarımız var.
Yazarın ilk romanı imiş. Mitoslar üzerine başka kitapları da var. 
Mitos? Evet sordunuz duydum. 
İlgilenenler zaten biliyor da ben ''neden mitoslar?'' kısmına  değineceğim. 

Kendisi   Prehistorya ve Önasya bölümü mezunu. İlginç, ilgi çekici bir bölüm. 

AÖF Kültürel Miras ve Turizm okuyan biri olarak kendi yavan derslerim bile bana etkileyici geliyorsa bu bölümü okusam okula koşa koşa gider evimi mitler, heykeller ve çanak çömleklerle doldururdum.
Neyse ki konu benim çılgınlığım değil, genç yazarımızın kitabı. 
Genç diyorum da yaşlı olduğumu düşünmeyin, 4 -5 yaş küçüğüm sadece. 

Neyse efendim yazarımızın kitabı da almış olduğu eğitim kadar ilginç. 
Etkileyici bir dil sıradan olayları bile masalsı bir havaya sokuyor. 

İnsanın içinde hep var olan ve olmaya devam edecek kötülüğü, buna bağlı olarak oluşan kırgınlığı, kırgınlıklar üzerine sarılmaya çalışılan kabukları, insanların ötekileştirilmesini ve nicesini incecik kitap içerisinde bulacaksınız.

Alıntılar

Bugün bu çocuğun gözlerinden akarken yakaladığı korkuyu kocaman elleriyle ısıtmak,  eritmek, dönüştürüp ona geri vermek istiyordu.

Unutmak sağ çıkmaktır.

Hangi ev icine oyulan yersizlik duygusunu dindirebilir ki.

Savaş,  bir şarkıları öldüremiyordu, bir de anıları fakat ezgileri yakıyordu.



Kitap Beyoğlu Sahaflar Festivalinden alına kitaplardan birisiydi. Geriye 9 adet kitap kalıyor, bu sene en azından 5 tanesini daha okumak istiyorum. 
Bakalım nasip. 


20 Mart 2017 Pazartesi

Sırca Fanus- Slyvia Plath


İntihar eden bir başka yazarla karşınızdayım. Özellikle uğraşsam depresif yazarları derleyip de okumaya başlayam. Bir şekilde denk getirmişim. İntihar temalı kitaplar, intihar eden yazarlar ve halinden memnun olmayan roman karakterlerini ard arda sıralamışım. 

Ruh halimi yansıtıyor demeyeceğim. çok şükür iyiyim. Tamam çok şey isteyip hiç birine yetişemiyorum ama olsun. Sağlığım sıhhatim yerinde zamanla yaparım. 

Kitaba dönecek olursak. Kitabı yıllar önce not almışım, konu neydi unutmuş gitmişim. Ard arda 3 tane Stefan Zweig okuyunca değişiklik yapayım başka kitap okuyayım dedim. Özellikle de konusuna bakmadım. Millet ''bayıldım, öldüm öyle güzel kitap'' diyecek bende kitaptan soğuyacağım diye. 

Efendim kitap çok güzel başladı.  '' Planlar birbiri ardından aceleci tavşanlar gibi hoplayarak geçiyordu kafamdan.'' diyen bir türlü ne yapacağına karar veremeyen kızımız gayet mutlu gözüküyordu. İç sesi çok güzel yansıtılmıştı. 
Ne oldu ise tüm kıyafetleri terastan uçurdu ve kitap bir anda yön değiştirdi. Böyle bir şeyi neden yaptığı duygusunu yeterince ifade edilmemiş bence. Ya da ben anlamadım, çok şükür. 

Sonradan öğrendim ki otobiyografik romanmış. Daha doğrusu hayatı ile paralellik gösteriyormuş. O yüzden yazar kitabı takma bir isimle çıkarmış. İntihar ettikten sonra gerçek adı ile yayınlanmış. 

''Neden sırça fanus'' derseniz yazar kendini bir fanus içerisine kıstırılmış olarak gördüğü için Sırca fanus. 
Fanus deyince benim aklıma tüm kötüklerden arındırılmış temiz sakin bir hayat geliyor. Yazar olamama  nedenim oradan geliyor galiba. 

Kızımız edebiyat öğrencisi olunca yazarlara, şairlere, dergilere ve kitaplara da değinilmiş.

Finnegans Wake,  Dylan Thomas, Four Quartets,  James Joyce   ve daha niceleri.

 Alıntılarla veda ediyorum. Keyifli pozitif kitaplar okumanız dileği ile.

Korkunç bir hayvanın üzerinden atılmış bir deri gibi pörsük ve terkedilmiş hissediyordum kendimi. Hayvandan kurtulmuş olmak ferahlatmıştı beni, ama ruhumu ve pençelerini geçirebildiği her şeyi de alıp götürmüşe benziyordu.

Tanınmamamın çok önemli olduğunu hissediyordum.

ırmağınakışı, Havva ile Adem’den beriye...

Baştaki küçük harf hiçbir şeyin gerçekte en baştan, büyük harfle başlamadığı, yalnızca kendinden önce geleni izlediği anlamına gelebilir diye düşündüm. Havva ile Adem kuşkusuz Adem ile Havva’ydı ama belki başka bir anlam da taşıyordu.

Ona yalnızca istediklerimi anlatacak ve bazı şeyleri gizleyip bazılarım açıklayarak onun kafasında yarattığım izlenimleri kontrol edebilecektim. Bütün bunlar olup biterken o da kendini pek zeki sanmaya devam edecekti. 

Kafamın içinde bir beyin olmadığını görmemek için insanın kör olması gerektiğini düşünüyordum.

Çünkü nerede olursam olayım  hep aynı sırça fanusun altında kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım.

13 Mart 2017 Pazartesi

Satranç - Stefan Zweig


Yıllar önce okunacak yazarlar listesi yapmıştım. Yazarın ismi orada geçiyor ama fırsat bulup okuyamıyordum. 
Son zamanlarda blog aleminde sıkça karşıma çıkınca okuyayım dedim. 
Bu sayede okumaya başladığım yazarı anlayacağınız üzere  geç keşfettim. Geç olsun ama güç olmasın yavaş yavaş okurum dedim ve üçüncü kitaba başladım. Üç bitmeden ikinci kitabı paylaşayım istedim. 


Adını sıkça duyduğumuz, ben hariç tüm blog aleminin okuduğu kitabımız  yazarın son kitabı Satranç. 

''Kitap neden bahsediyor ?'' derseniz. 

Kitap bir deniz yolculuğunda geçiyor. 
Ünlü bir satranç ustasının dikkatini çekmek isteyen anlatıcımız ilk etapta şampiyonun dikkatini çekmese de ilginç mühendisin dikkatini çeker. 

Mühendis; En önemsiz oyunda bile yenilmeyi kişiliklerine yapılmış bir hakaret olarak gören o kendinden emin, başarılı insanlardandı. Yaşamda önüne çıkanı devirerek yol almaya alışmış ve somut başarıdan şımarmış, kendi kendinin mimarı bu iri yarı adam, üstün olduğu düşüncesine kendini öyle kaptırmıştı ki, ona karşı koyulmasını kendisine karşı haksız bir ayaklanma» ve neredeyse hakaret olarak algılayan bir tip

Bu hırs  halinde anlatıcı kendilerinin amatör olduğunu, asıl başarının kendilerine küçümseyerek bakan şampiyonu yenmek olduğunu vurgulayınca mühendis şampiyonu bulmaya gider. Bir maç yapmak o kadar basit değildir. Her şeyin değeri para ile ölçülür. Neyse ki mühendisin saçılacak parası bol. 

Bir Bay Czentovic'in bana iyilik yapmasına izin vermektense ve sonunda bir de ona teşekkür etmek durumunda  kalmaktansa, para öderim daha iyi.

Zihniyeti ile yarışa tutulurlar. Yenilen pehlivan güreşmeye doymazmış misali tekrar tekrar yenilirler. Taki o yabancının gelişine kadar. 

Tüm dünyası kara tahta üzerindeki piyonlardan ibaret olan dünyaca ünlü satranç şampiyonu  ile tüm dünyası zihninde oluşturduğu kareler üzerinde taş sürmek olan yabancının  satranç karşılaşması başlamış olur. 
Yabancı bu karşılaşma için tereddütte olsa da ; Beni ilgilendiren ve kafamı kurcalayan tek şey, o zaman hücrede yaşadığım satranç oyunu muydu yoksa delilik mi, o tehlikeli kayalığın hemen önünde miydim yoksa çoktan ötesine geçmiş miydim, bunları açığa çıkarmak için duyduğum gecikmiş merak, yalnızca bu. der  ve turnuvaya başlar. 

Turnuvayı kim mi kazandı ?

Kitap hakkında daha fazla detay vermiyorum. Alıntılarla yazıya son veriyorum. Gitmeden de kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Bütün yontulmamış varlıklarda olduğu gibi onda da gülünç bir  kendini beğenmişlik vardı; dünya turnuvasındaki zaferinden beri kendini dünyanın en önemli adamı olarak görüyordu ve bütün bu
zeki, akıllı, göz kamaştırıcı konuşmacıları ve yazarları kendi alanlarında yenmiş olduğunu, üstelik onlardan daha çok kazandığını bilmek, onun o eski güvensizliğini soğuk ve çoğunlukla kabalıkla  özler önüne serilen bir gurura dönüştürdü.

Sabit fikirli, kafasını tek bir düşünceye takmış her türlü insan, yaşamım boyunca beni çekmiştir, çünkü bir insan kendini ne kadar sınırlarsa, öte yandan sonsuza o kadar yakın olur; işte böyle görünüşte dünyadan kopuk yaşayanlar, özel yapıları içinde karınca gibi, dünyanın tuhaf ve eşi benzeri  olmayan bir maketini kurarlar.

Bu kurnaz köylünün, derinde  yatan yetersizliğinin arkasında açık vermeme akıllılığı gizleniyor,

En önemsiz oyunda bile yenilmeyi kişiliklerine yapılmış bir hakaret olarak gören o kendinden emin, başarılı insanlardandı. Yaşamda önüne çıkanı devirerek yol almaya alışmış ve somut başarıdan şımarmış, kendi kendinin mimarı bu iriyarı adam, üstün olduğu düşüncesine kendini öyle kaptırmıştı ki, ona karşı koyulmasını kendisine karşı haksız bir ayaklanma» ve neredeyse hakaret olarak algılıyordu. İlk eli kaybedince öfkelendi, uzun uzadıya ve sert bir tavırla, bunun yalnızca bir anlık bir dikkatsizlik yüzünden olduğunu açıklamaya başladı.

Her meslekte gerçek profesyoneller aynı zamanda en iyi iş adamlarıdır.

Bir Bay Czentovic'in bana iyilik yapmasına izin vermektense ve sonunda bir de ona teşekkür etmek durumunda  kalmaktansa, para öderim daha iyi.



Ama yeryüzünde kimin, hiçliğin kölesi olan benim kadar yararsız ve kullanılmayan zamanı vardı ki, kim bu kadar hırs ve  sabırla doluydu?

Bilindiği gibi yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz. Her birimizi tam bir boşluğa, dış dünyaya sıkı sıkı ya kapalı bir odaya hapsetmekle, eninde sonun da dilimizi çözecek olan baskı, dayak ve soğuk yoluyla dışarıdan değil içeriden yaratılacaktı.

... bir insan yüzü görmedim, bir insan sesi duymadım; göz, kulak, bütün duyular sabahtan geceye, geceden sabaha kadar en ufak bir besin almıyordu.

Satrancın çekiciliği temelde bir tek şeyden kaynaklanır: Stratejisinin farklı beyinlerde farklı biçimlerde gelişmesinden.

Satrancın eşsiz bir yararı vardı, tinsel enerjinin daracık bir alana yönlendirilmesiyle en ağır düşünce eyleminde bile beyni gevşetmiyor, tersine kıvraklığını ve esnekliğini artırıyordu.

Besbelli ruhumuz için yorucu ve tehlikeli olabilecek şeyleri kendiliğinden yok eden gizemli güçler
var beynimizde, çünkü ne zaman geriye dönüp hücre günlerimi düşünmek istesem, sanki beynimde ışık sönüyordu; bana neler olduğunu düşünme yürekliliğini ancak haftalar sonra, işte tam
burada, gemide buldum.



10 Mart 2017 Cuma

Düğün Evi - Necip Mahfuz

Yazarın üçüncü kitabı ile karşınızdayım. İlk iki kitabı pek beğendiğim söylenemez. Üçüncüye bir şeyler beğenirim artık diyerek kitaba başladım. Hikaye genel olarak itici gelmedi ama anlatım tarzını beğenmedim.



Olay 4 kişi tarafından anlatılıyor. Aynı hikayeleri farklı kişilerin ağzından aktarıldığı pek çok kitap okudum. İlkinde olay anlatılır, sonrakilerde kişilerin olay hakkındaki fikirlerini okuruz. Mantık budur ama bu kitap farklı, aynı diyalogları tekrar tekrar okuyoruz. O kişinin diyaloglar dışında iç sesi  duysak fena olmazdı.


Altını çizdiğim üç beş satırdan başka da bir şey beğenmedim.
Özet yapmak gerekirse yazarı pek sevemedim. Tekrar bir kitap okumak istersem eminim yıllar sonra emanet bir kitap olur. Tutup da bir kitabını satın almam.

Yazarın daha önce okuduğum kitapları;

Midak Sokağı
Yağmurdan Aşk



Sahaflardan aldığım kitaplardan bir tane daha okumuş oldum.

Benden bu kadar, esenkalın.