9 Mayıs 2017 Salı

Sirkeci 8. Dergi Fuarı

Dergi fuarı fikri çok hoş olsa da sadece belli kesime hitap eden dergilerin olması üzücü. Gecen sene alıp ta yüzüne bakmadığım dergilere olduğu için bu sene alacağım dergilere önceden karar verip öyle gideceğim dedim ama olmadı. İstediğim dergiler mevcut değildi. 
Bende kendimi kaptırmayayım dedim ve 3-5 dergi ile eve döndüm.


Hafta içi olduğundan mı  bilinmez katılım azdı. 


Dergilerin pek çoğunu beğensem de fuara özel indirim olmadığı için sadece üç sayı aldım. Her biri 7 lira. Lütfettiler 21 liranın birini almadılar.


Aklımda yedikıta dergisi vardı. Vaktinde ocak sayısını alsam mı almasam mı kararsızlığını yaşamış, almamıştım. Fuarda alırım dedim fuara geldim, ocak sayısı kalmamış.  İyi madem başka sayı alayım dedim. 2015, 2016 mart sayılarını aldım. Otobüse binip kurcalamaya başlayınca aradığım derginin bu olmadığını görmüş oldum :)
Bu arada iki dergiye 10 TL verdim.


Normalde her standı gezmedim. Nedense burada durdum kaldım. Satıcı sakin sakin oturuyordu '' derginizi tanımıyorum '' dedim. Sağ olsun ilgilendi. Kibar bir Beyefendi dergi yazarlarındanmış. ''yeni bir dergiyiz, edebiyat mezunu bir arkadaşımız bizi 50 yaşından sonra keşfetti böyle bir yola girdik'' dediler.  
Şimdilik iki hikaye okudum. Günümüz konularına değinen hikayelerdi, pek sevemedim.  Belki ilerleyen aşamalarda beğendiğim yazarlar / hikayeler çıkar. 
Derginin son sayısını aldım  7 TL.


Derin Tarih özel sayıyı vaktinde de çok istemiştim. Hatta o dönemler biz dergiye aboneydik. Keşke özel sayıyı da talep etseydik dediğimi hatırlıyorum. 
Endülüs her zaman ilgimi çekmiştir. Avrupayı merak etmem, hiç ilgimi çekmez ama Endülüs'e gitmek isterim. 
Daha önce Roger Garaudy ' e ait Endülüs'te İslam  eserine başlamış yarım bırakmıştım. Olur da işten ayrılırsam biraz kitaptan biraz dergiden okuma yapacağım. 


Dergilere toplu bakacak olursak 7 adet dergi. Bir senede biter mi? Normalde biter ama evdeki dergi stoğunu görseniz hangi birini okuyacaksın dersiniz. 


2015 de Derin Tarihe, 2016 'da da Atlas + Atlas Tarihe abone olduk. Her dergiden bir parça okumuşumdur. Tamamı ile biten dergi üç yada dörttür. 

Geçen sene almış olduğum dergileri de okumadım


Gezi özel sayısından 30 - 40 sayfa okumuşumdur. Karabatak'ların birine başladım sevmedim. Kadem dergisinden de bir iki yazı okudum. Kitaplığa nasıl yerleştireceğim diye dert yanmışım, aynı şey bu dergiler içinde geçerli. 
Daha almak istediğim dergiler var halbuki. 


Son olarak aldığımız iki kitaptan bahsedeyim. Geçen gün ablamlarla Beyazıt Sahaflara gittik oradan iki kitap aldık. Sunay Akın ablamın, Paul Auster benim, ikisine 21 lira verdik. 

Fuarın bugün son günü. Benim gözüm Hece dergilerinde kaldı. Sizinde gözünüz kalmasın koşun alın. 



5 Mayıs 2017 Cuma

HAVADAN SUDAN # 3

Bir önceki havadan sudan yazısını 7 nisanda yazmışım.  Buna da 3 mayısta başlıyorum bakalım ne zamana bitirir de yayınlarım.

İşten ayrılacağımı yazmışım ama ayrılmadım. Ayın ortasında ayrılıyorum. Şuan için izinde olan kişilerin yerine bakıyorum.  Fasulyemiyim bir orada bir burada demiyorum. Iki günde olsa gittiğim yerlerde yeni şeyler öğreniyorum.  Deniz üstü çalışmalar hakkında zerre bilgim yoktu 10 günde pek çok şey öğrendim. Insan zihnin sınırları yokmuş onu da gördüm.

Hafta sonu AÖF ve Yüksek lisans sınavları çakışıyordu bende cumartesi AÖF sınavına girmedim.  İşten izin aldım Oğuz Hocanın son dersine yetiştim.
Pazar günü de Yüksek lisans sınavından çıkıp AÖF sınavına girdim.  AÖF de 4 dersin ikisine çalışıp birinin sadece yarısına bakmıştım. Artık olduğu kadarı ile. Fazlasını başım kaldırmıyor. Bu aralar çok sık baş ağrısı yaşıyorum.

AÖF sınavından sonra kendime kitap alayım dedim. Sirinevler de her zaman gittiğim kitapçı mekanı küçültülmüş, ilgili kişide şehir dışında idi aradığım kitapları bulamadım.  Bulduklarımı  aldım. Sadece biri sıfır diğerleri ikinci el.


  Şehir dışından arkadaşım geldi.  İki gün onunla gezdik. Geziler biraz yüzeysel oldu o ayrı dava.
Kendisini Balat gezmeye ikna edemedim. Daha önce gelişlerinde Arap Camisine gitmiştik.  Hep gitmek isteyipte gitmeye çekindiğim bir yerdi. Balatta öyle hem merak edip hemde gidemediğim bir yer. Yine nasip olmadı.

Kumaş aldım yeğenim için elbise dikeceğim.  


Kumaşları tahtakaleden metre karesi 12 TL ye aldım.  Lastik 5 TL, cıt cıtı sevmesem de alternatif yok diye 5 TL ye aldım, havesim olmadığından da kaybettim. Pomponlu bordürün metresi 1 TL. Pek şirindiler de ben abartmayayım dedim. 
Kumaş sabunu aldım, ev içinde kaybettim. Yine tükenmez kalemle çiziyorum :) 
Dağınıklık zor azizim.

Bir önceki kumaşlardan elbise dikeyim dedim.  Kalıp büyük geldi gözüme, küçülttüm gömlek vari kaldı. Artık kime olursa. Bu arada ilik kısmını pek beceremedim. Bir sonrakine tembellik etmez ilik ayağını kullanırım. 


Daha önce başladığım iki yeleği de bitiremedim. Nasıl yapmama gerekiyor bir bilsem devam edeceğimde bilmiyorum.

Kendime nazar değdirdim okuma yapamıyorum.

İşten eve gidiyorum yatıyorum. Hayat bundan ibaret. 

Siz nelerle meşgulsünüz. 




27 Nisan 2017 Perşembe

Nisan ayı bitmeden


Evden uzak iki vasıta ile işe gitmedin artıları eksileri nelerdir desem? Yolda gecen onca zaman, uykusuzluk diye başlar  sürüsüyle madde sayarız. Ben bardağın dolu tarafına bakıp yolda okunan kitaplara değineceğim. 4 adet kitap okumuşum ki beni araba tutar. Midem bulanmasa artık yıllardır okunmayan kitapları bitiririm :)

Vıctorıa - Knut Hamsun

Varlık yayınlarını çok geç keşfettim. Daha doğrusu sahaflardan eski kitaplar almayı geç keşfettim. 
Bir kere o tadı varınca da alası geliyor insanın. O niyetle hikaye kitabı aramıştım sahaflardan ama bulamamıştım. 
Adı ilgili olup ta gerçekte ilgisiz olan satıcılardan dolayıda çok kurcalayamadım, var olanlar içinden ilgimi çeken iki kitapla sahaftan dönmüştüm. 
Yazarın Açlık adlı kitabı her yerde karşımıza çıkıyor. Adı bilindik ama dili bilindik değil. En azından benim için bilindik değil. 
İnce olunca yolda izde okurum dedim. Sabah işe gidince araba / tramvay dolu oluyor kendim zor sığıyorum. Akşam ise ikisine de ilk duraktan binip oturuyorum. Midemin elverdiği ölçüde başladım bu saf kendi halinde olan aşk kitabına. Bu arada aşk kitaplarını da hiç sevmem. Asıl hikaye farklı olacak arada masumcuk bir sevda olacak ki sevebileyim.


Kitap 1969 nisan ayında basılmış. Beşinci basım benimkisi. İlk basım 1952 deymiş. 
Çeviri Behçet Necatigil'e ait. 150 sayfalık ince bir kitap.

Okurken kendimi liseli ergen gibi hissettim. Ergenlikte bile aşk  temalı kitap okula ( tamam bir tane okumuştum adını bile hatırlamıyorum ) gel yetişkinlikte oku. Allahım ben bir Bridget  Jones muyum. Aman Allah korusun, son filmi saçma bulmuştum. Rabbim bizi şaşırtmasın.
Kendi halinde saf masum bir sevgiyi oku gel burada cıvık cıvık benzetme yap olacak şey değil.
Çık cık cık kınadım kendimi.
:)

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat  - Stefan Zweig 

Yazarın okuduğum 4. kitabı. Geç tanıdım beğendim diye pek çok kitabını indirdim. Hemen okudum mu? Hayır başka iki kitabına başladım,  beğenmedim yarım bıraktım. Sonra ince diye buna başladım. İki hikayeden oluşuyor kitap  İlki kitaba adını veren hikaye. Çok fazla bölünerek okudum diye mi bilinmez sevmedim. Bir yüreğin ölümünü  ise severek okudum. 

Alıntı - Bir Yüreğin Ölümü

Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da
her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı
yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi
anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun o küçücük cüssesiyle
çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya
çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar
başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve
kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini
savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.

Bir başkasının yüreğinin parçalanması sizi neden ilgilendirsin ki... önemli olan sizin zevk
almanız.

Gezgin - Halil Cibran

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Dilini beğensem de abartıldığı kadar güzel olmadığını söyleyebilirim. 
Kürk mantolu madonna ne çok abartılmıştı. Bende inat edip okumamıştım. Bir an beğenmeyeceğimi düşünüp başlamış çok beğenmiştim. 
Bu yazarı da öyle bekliyordum ama beklediğimi bulmadım. 
Kötü mü ? Hayır, gayet güzel bir dili var ama aynı mesele. Neden bu kadar abartılıyor. Belli başlı yazarlar okunmazsa kitap okunmamış sayılıyor ben onu anlayamıyorum. 

Yazarı yeni tanıdığımı söylesem de okuduklarım çok tanıdık. Yeni bir kitap okumuşum izlenimi vermedi. Zaten 96 sayfa yarısı da yok. Hemencecik bir günde bitti. Kitabı beğendim mi? ''Çok sanatsaldı beni aştı'' diyeceğim. Hiç bir sonuca bağlanmayan hikayelerden bir ders çıkarmam gerekiyordur herhalde ama olmadı. Ben o mesajı çoğu yazılarda alamadım :(


Bu kitapla birlikte sahaflardan alınmış kitaplardan 8. kitapta bitmiş oldu. 7 adet kitap kaldı, benden beklenmeyecek performans oldu. 

Birde dergi fuarından aldığım dergileri yarılasam ne güzel olur. Sadece gezi saysını biraz okudum. 

Yeni kitap olarak Daha önce başladığım İskender Pala'nın kırk Güzelller çeşmesini cantama attım. Araba beklerken bir iki deneme okurum. Onun dışında   Angele'nin küllerine başladım. İkisini birlikte okuyamam gibi bakacağız artık. 
Sınavlara gelince bir ara hevesle başlamış çalışmıştım. Sonra zevk için okuduğum bölümü kendime ödev bilip yük yaptığımı fark ettim bıraktım. Zevk ala ala okuyacağım ( bu fikirden cayıp pişman olacağım ). Yüksek lisansdan hoca çıkmış soruları soracakmış. Bir kere çözdüm. Yapamadıklarımı bir kağıda yazdım sınavdan önce 20 adet yapamadığım soruya bakar girerim. Şuan için 80 - 85 alırım. 

Şimdilik benden bu kadar. Allah'a emanet olun. 


25 Nisan 2017 Salı

Yaban Kızlar - Ursula K. Le Guin

Yazarın adını blog aleminde çokça duydum.
Düşünüyorum da çevremde kitap okuyan insan yok gibi bir şey. Tüm dünyam blog olmuş. Ne tavsiye edilirse denemek istiyorum. Yazarda bunlardan biri.
Ne çok övüldü, ne çok.

Kötü kitap mı ki böyle dedim? Hayır kötü değil. Çok çok da güzel değil.
Kısacık bir roman. Roman mı dedim? Uzun hikaye diyelim. Hemencecik bitiyor. Ben yazarın kim olduğunu ne tarz yazdığını bilmediğim için nerede geçiyor, kim bu kök insanlar, toprak insanlar sorusuna başta cevap veremedim.  İdeal devlet temalı bir başka kitap mı dedim, değilmiş.


Uzun hikayenin sonunda bir iki şiir ( neden şiir sevmediğimin ispatı olan şiirlerden ) ve kitaplar üzerine notlar ( okurken uyanık kalmak )  ve  röportaj  var.
Her şeyden bir parça fikri çok hoş ve fikirlere katılıyor olsam da dili sevmedim. Bir kafede oturulmuş ta sohbet edilmiş. O sohbette temize çekilmeden öylecene kitaba basılmış havası var.

Hikayeden bağımsız olarak okurken uyanık kalmak yazsını okusam beğenirdim ama hikayenin ardından yüzeysel kaldığı için olmamış diyorum. 

 Alıntı

Modh tiz ağlamayı gece duymuştu; boşluktan geliyordu. Ne doldurabilirdi o boşluğu? Ne yetebilirdi doldurmaya?

Yaban kızlara Kent’te nasıl yaşanacağını öğretme işini Nata üstlendi ve görevini içtenlikle yaptı. Kuralları öğretti. Neye inanıldığını öğretti. Kurallar adalet içermediğinden adaleti öğretmedi. İnanılana şahsen inanmasa bile inananlarla nasıl  yaşanabileceğini gösterdi.

İşin doğrusu, tarihte zaten hiçbir zaman çok fazla sayıda insan kitap okumamıştır. E, ne demeye şimdi okuduklarını veya okumak zorunda olduklarını düşünelim?

Bir kere, çok, çok uzun dönemler boyunca insanların çoğu okumayı hiç bilmedi. Okuryazarlık alt sınıflarda, sıradan insanlar ya da kadınlar arasında teşvik edilmezdi. Okumak sadece güç sahibiyle güçten yoksun arasındaki ayrımın bir işareti değil, gücün ta kendisiydi. Okuma zevkiyse söz konusu bile değildi.

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler ama söylediği o zaman öyle farklı gelir ki yepyeni bir kitap okuyormuşsunuz gibi gelir.




21 Nisan 2017 Cuma

Alamut Kalesi - Tiyatro

Alamut kalesi ve Hasan Sabbah kimin ilgisini çekmiyor ki?
 Nasıl bir güç, nasıl bir kafa yapısı insanı buna zorlar. 
Nasıl bir düşüncedir ki insanın inandığı değerleri aslında bir hiç olduğunu belli etmeden ölümüne kabul ettirir. 
Takdir etmesem de hayran olmadan edemiyor insan. 
Neyse efendim konu ile alakalı yıllar önce Wladımır Bartol'un kitabını okumuştum. Müslüman bir yazardan da okumak isterim ama rast gelmedim. Daha doğrusu bildiğim yazarlardan yok, var olanları da pek duyduğum yazarlar değil.  Hassas bir konu diye mi yoksa su yüzüne çıkmayan yanları hala mevcut diye mi bilinmez bildik tarihçilerden  pek kitap yok. Varda ben mi bilmiyorum yoksa?


Neyse efendim tiyatro Kültür A.Ş. bünyesinde  uzun zamandır var. Bir türlü nasip olmadı gidemedim. En son Ali Emiri Kültür Merkzinden oynanacağını duyunca kaçmaz dedik ve Menekşe abla ile gittik. 

Tiyatral Sanat Akademisi Vakfı tarafından sahnelenen  oyunda benim tanıdığım tek kişi Hasan Sabbah rolünde Atilla Olgaç vardı. Kurtlar Vadisinde meşhur olduktan sonra yapmış olduğu gereksiz konuşmalardan bir antipati vardı kendisine karşı. 

Giderken biraz şüphe ile gittim. 
 Koca kale, onca entrika nasıl aktarılır diye. Gayette güzel aktarıldı. 
Ben oyunu beğendim. 


Kostümler,  sahne tasarımı güzeldi. Konuyu bilmeyenler için sonu havada kalmış olabilir. Daha doğrusu insanlık var oldukça bu fikir ve benzerleri  hep var olacak mesajı var. 

Toprağın üstünde adalet yok. 

Rabbim bizi bu tarz insanlardan korusun. Bizi doğru yoldan şaşırtmasın. 


Benden bu kadar, esen akılın. 

Görseller alıntı ama linkleri unuttum :(


10 Nisan 2017 Pazartesi

Ahraz - Deniz Gezgin

Yazarı nereden duydum da aklıma yer etti bilmiyorum. Sahaflara gidince   ''Aa Ben bunu not almıştım bir yere, alayım okurum'' dedim.  Aklıma not almış olmalıyım ki defterlere baktım da bulamadım.

Neyse efendim.

Yazar çok tanıdığım bir yazar değil sadece güçlü bir kalemi olduğu ve ilerleyen aşamalarda  daha popüler olacağı yazılıp çiziliyor. 
Umarım öyle olur. Genç kadın yazarlara ihtiyaçlarımız var.
Yazarın ilk romanı imiş. Mitoslar üzerine başka kitapları da var. 
Mitos? Evet sordunuz duydum. 
İlgilenenler zaten biliyor da ben ''neden mitoslar?'' kısmına  değineceğim. 

Kendisi   Prehistorya ve Önasya bölümü mezunu. İlginç, ilgi çekici bir bölüm. 

AÖF Kültürel Miras ve Turizm okuyan biri olarak kendi yavan derslerim bile bana etkileyici geliyorsa bu bölümü okusam okula koşa koşa gider evimi mitler, heykeller ve çanak çömleklerle doldururdum.
Neyse ki konu benim çılgınlığım değil, genç yazarımızın kitabı. 
Genç diyorum da yaşlı olduğumu düşünmeyin, 4 -5 yaş küçüğüm sadece. 

Neyse efendim yazarımızın kitabı da almış olduğu eğitim kadar ilginç. 
Etkileyici bir dil sıradan olayları bile masalsı bir havaya sokuyor. 

İnsanın içinde hep var olan ve olmaya devam edecek kötülüğü, buna bağlı olarak oluşan kırgınlığı, kırgınlıklar üzerine sarılmaya çalışılan kabukları, insanların ötekileştirilmesini ve nicesini incecik kitap içerisinde bulacaksınız.

Alıntılar

Bugün bu çocuğun gözlerinden akarken yakaladığı korkuyu kocaman elleriyle ısıtmak,  eritmek, dönüştürüp ona geri vermek istiyordu.

Unutmak sağ çıkmaktır.

Hangi ev icine oyulan yersizlik duygusunu dindirebilir ki.

Savaş,  bir şarkıları öldüremiyordu, bir de anıları fakat ezgileri yakıyordu.



Kitap Beyoğlu Sahaflar Festivalinden alına kitaplardan birisiydi. Geriye 9 adet kitap kalıyor, bu sene en azından 5 tanesini daha okumak istiyorum. 
Bakalım nasip. 


7 Nisan 2017 Cuma

HAVADAN SUDAN # 2

İnsan oğlunu anlamak zor. Havadan sudan yazmaya geldim benzer temada 3 adet taslağım olduğunu gördüm. Bakalım bu süre zarfında neler değişmiş. 


Bu şarkı eşliğinde okuma yapıyoruz :)

Aralara ilave ediyorum, yazı farkından ayırt edersiniz. 

21.03.2017
Her telden yazmayı seviyorum. Sohbet havasında geçiyor. Benim sohbetlerimde daldan dal olduğu için yazılarımda daldan dala geçiyor. Ani geçişleri artık görmemezlikten gelirsiniz. 
Şimdi konuya nereden başlasam bilemedim. Karşımda biri olsa bir şey sorsa da giriş yapsam. 
Imm düşünüyorum, en son  26 şubatta havadan sudan yazmışım. Eminönü'ne gidip etamin aldığımı yazmışım. Etamin kolye yapmaya niyetlenmiştim vazgeçtim. Etamin bir iki hafta köşede kaldı. Her eline attığından çabuk sıkılan biri olmamak için kolyeden vazgeçip masa örtüsü yapmaya karara verdim. Öyle tek model bilindik bir şey olmasın dedim ve beğendiğim desenlerden karma bir çalışma yapmaya karar verdim. Henüz başlardayım, ne zaman biter. Bitene kadar benim sanrım ne olur pek emin değilim.



Gözlerim ağrıdığı için ara verdim. 

Haftada iki gün elime  etamin almaya karar verdim.  

Haftada 3 gün spor var, aksatmadan kaç ay giderim bilmiyorum.

Bir haftadır gitmiyorum. 3 günlük detoksa girdim, kendimi yormak istemediğim için spora da gitmedim. Detoks meselesine başka zaman değinirim. 

Konular yığılmasın diyede AÖF derslerine başladım. 20 ünitem var, 2 tanesi bitti. 2 üniteye de giriş yaptım. Günlük hedefim 10 sayfa.

AÖF sınavı ile yüksek lisans sınavları aynı güne denk geliyor. Büyük ihtimalle AÖF sınavlarına girmem. 16 ünitenin 6 sı bitmişti halbuki. 

Bunların dışında yazı yazmama sebep olan bir durum var; dikiş dikmek.
Geçenlerde A101'e dikiş makinası gelmişti.  Bir iki gün öncesinden heyecan yaptım, gelecek mi? kalacak mı diye. İş arasında gittim aldım ama hemen açmadım. 3  hafta annemden sakladım .


Gecen cumarteside işten izin alıp okula gittim, okul çıkışı da Bakırköy pazarına gittim. Başka zaman olsa pazarın altını üstüne getirirdim, nedense gezesim gelmedi. Direk kumaş kısmına gidip kumaş aldım. Pek çok kumaşta gözüm kalsa da aç gözlülük olmasın diye bir kaç parça ile geri döndüm. Tabi aldıklarımı ne yapacağıma karar veremediğim için yanların astar, fermuar gibi başka bir şey almadım.


Dönerken de büfeden Burda dergisi aldım. Aklımda sahaflardan gidip içini görebileceğim eski sayılara bakmak vardı ama ne zamana nasip olur bilemediğim için bulduğum dergileri aldım. Aldığıma da pişman oldum. Daha doğrusu Vintage olanı aldığıma pişman oldum.


 Neyse efendim kutuyu açmış bulunduk. Mezuralar hazırlandı, ipler takıldı ayarlarını kontrol ettik. Dikiş denemeler yapıldı. En son ablam kalın penye verdi bundan devam et diye iğne takıldı kaldı. Büyük ihtimalle iğne eğrilip içer de kaldı. Mantıken iğneyi yerinden çıkarmam gerek ama çıkmıyor. Denedim denedim olmuyor. Mecbur anneme söyledim o da çeviremedim.
İşte bunca yazıyı bir iğneyi nasıl çıkarma gerek, makinem düzelir mi gibi soruları sormak için yazdım. Yardım edin bana, ağlayasım var. Dikiş benim çocukluk hayalimdi ilk günden makine elimde kaldı.

Dikiş makinasını kardeşim tamire götürdü. İp toplamış, tek sorun oymuş. Kardeşim diyince hatırladım ki alt kısmını çıkarabiliyorduk. Neyse efendim pazar günü okul olmayınca evden çıkmadım. Uğraştım patron çıkardım. Şeklini sevdiğim penye  tişorttan örnek alarak kumaş elbise uyarlaamsı yaptım. Ömrümde böyle br şey yapmadığım için ilk etapta zorlandım. Tamam tamam ikincisinde de zorlandım. Gazete yardımıyla çabaladım bir şeyler yaptım. Sıra geldi dikme işine. Anladımki bu işler bu kadar kolay olmuyormuş. Makinayı kullanmayı beceremedim. Sürekli ip topluyor. Bir bilene danışmam lazım yada video izlemem lazım.

Neyse efendim 15 gün sonra bu yazıya devam etmeme sebep olan meseleye geleyim.

İşten ayrılıyorum. 


Tamam mayıs başında işten ayrılacak köye gidecek, ramazanı evde rahat rahat geçireceğim diye planlar yapmıştım. Evdeyken  yapılacaklar listelerini kafamda defalarca oluşturmuştum. Bunlara rağmen insan hüzünleniyor. 
11 ay boyunca iyi kötü pek çok şey yaşadım. 
Güzel bir ortam kurdum. 
İnsan evladı anlaşılması zor varlık. 
Halbuki geçen sene bu zamanlar iş ararken ''acaba iş değişikliği yapmasam mı'' dedim durdum. İş değiştirdim, fiziki şartlardan dolayı geldiğime pişman oldum. 
Arkadaş ortamı güzel olunca fiziki şartların çok da önemli olmadığını öğrendim. 
Şantiye şefi ile konuşuyoruz ''burada rahat olmayı öğrendim, küçük şeylere takılmıyorum artık '' dedim. O da bana '' Normal de de rahatsındır, büyük sorunlar olunca küçük şeyler insanın gözüne gelmez. Sende olanda odur '' dedi. Düşündüm gerçekten küçük şeyler mi abarttığım diye. 
Yine de emin olamıyorum. 

Anlatacak çok şey var aslında. Okul bitmiş de tüm arkadaşlarımı bırakıp memlekete dönüyormuşum hissi var içinde. 
Evdeyken  yapılacaklar listesi yapsam benden bir iki kişiye daha ihtiyaç olabilir.
Listemi kelem kağıda döktüm mü derseniz ? Dökmedim, dökemiyorum. Yalnızlık zor be blog, arkadaşsız kaldım yine.
Bunca lafta bunun içindi işte. 

Komşu komşunun bir silik selamına muhtaçtır. 

Selamlar  blogcanlar.