2015 okumaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2015 okumaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2015 Çarşamba

2015 okumaları

2015'e girerken kitap defterime not almışım.  
"Sayı önemli değil önemli olan kitabın bize kattığı bilgidir." 
"Popüler kitaplardan daha ziyade bizi biz yapan kitaplar okuyacağım."
 Bu doğrultuda da kitap türü belirlemişim Şark edebiyatı,  gezi, biyografi ve mektup/anı. 
Bilirsiniz ki listeler, hedefler pek yapılmaz. Bende bir kısmını birazcık yapmışım.
2015 yılında 28 kitap bitirebilmişim. Yarım bıraktığım, devam ettiğim 4 kitap var.

Ayrıca 2015 yılında derin tarih dergisine abone idik, her sayıyı okumasamda 6-7 sayısını tamamen bitirdim.


Bu yıl Atlas +Atlas Tarih dergisine abone olalım dedik.  3 aralıkta abone olduk ama dergi gelmedi. Onca arama ve faxlardan sonra dergi yeni yılda başlayacak dediler. Yeni yılda istesek ocak ayında abone okurduk!
Derin tarih ayın ilk haftası hemen geliyordu. Atlas ne vakit gelir bilen var mı? Hoş aboneliği iptal ettirmek istiyorum.

Derginin haricinde AÖF kitaplarını (iktisat hariç) okudum bitirdim. Kimse o kitapları okumaz. Ben madem hobi niyetine okuyorum bitirmeliyim dedim ve bitirdim.


Başlıklara bakınca gayet güzel konular mevcut olsada ele alış biçimini beğenmedim.  Farklı kaynaklardan pekiştirmek istiyorum. Bu konuda belli başlı siteler ve yüzlerce kitap var. Secenek bol olunca seçmek zor oluyor. Öncelikli olarak
ArkeoAtlas 2011 özel sayısı sipariş verdim bakalım  ne vakit gelir.

Önerisi olan ( kitap, dergi, site fark etmez) varsa not alabilirim. Muzaffer Ilmiye Çığ önerisi istemiyorum o ayrı dava. Şuan için kendisine sempati duyamıyorum.


Okuduğum 28 adet kitaba gelince istatistik bilgi vermek zor olmayacak.  Türk yazar ağırlıklı okumuşum.
Saydım geldim yanlış bilgi :)
15 yabancı,  13 Türk yazar okumuşum. Iki tanecik bayan yazar okumuşum.  Demek ki 2016 da bayan yazarlara ağırlık vermeliyim.
2015 hedefim olan gezi, mektup, biyografi türünden 7 kitap okumuşum.
Yayınevleri çeşit çeşit.  İkişer adet yeditepe, Akabe ve Türkiye İş Bankası yayınlarından okumuşum. Onun dışında ilk defa kitabını okuduğum Gendaş,  Destek, İnkılab,  Akabe.
Köy Kitaplığında bol bol Akabe, İnkilab, Bir ve İnsan yayınları getirdim. İnşallah 2016 da İslâm düşünce kitabı ağırlıklı okuyacağım. Tabi geçen sene aklımın bir kenarına kazınıp okumaya fırsat bulamadığım bir iki seyehatnameyide bu sene okumak istiyorum.
Neyse efendim. 28 adet kitap için bu kadar uzatmaya gerek yok. En iyisi listeleyeyim.

Listeleme kitap ismi, yazar ismi ve yayınevi şeklinde olacak.

Sisle Gelen Yolcu,  J. C. Grange,  Doğan kitap

Habesiştanda bir mevsim,  Paol, Gendaş yayınları

Iki aşk çiçeği, Ömer Nasuhi Bilmen, semerkand

Göz gördü kalem yazdı,  Cihan Okuyucu, Sütun yayınları

Gülistan,  Sadi Şirazi, Mavi Lale

Kiyoto, Yasunari Kawabata, Nobel Sabah

Hayvan Çiftliği,  Geoarge Orwell, can

Yeni hikayeler,  varlık yayınları

Nuni yeşil oda ve ötekiler, Faik Baysal, Altın kitap

Saatleri ayarlama Enstitüsü,  Ahmet Hamdi Tanpınar,  dergah

Fahreneit 454, Ray Bradbury, ithahi

Dava, Franz Kafka, Türkiye Is Bankası

Küçük prens, Antoine de Saint Exupery, mavi bulut

Sineklerin Tanrısı, Wılliam Goldıns, Türkiye is Bankası

Rabbin için sabret, Uğur koşar,  destek

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk, iletişim

Son Krifos, Turgay Bostan, Ötüken


Posta kusutusndaki mızık, Ali Ural, Şule


Ibni Battuta Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları
Girnati seyehatnamesi, Yeditepe
Ibni Fazlan seyehatnamesi, yeditepe
Şark mektupları,  Layd montagu, Antik Şark Edebiyatı


Coğrafi keşiflerin iç yüzü,  Abdurrahman Dilipak, İnkilab



 Tasavvuf Nedir, Martin Lings, Akabe


Bin muhteşem güneş,


Iki şehrin hikayesi


Teknolojinin Ötesi,  Ersin Gündoğan,  Akabe


Mücellâ, Nazan Bekiroğlu,  Timaş

 2015 okumaları bu şekilde sona erdi. 
2016 da neler olur bilemiyorum.

2012 de yeni tanıdığım yazarlar listesi için tık tık

17 yeni yazar oldukça iyi.

2013 okuma listem için buraya,

Samiha Ayverdi, Yaşar Kemal, Nazan Bekiroğlu, Orhan Pamuk ve Amin Maalouf'un liste başı olduğu 53 kitap! Vay canına ben bile imrendim :)


2014 listem içinse tam olarak buraya

Hikaye, roman, gezi, şiir ağırlıklı okumuş,  30 yeni yazar tanımışım. 30 yazar tanıdığıma göre kaç kitap okumuşum dersiniz? 69! Şuan ki okuma hızıma bakarak bunları ben mi okumuşum diyorum.
Favori yazarlarım Samiha Ayverdi, Yaşar Kemal, Sibel Eraslan, Faik Baysal, Ahmet Hamdi Tanpınar,  Necip Fazıl Kısakürek,  Ahmet Ümit,  Sadık Hidayet, Mine Söğüt, Albert Camus.
Favori yayınevi; Kubbealtı,  Timaş,  can, Yapı Kredi, İnsan ve Dergah yayınları.


Bir başka listede buluşmak dileği ile Allaha emanet olun.



27 Aralık 2015 Pazar

Mücella - Nazan Bekiroğlu

Kitap ilk çıktığından beri alıp okumak istemiştim.  Evde alınıp okunmayan o kadar çok kitap var ki içlerinden bir ikisini okumadan yeni kitap almayacağım dedim. 
Baktım AÖF ders kitapları çok vaktimi alıyor başka bir şey okuyamıyorum. Sınav sonrası başarı ödülü olsun ( kesinlikle en yüksek notlar benim olacaktı ), o vakit alacağım dedim. Sınav beklediğim gibi geçmedi.  Ben çalışıp güzel geçmedi diyorsam çalışmadan girenlerin yanında başarılı sayılırım. Bu da kendi çapında başarıdır :) bahanesine sığındım.
Uzun lafın kısası yeni kitap almama bahanelerimi tüketim,  kitabı aldım başladım.


Beklediğim gibi mi? Hayır.  Roman olunca nar ağacı gibi birşey bekliyordum. Öncelikle dil çok çok sade. Yazarın pek çok kitabını yarım bırakmışımdır.
Bitirebildiğim Yusuf ile Züleyha,  Nar Ağacı ve Nun Masallarıdır.

 Bu kitapları okuyan kişi Mücalla'yı başkası yazmış sanabilir.
Sade, akıcı bir dil var. 
Hikaye Trabzon'da geçiyor. Trabzon'u bilmeyen bir Trabzon'lu olarak Karagöz bahçesi,  sipahipazari, kemerkaya neresidir nette gezinmeden bilemedim. 


Hikayeyi biliyorsunuz zaten; hüznün,  yalnızlığın hikayesi.
 Uzun uzun anlatmayacağım, alıntı yapıp gideceğim. 

Eşyanın, sahibinden geri kaldığında nasıl bir yüke dönüştüğünü ilk kez anladım.

Tanımaktı anlamanın ilk şartı. Sevmek anlamaktan sonra gelir.

Sanki beklediği bir duygu varmış da onu yaşatmadan, içinde dolması gereken bir yer varmış da o yeri bulmadan kayıp gidiyordu çiçekler.

Kazalı belalı yolları kazasız belasız atlatmayı, eylemekten çok eylememeyi başaranların çorak bakışı. Yaşanmamıştan çıkarılan gururun acı tacı.

Benden bu kadar, esenkalın.



4 Kasım 2015 Çarşamba

Teknolojinin Ötesi

Kaybolan ölçü ve bozulan denge - Ersin Gürdoğan

Köy Kitaplığında bir kitapla karşınızdayım. Kitap akabe yayınlarını. 1985 yılında basılmış.  Ilk basım galiba, üzerine yazmıyor.  Kitabın içine bizimkiler tarih düşmemiş. Babam genelde kitap sonuna tarih düşer,  amcamda kitap başına.  Artık alıp okumamışlar mı bilinmez.

Yazar 1985 yılında yazmış olduğu kitapta gelişen teknoloji ile insanların değer ölçülerini kaybettiğine değinir. Gelişen teknoloji ile kaliteli ürün yerine kullan at mantığı ile kalitesiz ürünü ve tüketme eğilimlerimiz üzerinde duruyor. Bozulan kalite ile parelellik gösterecek şekilde ahlakı olarakta pek çok değerlerimizi kaybettiğimizi vurguluyor.
Bu kitabı okurken yazıldığı dönemi düşünmeden okudum, döndüm tekrar tarihe baktım.  Sosyal ağların yayılmadığı bir dönemde yazılan bir kitap şu an ki durumda nasıl yazılır acaba?
Kitap hakkında pek bir şey yazmayacağım.  İlgisini çeken okusun.

Ben biraz alıntı yapıp gideceğim.

Sanayi devriminde bedensel güçün yerini makinalar almıştı; zihinsel güçün yerinide kısmen makinalar almaktadır.
(Yazı yazmayı kafadan hesap yapmayı artık bırakıp herseyi akıllı telefonlara bıraktığım bir dönemde kendime gelsin)

 Haberlesme araçları olan radyo, televizyon ve basın, bir yandan yonetime el koymuş güçlerin gücüne güç katarken, diğer yandan da kitleleri adeta sürüleştiriyor.

Yalnızca aklın egemen olduğu,  aklın dışında ölçü tanımayan bir uygarlığın elinde makinaların çevreye ve insana dost olması beklenemez. Teknoloji ancak Vahyin egemen olduğu bir uygarlığın elinde insana ve tabiata dost olabilir.

Bir toplumu ancak halkın değer yargılarına sahip olanlar yönetebilir.

Allah ile yarışa çıkanların ürünleridir dengemizi bozanlar.

Kullanıp atılmayan ürünler uygarlık dışı sayılmaktadır.

Her alanda tek geçerli ölçü vardır: Çıkar,  çıkar sağlamayan tüm alanlar araştırma ve inceleme dışı kalmıştır.





20 Ekim 2015 Salı

Gırnati seyehatnamesi


  2015 hedeflerim seyehatname, gezi, mektup,  biyografi tarzı kitaplardı. Bu doğrultuda kendime liste yaptım.  Üç beş adet de kitap aldım.  
Seyehatnamelerde Katip Çelebi ve Evliyâ Çelebi bu kapsama almıyorum.  Pek çok yayınevinden seçme öyküler okudum. 
Onların dışında Müslüman seyyah denince akla gelinen üç beş kişi var zaten. Ibni Battuta,  İbni Fazlan ve Gırnatı Seyahatnamesi.


Sırayı aynen bu şekilde okudum. Ilk okuduğum ve beğenmedim dediğim batutta sehehatnamesi en iyisi. Listenin diğer üyeleri giderek çıtayı düşürmüş. 
Kitabı bitireli çok oldu. Durup düşünüyorum acaba ne öğrendim.  Bir kaç ilginç nokta olmuş olsada yeni bir şey öğrenmedim. 
Kitap basımı hakkında bir iki laf edeceğim.  Malum seyehatname okuyoruz. Okudugumuz şehirlerin tam olarak neresi olduğunu bilmek istemek her okurun hakkı.  Kitaba başlamadan bir karıştırdım harita yok. Okumaya başladım.  Dip notlarda "ekler kısmındaki haritada..." diyerek başlayan pek çok cümle gördüm ama haritayı göremedim.  
Haritasız seyehatname? "Bizimla degilsin yeditepe yayınları." 
Tamam şaka daha önce bu yayından kitap okudum sorun yoktu. Demek ki gözden kaçtı. Bir defaya mahsus hoş görüyoruz.  Yok hoş görmezsek yayınevi hatasız basım mı gönderecek? Hiç.
Harita yoksa ben de harita eklerim dedim ve eksiz kağıdı ile tarih atlasından kopya ettim.

Neyse efendim kitaba dönelim.
Kitap 11. yy dönemi olunca yazar için ilginç olup bize normal gelen durumlar var. Örnek verecek olursak o devirde siyah beyaz çizgili eşşek ( zebra) görmek normal değil, hele tek başlı beş yılan ( ahtopot) hiç normal değil.  Üstelik bu yılanların büyüdükten sonra gemi batırıp insan yemeleri!


Teknoloji sayesinde görmesekde pek çok şeye vakıf olabiliyoruz. O devirde internet, gazete yada dergi yok. Çok gezen çok bilir lafı tam olarak o devri anlattığı için kaleme alan ne görmüş,  nasıl yorumlamış kişinin bakış açısına kalıyor.
Ibni Fazlan ve Gırnatı seyehatnamelerinin ortak noktası dev adamları.  Gerçekten dev adam var mı, bunlar mı gözlerinde büyütmüş bilinmez.  Bilinene bir şey varsa eski dönem insanı bu devre göre daha yapılı olduğu.  Tabi ne kadar eski dönem tartışılır. 
Kitap gercekten daha ziyade efsane gibi dursada o devrin bakış acısını öğrenmek için okunabilir.
Yinede önceliğimiz Battuta olsun derim.
Kalın sağlıcakla. 

13 Ekim 2015 Salı

İki Şehrin Hikayesi

Yıllar önce yazarı pek tanımazken okumaya niyetlenip yarım bıraktığım kitaplardan biridir iki şehrin hikayesi. 
İyiki de bırakmışım, bu kitabı okusaydım eminim başka kitaplarını okumak istemezdim.
İlk Siyah Lale, ardından Monto Kristo Kontu'nu okudum.
Üçüncü olarak İki Şehrin Hikayesini okumuş oldum.


Kitap Fransız devrimine doğru ağır ağır ilerliyor. Ilerlerken biraz Fransa biraz da İngiltereye doğru ilerliyor.
Fransız devrimine zemin hazırlanırken gereksiz tutuklamalar, ajanlar, şehirler...
Kitabı biraz okunur kılmak içinde bir sevda hikayesi.
Kitabın sonunda şunun şunla bağlantısı var dediğim ne varsa tutmadı :) Harikayım, bu yüzden yazar değilim galiba.
Neyse efendim yazarın tarzını beğendiğim için severek okudum. Yazarı ilk defa okuyacak olanlar bu kitaptan başlamasın.

Kitabı okuyalı iki ay olmuştur.  Köydeki kuzenimin kitabı.
Ne okuduğumu unutmamak için hemen geldim not aldım.
Tamam yalan, tabletteki resimleri sileceğim, silmeden bir iki yazı yazayım sonra silerim dedim.


Bu arada ilk resimdeki toz içindeki gaz lambasına görmemezlikten gelin.
Temizlik yaparken çıkardım annemin göreceği yere bıraktım. Kapkara olan  lambanın camını pırıl pırıl yaptı. Bunu yaparken kuzenleride eleştirmekten geri durmadı "ne bicim kızsınız, hiç bu lamba böyle kaldırılır mı? Ben yeni gelinken her sabah parlatırdım" gibi sözlerin nicesini saydı döktü.  Kızlar umursamadı o ayrı dava :)
Gitmeden Sürahiyi tanıyan var mı? Babaannemin ceyizinden.

30 Ağustos 2015 Pazar

Bin Muhteşem Güneş

Kitabı nasıl anlatsam bilemiyorum. Bir dram nasıl dile gelir, kağıda dökülür.  Ben nasıl özetlerim...
Azize daha bebek, Meryem 33 yaşında yaşlı bir kadın. 
Yaşlı! 
Kime göre, neye göre?  Kriter ne?
Kendi 50 yaşında iken 14 yaşında kız ile evlenmeyi niyet eden kıza göre yaşlı değil mi? 
Çok mu üzüldüm yoksa sinirlendim mi bilemiyorum.

Yazarın ilk kitabını dört sene önceki köy ziyaretinde bir günde okumuştum.  


Okuyanlar ilk kitabın tadını diğer iki kitabın vermediğini söyledikleri için okumayı erteleyip durdum. Baktım kuzende ikiside var, bir yerden başlamak lazım dedim ve üç günde okudum.
Kadın olmak her yerde zor. 
Leyla ve Meryem.
 Normal şartlarda arkadaş olur muydu bilinmez. Zaten Afganistan'ın normal zamanı var mı? 
Iki kadının dostluğu, birbiri için yapabilecekleri.
Anlatılmaz,  en iyisi okuyun.



27 Ağustos 2015 Perşembe

Coğrafi Keşiflerin İçyüzü - Abdurrahman Dilipak

Yazarı daha önce duymadım. Köy kitaplığında okunmaya değenlerden liste yaptım.  Bu kitapta listede olanlardan. Kitap basıldığında üç yaşında bile değilmişim. Inkılap yayınları mayıs 1988 de 4. baskısı yapılmış.  Ilk baskı 1984 de çekirdek yaydınları tarafından yapılmış.  
Kitaptaki yazılar yazarın islam dergisinde yazmış olduğu yazıların derlemesi. 

Gençliğin ders kitaplarındaki  yanlış bilgi ile yetişmemesi için kaynaklar ve delillerle gerçekler aktarılmış. 
Batılıların ilmi doğudan ( islam dünyasından ) aldığını, değiştirerek kendileri üretmiş gibi dünyaya sundukları bildiğimiz gerçekler.

Namaz her müslümana farz kılınınca fert fert her müslüman zamanı tanıma ve konumunu saptama mecburiyeti doğmuştur.  
 Hac ibadeti ile müslümanlar belli bir mekanda toplanmayı mecbur etmektedir ki bu durum müslümanlar arasında seyahatı, gelip gitmelerle birlikte bilgi değişimini,  ulaşımın kolaylaşması, yeni araçlar geliştirme ve yeni yollar keşfetme zorunluluğu doğurmaktadır.

Pusula, usturlap, saat kavramları bu şekilde geliştirilmektedir.

Islam dininin yeni ülke, kıta ve kıtalararası yayılmaya başlaması ile dünyanın pek çok yerinde müslüman Arapların kültürleri yayılmıştır. 
Batılı seyyahlar gittikleri yerlerde Arap kültürleri ile karşılaştıklarını itiraf etmişlerdir. Zaten gidilen yerlerde müslümanlar tarafında gidilip görülen,  haritası çıkarılan yerler.
Piri Reisin her yerde görüp aşina olduğumuz haritası Amerika kıtasına ait. Kristof Kolomb müslüman kaynaklarında bilinmeyen bölgenin haritasını görünce yola çıkmaya karar veriyor. Pek çok devletten yardım talebinde bulunuyor ve geri çevriliyor. En son Ispanya kraliçesi istediklerini veriyor.
Bir süre sonra kara  gözükmeyince tayfa isyan çıkarıyor.
 Kolomb isyanı bastırmak için " Tanrıya yemin olsun ki buralarda bir kara parçası var. Bunu müslümanların kitabında okudum. Müslümanlar bilirler ve yalan söylemezler" sözlerini sarf ettiği daha sonraki dönemde oğlu tarafindan kaleme alınıyor.
Vasco da Gama bir diğer seyyah. Seyyah diyorum çünkü onların yaptığına "coğrafi keşif" diyemiyorum. Gama  yola çıkmadan önce korsanlar tarafindan esir edilen üç müslüman denizciyi zindandan çıkarıp yanına alıyor.  Ikisinin kimliği belli olunca denize atılıyor.  Üçüncü kişi kimliğini çok iyi saklıyor ve denizde Kristof kolomba yardımcı oluyor. Bu kişi kim mi? Ibni macid. Pusulasının geliştirilmesine yardımcı olan Ibni macid mi bilinmez. Bilinen bir şey varsa pusula, usturlap, uzay geometrisi hesabı ve enlem - boylam hesaplarını o devirde müslümanların yapıyor olması ve batılı gezginlerinde müslümanlardan yardım alarak yola çıktığı.


Bunlar o devire ışık tutması için sadece küçük bir örnek.  Bunun gibi niceleri var.
Daha detaylı bilgi için kitabı okumanızı tavsiye ederim.
Allaha emanet olun.

21 Ağustos 2015 Cuma

Martin Lings - Tasavvuf Nedir

"Hz. Muhammedin hayatı" adlı kitaptan dolayı okuyan okumayan herkes yazarı bilir. Ben okumayanlardanım. Herkes okuyorya illa bende tersini yapacağım. 
Babam almıştı. Okurum diye kendi kitaplarımın yanına aldım,  okumadım.


 Köye gelince buradaki kitaplardan okuyayım dedim. Kitabı o vasıta ile tanımış oldum.
 Amcam ve babamdan kalma kitaplardan oluşan mini bir kütüphane var. Sayıları az ama kütüphane diyorum çünkü kitaplar kıymetli kitaplar. Çoğu da ilk basımlar.
Bu kitapta akabe yayınlarının ilk basımı. Ocak  1986.
Kitap tasavvuf nedir, ne zaman başlamıştır.  Tasavvuf denince akla hangi gruplar gelmelidir konusuna değiniyor. 
Tasavvuf hakkında bilgi edinmek isteyen ve bu iş için kısa kitaplar okumak isteyenlere tavsiye edilir. Yok ben daha detay isterim diyorsanız Semerkant yayınlarının tasavvuf kitaplarını tavsiye ederim. Daha detaya girip Dilaver Selvi de tavsiye edebilirim.
Benden bu kadar. Allaha emanet olun.


11 Ağustos 2015 Salı

Şark Mektupları

Kitabı yıllar önce not almışım.  Ne anlatır, kim yazmış haberim yok. Daha sonra seyehatname, mektup,  anı türünden kitap okumaya karar verince yeni kitap listesi yaptım.  Kitap iki listede de olunca okumaya karar verdim.
Nette pek fazla olumlu eleştiri vardı.  Hak verdim mi? Kısmen.


Kitabın başında pek olumlu düşünceler yok. Sonlarda kadınları gören biri olarak kadınlar hakkında düşüncelerini yazmış.  
Erkek seyyahlar kadınlar hakkında yazı yazmaya bilgileri olmadığı için Şark mektupları bu konuda bir ilk. 
Türk kadınının güzel ve zarif olduğunu her fırsatta vurguluyor.  
Onun dışında kaydsa değer pek bir şey yok. Daha doğrusu vardır da bu tarz kitaplar okuyanlar için yok.
Bu arada kitapta bilmediğim pek çok kelime vardı.  TDK Sözlükden bakıpta bulamadığım kelimeler oldu.
Fikir vermesi açısından okunmalı.
Allaha emanet olun.

24 Temmuz 2015 Cuma

ibn Fadlan Seyehatnamelersi

Ibn fadlanın X. yy başlarında Abbasi Halifesi Muktedirin Etil Bulgarlarına gönderdiği elçilik heyeti sırasındaki  hatıralarının anlatıldığı seyehatnamesi ile karşınızdayım.

Kitabı  tercih etme sebebim okunabilinecek seyehatnameler taraması yaparken adına sıkça rastlamam.
Özellikle birileri tavsiye etmedi.
 Kitap hakkında yapılan yorumlar kitabın muhtevasından daha fazla!
Kitabın Lütfi Doğan'a ait çevirisi 22 sayfa. Benim kitap Ramazan Şeşen çevirisi.  78 sayfa. Kitabın dip notları olmasa hiç bir şey anlamazdım, çok karışık.  Daldan dala atlamış.


ibn fadlanın mübala sanatını iyi kullandığı sık sık göze çarpıyor. Öyle ki yattığı çadırda soğuktan yanağının mindere yapıştığını iddia edebiliyor.

Abartı sanatına rağmen yeni bilgiler edinebiliyoruz.

Oğuzlar,  Cücenler ve Mogollarda suyun tabu olduğunu.  Onu kirletmemek için suda yıkanmadıklarını. Elbiselerin üzerlerinde parçalara ayrılana kadar giydiklerini.

Oğuzlar da hasta olan kişi için ayrı çadır kurulduğunu bu şekilde kötü ruhları kendilerinden uzak tuttularını.

Başgırtlar denen Türk kavminin Türklerin en belalı, en kötü,  en katil olduklarını.  Onlardan her biri erkeklik uvzu büyüklüğünde, aynı şekilde ağaç yontup üzerlerine astığını. Sefere çıkmak isterse veya düşman üzerine gelirse ona secde ettiğini.

Kuzey bölgelere gidildikce günlerin uzayıp gecenin kısaldığını  ( bunun tam tersi olduğu zamanda yazar bölgeyi terk etmiş olmalı ki bundan bahsetmez).

Bulgar ülkesinde yeşil elmanın bol olduğu ve kızlar tarafından tüketildiğini. Bol miktarda fındık üretildiğini. Ülkede zeytin yağ yada tereyağ olmadığı için balık yağı kullanıldığını, onunda koktuğunu.

Rusların ahlak bakımından zayıf olduklarını. Her işlerini alenen yaşadıklarını/ yaptıklarını.

Türklerin tüm milletler içinde en iyi ok atan millet olduğunu. 

Kırgızların fikir ve düşünce sahibi olduklarını,  kendilerin ait alfabelerinin olduğunu.  Bayraklarının yeşil olduğunu.  Güneye doğru ibadet ettiklerini. Mevsim ve takvim kavramını geliştirdiklerini.

Kutluklarda zina eden kişilerin yakıldığını, adam öldürene kısas tatbik edildiğini  Yaralamalarda tazminat ödendiğini.

Slavların ülkelerinin çok soğuk olduğunu.  Onlar derin mahzenler kazıp üzerini ahşapla örtüğünü.  Gübre ve odunla ısıttıkları suyun buharı ile mahzenleri ısırıklarını öğreniyoruz.

Kitapta bununların dışında başka detaylar olsada onları yazarın hayal gücünün genişliğine veriyorum.


Kitabın sonunda yeterli olmayan bir harita mevcut. Yeterli değil çünkü kitapta çok fazla yer ismi ve nehir ismi geçiyor. Haritada yer bakmak isteyince bulamıyorsun. Hadi nehirler mevsimlik taşıyor, kuruyor onu anladık şehirlerde buhar olmuyor ya! 

Neyse efendim kitap zaman ayırmaya değer mi bilemiyorum. Siz onun yerine kitap hakkında yazılanları okuyun mesela bu yazıyı okuyun. Yeterli olacaktır. 
Esenkalın.



23 Temmuz 2015 Perşembe

posta kutusunda mızıka

Sevgili Dost, 
Bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır.  Zarf mahremiyettir, mahrem olmasada satırlar.  Bir köşeye çekilinir, yalnız okunur mektuplar.


Satırlarıyla başlar kitap.
Ne hoş giriş.

Geçen sabah senin üzüntülü olduğunu söylediler.  Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamaşsın.

Diyerek devam eder.

Kitabı üniversite yıllarında arkadaşım tavsiye etmişti.
  " okuyunca insanın mektup yazısı gelir " demişti. Aradan yıllar geçti, okul bitti.  Yazarın başka yazıları,  kitapları okundu bu kitaba sıra gelmedi. Belkide en son okunacak kitap olarak  saklanmıştır.



Kitapta altı çizilecek pek çok satır var. Bazı mektuplar dönüp tekrar tekrar okunacak türden.
 Ali Ural okumamış kişiler için iyi bir başlangıç olabilir.
206  sayfa hemen bitiyor. Ben sadece 50 sayfa okuyup bırakacağım diye kitabı elime aldım.  Iki günde bitirdi. Siz benim gibi iki güne sıkıştırmayın. Sindire sindire günde 2 - 3 mektup okuyun.

Alıntılar

Kağıdın mektuba dönüşmesi,  kurşunun altına dönüşmesinden daha az hayret verici değildir. 

Pahalı paltolarla ısıtılan bedenlerimiz, acaba çıplak ruhları için nasıl bir giysi öneriyor? 

Hayat bilgi istediği gibi bedelde istiyor.

Insan bir bakışla ne görebilir?

Elimle koymuş gibi bulacakken, elimden düşmüş gibi kaybettim.

Benden bu kadar, daha fazlası için kitabı okumanızı tavsiye ederim.

21 Temmuz 2015 Salı

Son Krifos - Turgay Bostan

Yanlış hatırlamıyorsam kitabı Nazan Bekiroğlu tavsiye etmişti. Uzun zaman önce 3 tane kitap ismi not almışım. Konusunun ne olduğunu hatırlamıyorum,  sadece listeye işaret koymuşum. Fuara giderken listeye göz attım bir kaç kitap ismi yazdım, netten fiyat aralıklarına baktım ve gittim. 
Birinci dünya savaşı yada kurtuluş savaşı zamanı çeteler hakkında kitap okumayı düşünüyordum.  
Aklımda babamın kitaplarından Topal Osman Ağa yada Pontus Meselesi vardı.  Nasip Son Krifos'unmuş. 

Kitap tanıtımı "Sokakta Müslüman evde Hıristiyan bir halk" olarak tanışmış.  Bana kalsa bu şekilde  250 yıl yaşamış halkın serbest zamanda ne oldum budalılığı!


Kitap tarihi roman. Kitaptaki Ali Fuat gerçek karekter. Bir rivayete göre kitap Ali Fuat'ın kızının anlattıklarından yararalanarak oluşturulmuş.  Dönemin çıkarmalarına, kuşatmalarına ve baskınlarına yer verilmiş.  Tarih ve bölge ismi verilmiş.  Dip notlarda bölgede değişen yerleşim yeni isimlerini belirtmiş.  Kitabın bir eksiği onca yer ismini veripte bir harita vermemesi. Neyseki bizim evde Gümüşhane haritası vardı.  Ay ben size kitabın merkezinde Gümüşhane Torul  var demedim mi yoksa? 
Kitap Ardasada geçiyor.  Ardasa dediğin iki dağın arasi iki çarşıdan ibaret bir belde. Halkı Rum ve Türklerden oluşuyor.  Iyi kötü bir şekilde geçinip gidiyorlar. Ta ki Rus işgaline kadar. Rus işgalinde Türklerin büyük bir çoğunluğu göç etmek zorunda kalırken Rumlar Rusları şenlik havası ile karşılar. Bekledikleri kurtarıcının Ruslar olmadığını anlamaları zaman almıyor o ayrı dava.

Kitap biraz kalındı bitirmem zaman aldı.  Uzun bir süreçte bitirmiş olsamda kitap güzel,  tavsiye ederim. Kitabın ardından Topal Osman Ağa'yı onun ardındanda Ali Şükrü Bey'in hayatını okuyabilirim.
Benden bu kadar. 
" Yok ben daha detaylı bilgi istiyorum " diyorsanız kusluktayazarlara bakabilirsiniz.
Tabi kitap önerisinde de bulunabilirsiniz.
Keyifle okumalar efendim. 

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Benim Adım Kırmızı

Uzun bir aradan sonra sıkılmadan okuduğum ilk kitap "Benim Adım Kırmızı"
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. 
Yıllar önce Orhan Pamuk okuyacağımı söyleseler inanmazdım. Yazar popüler olduğu için itici geliyordu. Kar ile başlangıç yapmış oldum. Beğendiğim için ardından başka kitap okuyayım dedim ve kara kitabı okudum. Kara kitap biraz karışık gelmisti. Düşününce bu kitap daha karışık. Sözde Istanbulda soğuk, karlı  dokuz günde geçiyor. Sözde diyorum çünkü kitapta nakış sanatının geçmişine yolculuk yapıp Çin ülkesine,  Hind diyarına, Acem ustalara gidip geliyoruz. Yolculuğa çıkmışken durmuyor islam nakış sanatını frenk resimleri ile karşılastırıyoruz. Anlayacağınız dokuz gün değilde bir asırda geçiyor hikaye.


Kitapta  padişah için iki kitap hazırlanıyor.  Biri saraya bağlı nakışhanede Şehzadenin sünnet merasimi için öteki frenk ülkelerine hediye amaçlı. Frenk ülkesine kitap hazırlığı gizli yapılıyor. Padişahın gücünü gösterecek bu kitap için nakkaşhanenin en iyi dört nakış ustası zarif, kelebek, zeytin ve leylek seçilir.   Enişte Efendi ile gizli bir şekilde kitaba başlanır.  
Nakış ustası zarif'in ölümü ile hikaye başlar.

Kitapta üslup üzerine  duruluyor. Eski ustaları taklit mi etmeli,  yeni bir üslup mu belirlemeli?
Frenkli ressamlar gibi esere imza atmalı mı yoksa fırça darbesi,  renk seçimi zaten bir imza mıdır?
Bir de resimde kusur gibi gözükenlerin aslında ustasıdının imzası olduğu üzerinde duruluyor.
Bu sebepten mi bilinmez kitapta fazlası ile yazım hatası vardı.  Tek tek değinmeden imza niteliğinde olanı söyleyeceğim  "rı " yerine "n" yazılmış. Demek ki yazarın bir tarzı var :)

Bu arada katil tahmin ettiğim kişi çıkmadı.  Yaşasın içimde gizli bir katil yok :)
Kısa notlarla bitiriyorum.

Yalnızca aptallar masumdur.

... bütün bunlar, yalnız onun olmak istediği aklı başında,  yetişkin adam olduğunu değil,  benimde olmak istediğim ihtiyar adam olduğumu bana bir kere daha hatırlattı.

Içinde kalbinize nakşeylediğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa  eğer,  dünya hala sizin evinizdir.

Arap çöllerinde karın, burada olduğu gibi yalnızca Ayasofya camii'ne değil, hatıralara da yağdığını anlattım.

Nakış aklın sessizliği, gözün musikisidir.

En büyük özelliği özelliksizliğidir.

Körlük şeytanın ve suçun giremeyeceği bir mutlu alemdir.

Aşk mı insanı budala yapıyor,  yoksa yalnızca budalalar mı aşık oluyor.

19 Haziran 2015 Cuma

Neler okumuşum.

Internetin sürekli düşmesi ve takip ettigim blogları görememe durumundan dolayı blogdan soğudum.  Tabi bunda sürekli aynı kitapları okuyan, reklam bloğu gibi yayın yapan bloglarda dahil.
Neyse efendim evde boş boş oturuyorum. Iki tane soru çözeyimde kpss den 70 üstü alayım dedim ( hedefim çooook yüksek nasıl alırım bilmem ). Baktım sorular çözülmüyor bari okuduğum kitapları not düşeyim. Seneler sonra döner bakarım. 
Bloga baktım en son ne okumuşum diye. Mart ayında iki kitap paylaşmışım.
Marttan sonra kitap okuma konusunda ilerleme kat etmemişim.  Daha doğrusu edemedim. Nedendir bilinmez hiç kitap okuyamıyorum. Nazar değdi efendim :)

Çok uzatmadan neler okumuşum.

Varlık yayınlarının sahaflardan aldığım yeni hikayeler kitabının 1957 yılında yayınlananı okudum.


Almış olduğum bu dört kitabın üçünü okumuşum.  Faik Baysal ' ın kitabı şiir ve ben şiir okuyamıyorum. Bir süre bekleyecek galiba.
 Kitabın pek çok yerini çizmiştim, hatta arkadaşım için alıntılar defteri hazırlayıp çoğunu bu kitaptan yazmıştım. Sizinlede paylaşmak isterdim ama kitaplığı sığmayan kitapları koli yaptım :) bu yazıyı bitirmeden koliyi açarsam ilave ederim.

  Faik Baysal  - Nuni yeşil oda ve ötekiler.

Yazarı geçen sene tanıdım ve sevdim. Okuduğum üçüncü kitabı.
Daha önce okuduğum kitapları

Elimde şiir kitabı var ama bitmez :(

  Severek okudum ama belirtmek istediklerim var. Kitaptaki hikayeler biraz kasvetli. O yüzden tek seferde oturup bitirilmez. Ben ara vererek okudum.  Sıkılmamak için sizde öyle yapın. 

 Ahmet Hamdi Tanpınar 

Beş şehir


Bu kitap icin bir post hazırlayıp yarım bırakmıştım.  Acaba ne yazmışım ki? Baktım geldim. Kitaba giriş yapamamışım.
Blog şikayetleri yapmışım. 

...
Artık yaşlanıyorum, yoruluyorum. Bloğada pek bakamıyorum.
Özlüyor muyum? Kısmen.
Özlediğim yanları var. Mesela özgün cümlelerle yazılan,  reklam kokmayan yazılar ve bloggerler. Ne güzel kitap önerileri bulunur bizde not alırdık. Ürün tavsiye edilir bizde ciddiye alırdık. 
Reklam muhabbettinin suyu çıktı. Herkesin cilt tipi aynı,  kitap zevki birebir!
Hal böyle olunca kurunun yanında yaşta yanıyor :(
...

Diyerekten serzenişte bulunmuşum. Tam tamına 5 ay önce,  fikrim değişmemiş :(
Eski blog yazılarını özlüyorum.


Saatleri ayarlama enstitüsü


 Yuppi listemden bir kitap daha bitti. Uzun zaman önce okumaya karar vermiştim.  Blog aleminde herkes okuyor diye ben muhalefet olmak istedim :) şaka tabi.
Popüler olunca hevesim kaçmıştı. 
Sahafta görünce hemen aldım,  hemen başlamadım o ayrı dava :)
Ahmet Hamdi'nin diline hayran kaldım.  Bir eleştiri kitabı bu kadar güzel yazılırdı. Yakın dönemde huzur'u aldım ama okumayacağım.  Yazarın dilini biraz daha özlemeliyim.

Fahrenheit 451  - Ray Bradbury 

Bu kitapta hiç bitmeyen okuma listesinde.  Arkadaşda görünce hemen aldım.  Sonu beklediğim gibi bitmesede sevdim.


Kitap okumak, düşünmek önemli kavramlar. Farkına varana.

Franz Kafka Dava


Listeden okumaya devam.  Arkadaşa yazarı yeni tanıdığımı ve başka kitabını okumak istediğimi söyledim elindeki alternatifleri sundu.  Bende madem not almışım dava olsun dedim. Sonu hayal kırıklığı yaşattı.  Hoş gidişatta pek iç açıcı değildi.  

Küçük prens

Çocukken kaç kez okudum bilmem. Kapağı kopmuş, kenarları aşınmış mini saman kağıt bir kitap.  Aa unutuyordum çocukken her şeyi kemirme alışkanlığım vardı. Bütün kitapların tepesinde diş izlerim vardır.  Küçük prens mini boy olunca benim dış izleri devanasınınmış izlenimi veriyordveriyordu.


 Köye gidersem kitabı arayıp bulacağım derdim. Nasip olmadı bende emanet aldım. 
Tekrar okunmalı. 

Sineklerin tanrısı


Sadece büyükler dünyayı kirletir sanıyordum.  Küçükler de masumluklarını yitirmiş büyükleri örnek almış :(
Çocuk kitabı gibi gözükse de yetişkin kitabı demek daha doğru. 

Rabbim için sabret


Kitap bana göre değildi.  Tasavvuf imiş! Ben göremedim.  Çeviri kişisel gelişim kitabı kıvamında yüzeysel bir kitap.  
Kitabı ( kitapları) öğretmen arkadaş getirdi. Öğrencilere verirsiniz dedi.  Bizde iki arkadaş bu yazarı okumadık okuyalım dedik. Aldık okuduk.
Zoraki cümlelerle tasavvuf! Beğenmedim.  Tasavvuf okumak isteyenlere  Semerkand yayınlarının tasavvuf kitaplarını tavsiye ederim.

Benden bu kadar galiba. Okuyupta yazmadığım yoktur herhalde. Yarım kalanlara dönüp bitireyim en iyisi. 

Bitirmeden karakalem paylaşayım.  Yok aslında beyaz kalem demeliyim. 


Esenkalın. 


11 Mart 2015 Çarşamba

Hayvan Çiftliği & Kiyoto

Hayırdır inşallah blog aleminde bir durgunluk var. 
Hadi ben izlediğim blogları göremiyorum bahanem var diye blogla ilgilenmiyorum. Siz değerli blog yazarları neden pasifsiniz. 
Bize neler oluyor, eski heyecan neden kayboldu. Herkes ınstagram mı kullanıyor?
Birileri bizi tutup silkelesin, olmuyor böyle. 
Sevgili blogcanlar evde pasif oturunca insanın paylaşacak pek bir şeyi olmuyor. Sürekli kitap yazıp sıkıcı blog yazarı olmak istemiyorum ( safinaz öyle bir şey demişti) diyeceğim olmuyor. Pek ala çoğumuz defter tutmayı bırakıp her şeyimizimizi sanal alemde depolar olduk. Bende okuduğum kitapları not alayım,  unutmayayım istedim. 
En son seyehatname okumuştum.  Ondan sonra dergiler okuyayım dedim ( atlas ve derin tarih dergileri beni bekliyor) olmadı. Sürekli dergide okunmuyormuş. Dergilerin arasında iki kitap okudum değişiklik iyi geldi.


Ilki uzak doğudan.  Japon yazar Yasunari Kawabata dan Kiyoto. 
Bazı kaynaklarda kitap kiraz cicekleri diye geçiyor.  
Başlarken ne kitap hakkında nede yazar hakkında bilgim vardı. Ön yargı olmadan okudum ve sevdim. Zaten 230 sayfa bir günde bitiyor.
Bulunmuş çocuk  Çieko'nun ikizi Naeko ile tanışması üzerinden japon kültürünü, bayramlarını, kıyafetlerini ve  sınıf farklılığına değiniliyor. Kitabın sonu belirgin bir şekilde bitmesede kitabı beğendim. 
Ikinci kitap uzun zamandır okuma listemde olan Hayvan Çiftliği.
konusunun ne olduğunu bilerek başladım.  Bildiğim bir konu olmasına rağmen sıkılmadan okudum.
 Fırsatınız olursa ikisinede okumanızı tavsiye ederim.

Keyifli okumalar, esenkalın. 


1 Mart 2015 Pazar

Bir Seyehatnamenin Ardından


Kalın kitap okumak ne eziyet bir şeymiş. Her daim ele alınmaz, çantada taşınmaz. Ağırlıktan dolayı her durumda okunmaz. 
Bu bana ders olsun, bir daha kitap okurken ciltlere ayrılmış şekilde olanını tercih edeceğim. 
(yok ya, kendime inanmıyorum)
Efendim kitaba 31 ocakta başlamışım. Şubat sonu (22 şubat) bitirmişim.


''Bir kitap ne kadar uzun olursa olsun bu kadar sürede okunmaz.'' diyen olursa pek çok bahane sunabilirim. 
1. 
2.
.
.
.
Tamam şaka bahaneleri sıralamayacağım. 
Neden İbn Battuta? diyerek kitap maceramı anlatacağım. 
Aylar önce İstanbul kültür A. Ş. nin seminerlerinden birisine gitmiştim (sezon başı idi). 
Sibel Eraslan konuşmacı idi. Her ay düzenli olarak medeniyet üzerine konuşmalar yapacağından bahsetti. Bir kaç kitap ismi vermişti. Seminerden öncede İbn Battuta ismini not almış ama unutmuştum. Seminerde hatırlamış oldum. Ablam sağolsun kitabı almış oldu. Bazen yazı yazmaya üşendim.
Kitabı okurken ders çalışır gibi not alarak, satırların altını çizdim. Ayrı bir defter tuttum. Bazen  üşendim, bazen kalem olmadığı için çizemediğim satırlar oldu.

Efendim seyyahımız nerelere gitmiş neler görmüş derseniz?
Kitaptaki haritada 7 farklı güzergah var.


İlki Tancadan başlayıp kuzey Afrika üzerinden İran’a oradan da Mekke’ye.

Musul, Mardin, Diyarbakır bu ilk gezi içerisinde gezilen yerlerden.
İlk geziden neler  öğrendik?
Kudus de Şermin şehrinde kalıp kalıp sabun imal edildiğini ( s. 76 ) , Maristan’ın hastane olduğunu,
Maarra’nın büyücek, güzelce bir şehir olduğunu ve ağaçlarının çoğunun  incir ve fındık olduğunu ( s. 76 )
Dımaşk’da Evliya dağında Hz. Adem peygamberin oğlu Habil’in kanının taş üstünde silinmeden kaldığını (s. 110),  (Dımaşk; şam)
Medinede mescidin zemininde bulunan kilitli kabakla bir yer altı odasına geçildiği ve bu odanın diğer tarafında Hz. Ebu Bekir’in evi olduğunu ve Hz. Aişenin bu yol ile babasını ziyarete gittiğini (s. 121),

Yeryüzünde Şirazlılar kadar güzel kuran okuyan kimse olmadığını, Şirazlıların vefat eden yakınları için evin bir odasını türbeye çevirdiğini (s. 210),

Dicle kenarında ( Kayyara bölgesi ) ve Bağdatta zift kaynaklarının olduğunu. (s. 219, 228 ),

Türk ve Tatar milletler nezdinde kadının itibar gördüğünü ve emir yazıldığında ‘’ Sultanın ve hatunlarının emri ile…’’ ifadesinin mutlaka kullanıldığını ( s. 224),

Musul yakınlarında harap şekildeki kasabanın Yunus peygamberin şehri Ninova ( Nineva ) olduğunu ( s. 229 ),

Nusaybın halkının güvenilir, temiz yürekli ve dindar insanlar olduğunu, Sincar ahalisinin Kürtlerden oluştuğunu ve bunların cesur, cömert insanlar olduğunu, Mardin’in İslam şehirlerinin en güzeli olduğunu.
Zafar  (Umman) Şehrine yarım günlük mesafede Ad kavminin yurdu olan Ahkaf harebelerinin var olduğunu, harebelerin çevresinde zaviyelerin birinde Abir oğlu Hud peygamberin kabri olduğunu, ( Dımaşk ( Şam) mescidinin yanı başında bir mezarda da  Hud peyganberin kabri olduğu yazıyor. Ama Ahkaf beldesi Hud peyganberin yurdu olduğu için kabrin Zafar’da olma ihtimali daha kuvvetlidir.) (s. 254)
Umman’da evlerin balık kemiğinden, tavanlarında deve kemiğinden yapıldığı ( s. 257) öğrenmiş olduk. 


İkinci güzergah Cidde’den çıkış deniz yolu ile Doğu Afrika,  Güney Arabistan, Mekke ve Mısır üzerinden Lazkiye’ye doğru


Üçüncü yolculuk; Lazkiyeden çıkış, Anadolu, Deşt-i Kıpçak, İstanbul, Orta Asya üzerinden Delhi seyahatı

Anadolu seyehatı 3 güzergah üzerinde.
Uzun uzun bahsedip sıkmak istemiyorum. Kısa bir girişle başlayıp bitireceğim.

Rum diyarı diye bilinen  bu ülke dünyanın en güzel memleketidir. Allah, güzellikleri öteki ülkelere ayrı ayrı dağıtılırken, burada hepsini bir araya getirmiştir. Burada dünyanın en güzel insanları, en temiz kıyafetli halkı yaşar ve en nefis yemekler pişirilir. Allah'ın yarattıkları içinde en şefkatli olanlar bunlardır ki, bundan ötürü "Bolluk, bereket Şam'da şefkat ise Anadolu'dadır. "denilmiştir (s. 273).

İbni Battuta Anadolu da pek çok yere gitmiştir.
Alanya, Antalya, Eğridir, Gölhisar, Denizli, Muğla, Milas, Konya, Aksaray, Niğde, Kayseri, Sivas, Amasya, Gümüşhane, Erzincan, Erzurum, İzmir, Manisa, Balıkesir, Bursa, İznik, Sakarya, Bolu, Gerede, Kastamonu bunlardan bir kaçı olup yol üstlerinde olup gördüğü başka beldelerde olmuştur.

Gezdiği yerlerin ortak özelliği Türklerin misafirperver, yardımsever, iyi karakterli ve cesur oldukları.
Gezdiği yerlerde ahilikten bolca bahseder. Ahilik geleneğine o kadar alışır ki gittiği her yerde ilk olarak ahilere uğrar. Anadolu insanı hakkında hep olumlu düşünceleri olmuş demek isterdim ama yanlış olduğunu düşündüğüm birkaç saçma fikir ortaya atmış. Dille getiripde gerçekmiş gibi insanların aklına kurt düşürmek istemiyorum.
Olumsuz olarak söyleyebileceğim başka bir konuda Batutanın Müslüman olmayanı karalamak gibi bir huyu var.
Rumlar hakkında çirkin şeyler yazmış.
Yahudi doktorla aynı mekanı paylaştığı için sinirlenebiliyor.
İlerleyen zamanlarda kırımda Yahudi bir seyyahla karşılaşıyor. Adını verme tenezzülünde dahi bulunmuyor.
Cahil, bencil insan!

Konya kısmında da Mevlanadan pek bahsettiği söylenemez. Arap coğrafyasında bir kadıdan nasıl bahsetmişse Mevlanadan da o kadar bahsediyor.
Bursa da Urkan Bey ( Orhan Gazi ) den bahsediyor.
Kastamonu’da Bir zaviyede karşılaştığı şeyh ve talebesi arasındaki iletişime dikkat çekiyor.
‘‘…talebelerden biri bazen havaya, bazen yere parmağıyla bir şeyler yazıyordu, üstat ise buna cevap veriyordu.’’
Bu satırlar işaret dilinin geçmişi hakkında bize bilgi veriyor.
Sinopta Bilal Habeşinin kabrinin bulunduğunu söylese de Kabrinin Şam da olduğu biliyoruz.
Kustantiniye yolculuğuda 3. güzergah üzerindedir.
Astanbul denen kısım nehrin ( Haliç) doğu yakasındadır. Şehrin büyük bir kısmı burada oturmaktadır. Çarşılar taşla döşelidir ve gayet geniştir. Her sanat erbabı kendi başınadır, başkaları ile karışık değildir. Ve enteresan bir nokta, çarşı esnafının ve zanaatkarların çoğu kadındır ( s. 336)

4. yolculuk; Delhiden Maldivler ve Seyhan’a doğru

5. yolculuk; Maldivlerden Çin’e

6. yolculuk; Çin’den Fas’a

7. yolculuk

yolculuklara şimdilik ara veriyorum. Üşenmezsem seri yapar tüm yerleri özetlerim. İlerleyen yıllarda kitapta neler öğrenmişim diye dönüp dönüp bakarım. 




30 Ocak 2015 Cuma

yeni yıl okumaları

Her insan evladı gibi yeni yılla birlikte yeni yeni listeler yaptım ( şimdilik kağıda dökmedim, kafa bedava) .  Henüz yılın başında olduğumuz için de liste dışına çıkmadım. Listeme uygun kitaplar olarak, gezi ve şark edebiyatından seçtim.  Öncelikli tercihim bizi biz yapan kitaplar. O yüzden ilk kitabım Ömer Nasuhi Bilmen den.

Kendisini ilmihali ile tanıyoruz.  Nedense ilmihal yazdıysa yakın bir dönemde yaşamamıştır diye bir düşüncem vardı.  Cahilliğimi bir kez daha gördüm. Romanı görünce şaşırdım.  Hemen başladım, hemen bitiremedim. Dili ağır ilerliyor. Konu pek yok, sevgiyle büyüyen iki bireyin evlenip yuva kurmasını konu alıyor.  Kişilerin birbirine hitap şekli,  saygıları sadece kitapta olurmuş gibi geliyor. Güzel bir dille kitap ilerliyor, bitmesin istiyor insan ama bitiyor. 88 sayfanın bize bıraktığı hoş bir dille konu kapanıyor.  Bizde başka kitaplara doğru yol alıyoruz. 

Ikinci kitap gezi yazısı; Cihan Okuyucu dan göz gördü kalem yazdı. 


Yazarın farklı zamanlarda yapmış olduğu gezilerin derlenip toplandığı bir kitap. Bazı bölümler 1990 larda geçerken bazıları 2004 de geçiyor.   
Kitap sadece gezilen görülen yerlerden bahsetmiyor. Ülkelerin siyasi yapısından,  ekonomik durumlarından da haber veriyor.
Kitabın eksik yanı harita yada fotoğrafların olmaması.  Kitapta bir iki görsel olsaymış fena olmazmış. 

Üçüncü kitap Şark edebiyatından.

Sadi Şirazi - Gülistan

Süslü püslü cümleler kurmayacağım.  Kitabı sevemedim. Büyük bir ihtimalle çeviri hatasıdır. Şiir var ve bununla alakası olması gereken metin var. Ne yazık ki şiir ve metin birbirine parelel gitmiyor. Bu siirin yorumu bu olmamalı diyor insan. 
Neyse bekli başka çeviri bulur okurum.

Beş kitap ile yılın ilk ayını kapatmış bulunuyorum. Hangi beş diyorsanız.  Diğer iki kitap.
Sisle gelen yolcu
Habeşistan da bir mevsim

Benden bu kadar. Bakalım kısacık şubat dönemine kaç kitap sığdıraçağım.
Esenkalın efendim. 


12 Ocak 2015 Pazartesi

Habesistanda bir mevsim

Allahım bir kitabı okumak bu kadar mı zaman alır? Kaç kere niyetlendim, okuma listelerine ilave ettim, çıkardım bor türlü okumak nasip olmadı.
Kitabı aylaaaar aylar önce (baktımda iki yıl once imiş) menekşe abla vermişti.  Hani okuyupta bitiremediğim "menekse ablanın verdiği kitaplar" diye etiketliğim kitaplar. Evet evet bildiniz. Kitap o zamandan beri okunmayı bekliyordu. 
Menekşe abla 24 ocak 2004 de okumuş, beyaz afetin istanbul'u perişan ettiğinde diye not düşmüş.  Demek ki bende kar yağdığı zaman okumalıymışım. 


Kitap Artur Rimbaud üzerine kişileştirme imiş.  "Artur Rimbaud da kimmiş?" dediğinizi duyuyor gibiyim.
 Çekinmeyin sorun sorduğunuz şahısda yazarı tanımıyor zaten. Kendisi Fransız,  farklı bir kişilik.  Benim sevebileceğim bir kişilik değil,  o sebepten detaya girmeyeceğim. 
Kitaba anı yada biyografi niyeti ile başladım.  Her anıda olabileceği gibi birazcık seyehatname türüne kayıyor.  
Özetle bu seneki hedefim olan anı,  biyografi, gezi ve mektup türlerinden pek çok özelliği içinde barındırıyor. 
Ee öyleyse ben bu kitabı neden sevemedim?
Anlayış tarzına bir türlü karar veremediği için mi yoksa anlattıklarını mantıklı bulamadığım için mi? 
 Kitabın bazı bölümleri birinci ağızdan, bazı bölümleri de üçüncü tekil şahısdan. Aa birde konu geçişleri nasıl olduğunu anlamadan olaylar bir Fransa'da hastanede birde çöllerde geçiyor.  Bir orada bir burada!

 Yazara göre harar da gece olunca yaşlı ve hastalar sokaklara bırakılıyor ki aslan ve köpeklere yem olsun. Galiba kusacağım. 
Rimbaud ticaret için gittiği Habeşistan da daha önce kimsenin gitmediği bölgelere gidiyor. Peki ama o bölgeler neresi ki?
 Bir harita ile kitap tamamlanmış olsaymış fena olmazmış.  
Kitabın sonuda pek ani bitti. Sanki kitap yazılırken yazar ölmüş de bilgilerin kaynağı kesilmiş gibi.
Bazı türleri hiç anlayamadım gitti!