15 Haziran 2019 Cumartesi

Iran sineması -Baran


Kendimi bildim bileli müzik olmadan iş yapamam. Yaptığım işe göre de dinlediğim müzikler değişir.
Evde temizlik yada yemek yaparken  hareketli müzikler dinleri. Ofiste evrak işim varda daha sakin sözsüz yada yabancı şarkı dinlerim.



Sürekli dinlediğim birkaç Farsça şarkı var.
 Klip izleme huyum yoktur. Nasıl oldu ise klibi izlemiş atındaki yorumları da okumuş oldum.



İran sinemasında izlenecekler listesi yapıp her seferinde listeyi kaybediyordum. Bir yerden başlamak gerek dedim ve Baran ile başladım.


Onca yorum boşuna yapılmamıştır di mi?




Film oldukça sade. O kadar sade ki film müziği bile yok.
 Şırıl şırıl dereler, kuşlar inşaat ve trafik gürültüleri …


Film hakkında yazılacak çok şey var ama Nazan Bekiroğlu üzerine bir şey anlatmak bana düşmez.


Filmi ne güzel anlatmış di mi? Düz yazı ama şiir gibi.


12 Haziran 2019 Çarşamba

Sur Kenti Hikayeleri - Ali Ayçil

Kitabı ilk nerede duydum hatırlamıyorum.  Muhtemelen bir yudum kitap gönderimi ile tanıdım ki aklımda yazarın dili yer etmiş.
 Kitap fuarına gidince aklımda başka kitaplar vardı. Dergah yayınlarından beğendiğim kitaplar şuan ki ruh halime ağır gelince bu kitabı almış oldum.  İyi ki de almışım.  Şuan tamda bu kitaba ihtiyacım vardı.  


Masal tadında etkileyici bir dil. Hangi satırı çizsem hangisini paylaşsam emin olmadım. 
Bir birinden bağımsız ama bir bütün halindeki pek çok hikaye var. Her biri ayrı merak uyandırıcı. 



Alıntılar

''insan yalnızca aklına güvenince, önce bir suyu kirletip, sonra onun berraklığın inandırır kendini. o kirli suya damlattığı ne varsa, hepsini de insanca bir meşrulukla onaylar. bir gün kalbime yeniden çağrıldığımda, bir başına kalmış aklın kirlettiği sulara son bir kez baktım. son bir kez baktım ve dalgaları birbirine çarparak parçalanan on yılımı gördüm orada."

"anladım ki; kalbinden uzak düşenin kalbini üfleyip, onu yeniden içimize konduran bir kuş nefesi vardır."

"cevher kararmadıkça, her hayat için tetikte duran bir mucize vardır."


''Uğurlayan, uğurladığıyla beraber pek çok mesafeye bölünüyordu. ''

'' Bazıları, kimsenin anlayamayacağı bir eziyetin nöbetini tutarlar, bir türlü kapatamazlar dünyayla aralarındaki uçurumu.

31 Mayıs 2019 Cuma

Kendime şarkılar

Bir benim çevrem mi sıkıldı hayattan, hep bir şikayet hep bir koşuşturma. 
Bir şeyler yapıyoruz ama elle tutulan bir şey yok. 

Ee günler neyin peşinde koşarak geçiyor. 
Eskiden nelerle meşgul olurmuşuz da şikayet etmiyorduk. Tamam şikayet ediyorduk ama anlık şeylere. Şuan hiç bir şey bizi memnun etmiyor.
:( 

Dinlediğim şarkılar bile hüzünlendiriyor. 
Halbuki ne güzel bir tınısı var. Dinledikçe huzur bulmam gerek.

 İçimdeki yaşama sevincine sesleniyorum. 
Tükenmeden dermanım gelip beni bulur musun ? 


Geçen aylarda neşeli neşeli Ümmüşen dinliyordum.

Cemre bu yıl yön çevirsin diye çok bekledim. 
Baharsız yürekler yerine  yine kara topraklara düştüğünden  olsa gerek hevesim kaçtı. 
:)





Sürgün baharı da es geçmeyelim.  

Sevmeyi senden öğrendim Dinleyip kuşları hikayeleri duymayı Yola çıkmayı senden öğrendim

Ne hoş sözler, bir babaya yazılmış. :)
Rabbim acısını göstermesin.



Sizler nasılsınız. İç sesiniz neler dinleyip nelere yoruyor dinlediğini ?  






26 Mayıs 2019 Pazar

Çöl Masalları - Tayfun Pirselimoğlu

Kitabı 2018  Beyoğlu Sahaf fetivalinden almıştım . Üç arkadaş gittiğim için sahafı çok gezememiş elimi attığım iki kitabı alıp çıkmıştım. Neyse ki çok bekletmeden ( okuyucu burada gülmesin daha eski sahaflardan alıp okumadığım kitaplar var ) iki kitabı da okudum.



İlkinin hikayesi de güzel. Aldığım gün başlamıştım. Sonra aynı grupla tatile gittik. Yolda okudum. Baktım olmuyor bir gün kendimi eve kapatıp okudum. İncecik kitap hemen bitti. Bu kitap hemen bitmedi. Hele 50 sayfa süren ön sözü , aman Allahım bayılıyorum. Ön söz yazamam diye cümle kurup 50 sayfa yazmak nedir!



Kitabı ilk ablam okudu. ''Bu ne bicim kitap'' dedi. Sonra ben aldım elime ön sözü görünce bıraktım. 

Almışım okunacak bir şekilde.  

Annemim ilk hastane yatışında aldım yanına bir şekilde önsözü bitirebildim. Araya zaman girdi. Hastane çantası hazır kit gibi kenarda duruyor. Kitabı da unutmuşum ikinci gittiğimde iki gün kalınca 150 sayfa okumuş oldum. Devamını da evde parça parça okundu ama nasıl okundu.
Nasıl eziyet bit kitap.


Hem saçma, hem merak uyandırıcı.
Hem geçmiş dönem gibi hikaye anlatılıyor hem arada modern dönem icatları var.

''Size efendimden bahsedeceğim'' cümlesini kuran bir kişi  TV karşısında gün geçirir mi?

Hem gizemli insanlarla gizemli bir çölde yolculuk yapıp hemde araba kullanılabiliyor mu?

 Neden deve değil, at değil ya da uçan halı değil!

1001 gece masalları absürtlüğünde modern dönem hikayeleri. 

Hikayeler farklı farklı ama bir biri ile bağlantılı gibi.

Bir baltaya sap olmamış erkek profilinin kendini bulmaya çalışma çabaları, hüsranla biten gönül ilişkileri.  Her hikayede olmazsa olmaz topal biri.
Kitap sonunda hikayeler bir şekilde birbiri ile bağlanır dedim olmadı.  Kendince hikayeler birbiri ile bağlandı aslında.  Tek sorun hangi hikaye kime aitti ben karıştırdım.  Tek kusur bende yani, yoksa yazarın aralara sıkıştırıldığı karakterlerin zaman kavramı olmamasıyla alakası yok!

Özetle kitabı sevip sevmediğimden emin değilim. 


20 Mayıs 2019 Pazartesi

Kitap fuarı ve daha fazlası


Anlatacak çok şey olsa da uzun bir ardan sonra söze nasıl başlanır ki.
Başlangıç  mutsuz iş hayatımdan mı, ülkenin gidişatından olmalı?
Hiç biri olmadan başlasam söz bir şekilde oralara gelmez mi?
Özetle yorgunum, hem ruhen hem bedenen.

Beni mutlu eden kitap okumadan başlayayım.

Yeni yıla girerken her şeyi değilse de en azından okuduğun kitapları yazarım diye ummuştum. 
Güzelde okuyordum ta ki göz nezlesi olana kadar. 
Bulaşıcı olduğunu yıllar önce abimin eşinde görmüştüm ama bu kadar açı vereceğini düşünmemişti. Resmen kalbim gözümün orada atıyormuş. Tüm hayat dengem değişti.  
Bugün iyiyim çok şükür derken akşama ateş ve göz batması başlıyor. 
Resmen kitap okumayı, film izlemeyi özlemişim. 
Zaten sokaklar kalabalık temel ihtiyaçlar için bile sokağa çıkasım yok en azından evde kaliteli vakit geçirelim dimi?
Ama olmuyor. 
Hastalığın seyri 10 günmüş. Bana sorsanız 10 yıl diyebilirim. O kadar canım kıymetli yani :)
Hastalık üç hafta sürdü, sonra annem ameliyat oldu. Sonra ramazan derken sürekli bir bahanem oldu.

Bahane bulmayacağım kitap okuyacağım, belgesel izleyip etamin işleyeceğim dedim.

İlk adım: Evdeki kitapları kasvetli bulduğum için  sahaftan kitap almak.

Fuarda yorulunca sahafa gidemedim. Fuarda da çok gezemedim. Sürekli kitaplarını okuduğum belli başlı yayın evlerinde de aradığım kitapları bulamadım. Gün ortası gittiğimden mi bilinmez katılım da çok azdı.


Aklımda geçenler olmayınca ilerde aklıma düşebilecek bir iki kitapla eve geldim. 
Her birinin bir hikayesi var ama başka zamana. 

Kendime okuma listesi yapacağım.
 ( daha önce yapmıştım öncelikleri değiştireceğim )
a. Çöl Masalları ( nihayet yarıladım) 
     b. Kaf Dağının Ardı ( son hikaye kaldı )
                                     c. Tek Kelimelik Sözlük ( iki yıldır parça parça okuyorum ) 

İkinci Adım : İzlenecek belgeseller ve filmler  listesi çıkarmak. 
Son zamanlarda netflix filmleri izledim / izliyorum. 

(Aklımda bunla ilgili paylaşım yapmak vardı)

Biraz İran sineması izlemek istiyorum. Eski telefonuma listeler yapmıştım. Ekran gidince liste de gitti. önerilerinize açığım. 

Üçüncü Adım: Alıp kenara attığım etaminlerimi değerlendireceğim. 
En son anneme ( aslında çeyiz için ) havlu işledim. 


Minik minik şirin bir şey annem beğenmedi. Sade olmuş, bende sağına soluna bir şey ( ama ne ?) işleyeceğim. 

Dördüncü Adım: ?

Bir şey bulamadım. Galiba küçük şeylerle mutlu olabiliyorum .

:)

Esenkalın.


21 Şubat 2019 Perşembe

Haleti Ruhiye



Bir Karadenizli olarak tez canlı olduğumu söylememe gerek var mı?
 Her şey o anda olmalı.  Olmayacaksa bilmeliyim ona göre yoluma devam etmeliyim. 
Ben böyle yetiştim.
 Alelacele yenen yemekler, tarlaya ahıra gidilecek diye üstünkörü üst  baş düzeltmeler. Ev düzenine önem vermeden sadece temiz olup olmadığına önem vermeler. Yemek pişmiş yeniyor mu yenmiyor mu, daha güzeli olabilir mi düşünmemeler. 

Çok kızardım yurdum insanına yeni bir şey için caba saf etmiyorlar diye. 
Halbuki değişmeye vakitleri yokmuş. Olsa da nasıl değişeceklerini bilmiyorlarmış. 

Şimdi kendime bakıyorum. Hadi değiş diyorum. Nasıl bir insana dönüşmen gerektiği yada olmaman gereken insan profili önünde. Hadi değiş!
Yok olmuyor, felsefemde yok. 
Her şey acele olmalı. Sabretsem çok güzel eserler ortaya koyarım muhakkak ama uzun vadede kim sabredecek. 

Hayranım her işi sanat işler gibi işleyerek ince ince sakin yapan insanlara. 

Yemek mi hazırlanacak. Beş dk da 3 -4 çeşit olacak illaki. Niye 3 -4 çeşit yani. Sakin sakin tek çeşit hazırla muhabbetle ye.  Muhabbet olduktan sonra bir kuru lokma ile de doyar insan. 


Bu yaşta teyze çay ikram ediyorsa edecek lafı vardır. Paylaşmalı yılların birikimini. Süs püs yok, muhabbet var. Ben olsam süslü çay tabağı, şekerlik kullanırım. Onları hazırlarken de muhabbet uçar gider. 
Bu teyzenin karşısında ruhu doyar insanın. 
Göz mideden önce doyar diyorlar. İlave ediyorum ruh ikisinden de önce doyar. 


Yün eğirmek zor iştir, sabır ister, maharet ister. Biz sabredemeyiz hemen tuhafiyeden üzerine organik yazanı alıveririz. Yazılanın doğruluğuna değinmeden o  ipi eğirmek yerine daha faydalı ne yaparım diye düşünüyorum. Madem uğraşmıyorum vaktim bana kaldı, faydalı bir şey yapmalıyım. 
Hoş yün eğirsem patik dokuyacak değilim ya. 


Rahmetli babannem dokurdu. 5 şiş ile çoraplar, patikler. Babaannem daimi kalacakmış gibi onca torundan birimiz öğrenmedik.
 Biz patik dokumayı bilmiyoruz, torunlarımız patik nedir bilmeyecek, yünün kaynağını bilmediği gibi. 
Yorganlar diktirilirdi. Saten yüzlü desen desen. Üstüne nevresim geçirilecek denmez güzel güzel işlenirdi. Neden çünkü kişinin hayta verdiği önemi gösterir. 
Herşey  basitleşti. Düşünüyorum da en son neyi ne zaman özenerek yapmışım?
Hiç bir şeyi.
Bir silkelensem tozlar arasından  bir şey çıkar mı?
Bu arada resimler pinterestten dememe gerek yok di mi?

1 Şubat 2019 Cuma

Ocak 19

Sevgili günlük,

Var olmayan takvim yaprakları hızlı bir şekilde uçuşurken bir yaprağa notlar alayım istedim. Not alayım ki yıllar sonra hatırlanacak bir anım bulunsun.
...
Kaç kere yazdım sildim bilmiyorum. 
Nereden başlasam  yada yıllar sonra neyi hatırlamak benim için önemli, emin olamıyorum.
Bildiğim bir şey varsa içinde bulunduğumuz bir şeyden memnun kalmama durumu ruhumu fazlasıyla yoruyor. Ortam değişikliği yapmak istiyorum. Ortam değişikliği iyi gelir mi ki?Yorgun insan profili her yerde aynı. Ne değişecek !

Bazı şeyleri görmemek için kendimi kitaplara verdim. 

En hızlısından kitap okumaya giriştim. Sanki dersiniz ki görev verilmiş. O vakit o kitap okunmazsa otuz saniye içinde kitap kendini infilak edecek. Tüm kelimeler, noktalar, virgüller etrafa saçılacak.

Eve gidilecek dinlenecek ve kitap okumaya başlanacak.

Bu hevesle yıllardır okunmayı bekleyen kitaplarımı bitirebilirim galiba 😊




Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş 

Yazarı bir kenara not alalı uzun zaman oluyor. O kadar çok övüldü ki hayal kırıklığına uğramaktan korkup erteledim. Nasip bu güne imiş. 
Tek bir şey söyleyeceğim. Benim gibi yapmayın ertelemeyin bir an önce yazarla tanışın.

Babil Prensesi - Selami İzzet Sedes - Kum Saati Yayınları

Beyazıt Sahaftan almıştım. Tarz olarak geçmişle günümüz arasında gidip geldiğini düşünerek almıştım ama değilmiş. Müsait olduğum bir ara aynı sahafa gidip takas yapmak istiyorum. Tabi yapılıyorsa. 

And Dağlarında Terör - M . Vargas Llosa - Can Yayınları

Geçen sene D&R ' nin 7 liralık kitap kampanyasından almıştım okumak bu güne nasipmiş.
Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Pek tarzım olduğunu söyleyemeyeceğim. İlk kitaba göre biraz daha derli toplu olsa da sevdim diyemem. 
:)

Hırsızlar Sokağı - Mathıas Enard - Can Yayınları

Bu kitapta D&R'nin 7 liralık kitaplarından. Alırken kitap yada yazar hakkında bir fikrim yoktu. Muhtemelen Necip Mahfuz tarzıdır dedim. Eh biraz anımsatıyor. 
Oldukça akıcı bir kitap. 
Kitap bitince ben bu kitaptan ne öğrendim sorusunu kendinize sormayacaksanız okuyun, aksi takdirde bir değer katmıyor insana. 
Kitap ergenlik hevesi yüzünden evden kovulan  birini hayatını anlatıyor. Evden kovulduktan sonra hayatta kalma mücadelesini, kendini geliştirme çabasını kitaplar eşliğinde görüyoruz. Yazar kendini ibni Batutaya benzetiyor. Pek çok örnekler veriyor.  Seyahatnameyi okumuş biri olarak örnekleri zerre hatırlamadım. 

Benim Hüzünlü Orosbularım - Gabriel  Garsial Marqouz - Can Yayınları 

Yazarın daha önce yüzyıllık yalnızlığını okumuş beğenmiştim. Bu kitabın hikayesini saçma olsa da  akıcı ve çılgınca buldum. Farklı bir tutku.

Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu - Şermin Yaşar



Kuzenlerim Şermin hanımın hayranı,  sürekli takip eder dururlar. Bende kuzenler vasıtasıyla tanıdım kendini.  Doğallığına hayran olsam da ne kitabını okumuş ne de bir etkinliğine katılmıştım. Kuzenden akıcı bir kitap istedik getirdikleri içinden ilk bunu okudum. Oldukca akıcı ilginç hikayeler.  

Kayıp Gergedanlar - Cem Kalender - Alakarga roman


Yazarı bilmem etmem. Yayınevini yeni tanımış tarzını beğenmiştim. Yeğenime kitap bakarken kendime de bir iki kitap aldım. 
Yazarın iki kitabı vardı.  Klan ödüllü olduğu için sıkıcı olacağını düşündüm. 

Okurken inanılmaz gerildim. Maraş da anneleri ardından intihar eden kardeşleri düşündüm ruhum sıkıldı ara verdim ...
Özetle kitabı hem merak edip hemde rahatsız hissederek okudum.  
Kitabın Kafkaesk tarz olduğunu okudum, zor bir şeyler bekliyordum ama bu kadar değil. 

Değişik bir tarz, hadi sizlerde okuyun. Okuyun ki beraber yorum yapabilelim.
O kadar kuyu muhabbeti geçti. Suna Hanım'ın çocukluğu ile bağlantısını bekledim, Sümer Bey le ilgili bir gelişme bekledim. Gergedanları, çobanı, sazlıktaki çocukların mantıklı açıklamasını bekledim. 
Bir son bekledim de bekledim. 
Hepsini tek tek tartışmak istiyorum. Okuyanlar burada mı?



Ocak ayı okumalarım bu kadar.

Bunlar haricinde 2 konser ve bir matinaya gittim.
Matinadan paylaşım yapmayacağım. 
Kısaca konserlere değineceğim. 

İlki Şerefiye Sarnıcında oldukça ilginç ve güzel bir konserdi. Az kişilerle  harikan bir ortamda yeni bir tarzla tanıştım. 
Mehtap Demir ismini duymadım etmedim. Naif bir ses ve duruş imkanınız varsa canlı dinleyin.



İmkanınız varsa Sarnıç Konserlerine katılınız. 

İkinci konser oldukca kalabalık bir ortamda oldu.

Resul Dindar

Kendisini severek dinlerdim.  İlk defa canlı dinleme imkanım oldu, bir heyecan duymadım.  Belki bunda ortamda etkili olmuştur.

Ocak ayı bir şekilde geçti. Rabbim güzel günler göstersin.