16 Şubat 2017 Perşembe

Altın Tasta Gül Kuruttum

İnsan altın tasta neden gül kurutur, ehemmiyeti nedir bilinmez. Bilinen bir şey varsa altın tasta gül kurutan kişilerinve bu sözleri yazanın  çok ince bir ruha sahip olduğudur. 



Şarkı, Türkü her ne derseniz, pek çok versiyonu ve yorumcusu var. Ben en çok eklediğim yorumu beğendim.
Günde bir iki defa dinliyorum. Daha doğrusu beğendiğim  tarz müzikleri günde bir iki defa dinliyorum. 
Bir şeyler dinlemek istediğimde belli başlı yerlerden dinleme yapıyorum radyo voyage ve  dünyadan sesler gibi.
Onun dışında Fahriye Evcan'dan Bahçede Yeşil Çınar  ve Uyu Uyu Uyu Yarim ( zülüf omzumda dolaşık ), 

Mabel Matiz den Gel Gönlümü Yerden Yere Vurma Güzel parçasını bol bol dinliyorum.

Şarkılardan sıkılınca dinlemeye bile tahammülüm olmayacak kadar çok dinliyorum. 

Neyse efendim ben bu yazıyı yazmama sebep olan şarkının sözlerini ekleyerek gidiyorum. 

Altın tasta gül kuruttum aman Ali'm
Yâri sinemde uyuttum Ali'm
Yâr söyledi ben unuttum aman Ali'm
Gönül efendini buldu Ali'm
Saçı Leylâ'ya vuruldu

Evlerinin önü nâne aman Ali'm
Ben kül oldum yâne yâne Ali'm
Ali'm sarhoş ben divâne aman Ali'm
Gönül efendini buldu aman Ali'm
Saçı Leylâ'ya vuruldu


Allah'ım hikmetinden sual olunmazda, biz neden bu tarz beste yapamıyoruz ya da neden bize beste yapılmıyor? 
Yoksa sizlere bu tarz besteler mi yapılıyor sevgili okur. 
Ah kalbim dayanamayacak. 
:)

12 Şubat 2017 Pazar

Çiçeklerimi Rüzgara Verdim

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk olarak Bir Yumak Mutluluk adlı kitabı okumuş beğenmiştim. Aklımda başka kitabını da okumak vardı. Sahaflar da görünce almıştım. Okumak bu güne nasip oldu. 

İlk okuduğum kitap örgü kursunda ki kişiler üzerinden ilerliyordu. Bu kitap serinin  devamı imiş ama ben seriymiş gibi hissetmedim. Arada bir evin annesi eline örgü alıyordu o kadar. Ay pardon evin annesi mi dedim. Yolculuğun annesi demeliydim. 
''Ne yolculuğu ? '' derseniz. Örgü kursundan Bethanne, kızı ve eski kayınvalidesi ile yollara düşüyorlar.
Sebep ne derseniz. Büyükannenin 50. mezuniyet toplantısına gitmek. 


Üşenmedim hesap ettim 12  yıl olmuş liseyi bitireli. Bırakın isimleri hatırlamayı yolda görsem tanıdık bir sima demem o kadar unuttum gitti lise dönemimi. 

Bizim büyükanne unutmuyor çünkü yarası var, sarılması  gereken.

Ay aman efendim gençti hata yapardı demeyeceğim. Bu konuda hata yapılmaz, bahanesi de olamaz. O kadar önemli bir konu ki kitapta iki satırda es geçilmesi gereksiz olmuş. Tek sorun varmış o da Bethanne'nin eski eşine dönüp dönmeyeceği. Döndü mü diye merak edenler kitabı okuyabilirler. 
Ben tavsiye eder miyim? Bilemiyorum, zevk meselesi sonuçta. Bana bir şey katmadığını söyleyip bitireceğim. 

Bu arada sahaflardan aldığım kitapları bekletmeden okumak istiyorum bakalım ne zamana bitecek. 


AÖF sınavlarına kadar biraz kitap okumak istiyorum. 

Oscar Wilde'nin son vasiyetine başladım. İlerleyen bir hikayesi olmasa da dili güzel. 
İskender Pala'nın Kırk güzellere başladım dili ağır geldi bıraktım. Ara ara bir iki parça okurum. 
Ahraz'ı da bir kaç defa elime alıp okumaya niyetlendim ama olmadı. 
Hay Bin Yekzan da aynı şekilde sürekli elimde ama başlayamıyorum. O kadar da aradım kitabı, satışı yok diye hayıflandım durdum ama yok, okuyamıyorum.  

Sizin de var mı böyle başlamakta zorlandığınız kitaplar ? 
Neden böyle oluyoruz ki ? 





6 Şubat 2017 Pazartesi

Aylardan Şubat

Kocakarı ayları vardır.  Kalandar, kiraz ayı,  küçük ay gibi.
 Pek çoğunun ne olduğunu anlamasak bile küçük ayı anlarız.  On iki ay içinde en kısa olanıdır.  En kısa aydır ama o 28 gune pek çok şey sığdırır. Bizim için anlam ifade eden günler vardır.  Misal sevgililer günü demeyeceğim.  Kapitalist sistemin bize dayattığı zırvalıklar olduğundan değil yalnızlıktan :)
 Efendim bizim için önemli olan aile bireylerimizden bu ayda doğanların olması. 
Kova burcu ahbabınız var mı? Ne uyuz olduklarını bilir misiniz? Şaka şaka biz onları her halleri ile seviyoruz. 
Biri küçük ablam diğeri kuzenim fuful yada safinaz, artık nasıl anmak istersek. Aa unuttum bundan iki yıl önce İstanbul karlar altında iken bir kızımız oldu.  Abimin minik kızı.  17 şubatta 2 yaşına girecek. Huysuz ve tatlı bebiş. Tripler, sinirlenmeler, küsmeler tipik kova.

 saklandık biz, yoğuz burda :)

Efendim bu aya neler neler sığar yaşayınca göreceğiz.  
Geçmişte neler yapmışız derseniz buyrunuz. 

2012

Muhtemelen açmayı düşündüğüm blog ne üzerine olsun diye düşünmekle meşgulüm, henüz yazılı bilgi yok. Karanlık dönem diyelim. Yazı keşfedilmiş fakat blog keşfedilmemiş :)

2013 

Çok kıymetli blog arkadaşımız Pınar'ın düzenlediği yazar aylarına katılıyormuşum.

Kartepe'ye gitmiş,  pek eğlenmişiz. Sağ omuzumu incitmiştim. Hala düzelmedi. Tam düzelmişti spor salonunda incittim. Tekrar düzeldi pazar poşetlerini taşırken incittim derken süreç bu şekil de ilerledi. Neymiş sıcağı sıcağına doktora gitmek gerekmiş.
Bu arada kardeşim bizi  ailecek getirecek diye not düşmüşüm. Belirteyim gerçekleşmedi. 

C sınıfı ISG uzmanı olmak için kursa gidiyormuşum. Bu senede B olmak için tezsiz yüksek lisans eğitimi alıyorum.  Temmuza kadar sürecek :(

2014

İki adet hint filmi izlemişim. Güzel filimler tavsiye ederim. Bu ay hint filmi izlemem.  Yarım bıraktığım bir film var zaten. Malum dizi misali uzun oluyor filmler,  izlemek bir kaç gün sürebiliyor. 

 Birbirinden güzel kitaplar okumuşum.

Oblomov, Sultanı Öldürmek için tık tık


Bilim Tarihi Sohbetleri ve Yüzyıllık Yalnızlık için tık tık
Sıret - i Meryem için bir tık
Bu beş kitabın ikisini blog arkadaşlarımızla birlikte okumuşuz.

2015

 Kayda değer bir şey yaşanmadığından mıdır, okumuş olduğum sehayatname tüm zamanımı aldığından mıdır bilinmez şubat ayına özel bir şey yazmamışım.


Halbuki minik kızımız 17 şubat 2015 de dünyaya geldi. Çok güzel bir kar yağmıştı. Okullar tatil, yollar kapalı idi. Kendi kızım olsa kesin  adını Tanem koyardım  dedirtecek kadar çok kar. 
Neden Kardelen değil derseniz kuzenimin adı Kardelen, hala yeğen aynı isim olmaz. 
Merak etmediniz ama kızımızın adı Öykü :)

2016

Resim yapma çabalarımdan bahsetmişim. Bir heves başladığım karakalem kursunu bırakmak zorunda kaldım. Kısmı süreli iş bulup hobilerime yönelmek istiyorum, bakalım zaman ne gösterecek. 

Çok güzel kitaplar okumuşum.

Müslüman düşünürlerden Toplum bilimi üzerine üç kitap okumuşum. 


Ali Şeriati - Toplum bilimi üzerine
Rasim Özdenören - Müslümanca düşünme üzerine denemeler
Cevdet Sait - Bireysel ve toplumsal değişmenin yasaları

Üç tanede roman okumuşum. 
Kutül Amera, Orkun Bilgesi  ve Ya tahammül ya sefer

2017

Yıllar çok çabuk geçiyor. Eskiye nazaran daha az kitap okuyorum. Aslında bu aralar boşum. AÖF ikinci dönem başlamadı, yüksek lisans yeni başladı. Bu ay içinde okudum okudum daha da okuyamam. 
Bu düşünceden yola çıkarak eskiden severe okuduğum Radikal kitap ekini alayım dedim. Yeni kitap önerileri not alır, farklı bir şey okurum dedim. Evdeki kitapları okuyasım yok. Her kitaptan iki üç satır okuyup bırakıyorum. Kitap ekini yarıladım ama bir şey not alamadım. Eki bitirince düşüncelerimi yazacağım, şuan es geçiyorum ve bu yazıyı burada bırakıyorum. 

Siz yıllar içinde neler yaptınız. Neler değişti hayatınızda? 
Hadi bir iki satır paylaşıverin. 
Paylaşacak anılarınızın güzel olması temennisi ile Allaha emanet olun. 



25 Ocak 2017 Çarşamba

Tütün Yolu - Erskıne Caldwell

Kitabın adını nereden duydum da aklımın bir köşelerine not aldım bilmiyorum. Okunacak kitaplar defterime göz attım, not almamışım. Demek ki ilgimi çekmemiş. Beyoğlu Sahaflar festivaline gidene kadarda aklıma düştüğünü sanmıyorum.  Sahaflara giderken varlık yayınlarından hikaye almayı düşünüyordum,  ilgisizlikten bir şey bakmayınca iki kitap ile yetinmiştim.


Peki ne anlatıyor kitabımız?
Kitap Rus edebiyatindan az hallice acıklı mı acıklı,  sefil mi sefil insancıkları ele alıyor.  O kadar sefiller ki yazıldığı dönemlerde büyük dikkat çekmiş kitap. Yazarda kendini ispatlamak için fotoğraflı röportaj yayınlamış.
Bu insancıklar ne kadar sefil olanilir derseniz. Üzerinde yaşadıkları toprağı sürmekten aciz.  Bir avuç tohum almaya paraları olmayan ama enfiye almaktan geri durmayan. Tarlayı sürme çabasına girmeden arada bir hırsızlık yaparak karın doyurabilen bir aile.
Evin babası Jeeter az biraz Oblomov havasında.

" Yapmaya niyet ettiği işlerini daima en ince noktalarına kadar tasarlar, gelgelelim bir türlü harekete geçemezdi nedense. İşte birazdan,  daha birazdan derken gün geçer, hadi yarına kalsın artık deyivermek daha bir kolayına gelirdi. "

Evin 16 yaşındaki küçük oğlu Dude ise tek derdi araba kullanmak. Daha doğrusu klakson çalmak.  

Arabayı o kadar çok seviyorki "yakın bir zamana kadar 38 yaşında " olan Bessie Hemşire ile evleniyor.  
Bessie Hemşire kadın vaiz. "Hangi dinin, adı ne bu dinin" derseniz, "öyle bir adı yok. Ben çok zaman "kutsal " derim, o kadar. Şimdi sadece bir üyesi var: ben; evlenelim, Dude ikinci üyesi olacak. " cevabı alırsınız.
Kitapta sadece bunlar mı var dersiniz. Jeeter'in yaşlı annesi, yırtık dudağından ötürü evde kalmış kızı Ellie May, az konuşan eşi Ada, hiç konuşmayan sırf güzel diye erkenden evlendirilen
Pearl, Pearl'in güzelliğine bakmaya doyamayan, buna rağmen eşine dokunamayan damat Lov ve evi terkedip bir daha geri dönmeye niyetleri olmayan çocuklar.

160 sayfalılk kitabı galiba özetledim. 

Yok bana özet gelmedi, okuyacağım diyorsanız kitap yurdunda 2 liraya satılıyor.  Ben sahaftan 5 liraya almıştım.
Şimdi bu aradaki 3 liralık farkı talep etsem olur mu?

Kitap bana bir bir kuruşun bile önemli olduğunu hatırlattı.  Bu mantıkla 3 lirayı ziyan etmiş oldum.
Şaka şaka,  kitaba verdiğim paraya pek üzülmem.

Son olarak kitap 1957 basım.  Eski kitapları sevme nedenim şuan kullanılmayan kelimeleri bize hatırlatıyor olması. 
Çevirmen Türk deyimlerinden bir iki ilave etmiş.  "Anladıysam Arap olayım. " 
"Yezidin oğlu." gibi.

Benden bu kadar, esenkalın. 


23 Ocak 2017 Pazartesi

El Deliye Biz Akıllıya Hasret - Tiyatro

Uzun zamandır tiyatroya gitmiyordum. Menekşe Abla ''tiyatro var, gidelim'' deyince hemen kabul ettim. Tiyatroya gitmek demek topluma karışmak demek benim için. Daha doğrusu kokmuş minübüslere binmek. Tiyatroya giderken ilk durakta  temiz bir arabaya bindim yarı yolda başka bir arabaya aktarıldık. Arabalar kokmasa da berbat bir trafik vardı.  Geç kaldım, falan filan...


Özetle uzun zaman üstüne tiyatroya gittim. 
Tiyatro Çiğdem Tunç tarafından kurulmuş yeni bir ekip. 
Oyuncuları daha önce pek çok yerde görmüşsünüzdür. 

Oyuncular içinde en çok Özkan Ayalp'ın performansını beğendim.  Buradan diğerlerinin kötü olduğu izlenimi çıkmasın tabi, onlarda iyiydi. Hele doktor karakteri  izlenmeye değer. 

Olağan üstü güzel olmasa da  vakit ve mesafe sıkıntı olmayacaksa izlenebilir. 
Esenkalın. 


18 Ocak 2017 Çarşamba

GÜNEŞ ÜLKESİ - CAMPENELLA

Güneş Ülkesi'ni ne zaman nereden görüp not almışım bilmiyorum. Geçenlerde AÖF sınavına geç kaldığım için sınava alınmamıştım. Dönüşte  Şirinevler'e geçip kendime teselli niyetine 3 adet  kitap almıştım. İkisini okumuş oldum. Yalnız kitapların üçünün de tarzı aynı olunca biraz sıkıldım. O yüzden  İbni Rüşt 'ü bu aralar okumayacağım.


Gelelim kitabın konusuna. Aslına bakılırsa kitabın konusu hakkında konuşmayacağım. Bildiğiniz üzere Thomas More'nin Ütopyası ideal toplum üzerine yazılmış bir kitap. Güneş Ülkesi de bu tarz bir kitap.


Tabi ideal toplum kavramı yazan kişinin düşünceleri ile sınırlı oluyor. More'den sonra bu kitabı beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Beğenmeme sebebim kadınların ortak olması değil. Tamam bu da bir sıkıntı ama tek sebep değil. Fikirlerin altı çok fazla doldurulmamış gibi geldi. Havada kalan bir şeyler var.
Kaptan ile soru soran arasında sözde fikir alışverişi oluyor. Şu toplumda da bu şekildedir diye. Örnek verilen toplumlar üzerine bir iki kitap okumuşluğum var ve bahsi geçen konularda yanlış bilgi veriliyor olması kitabı yüzeysel bulmama sebep oldu. 
Tamam kitap 1643 yılında yazılmış, o devirde bilgiye ulaşmak kolay değildi. ''Duyduğu her şey o devir için yeni ve doğru, bu mantıkla yazar doğru yapmış.'' demem gerek ama diyemiyorum. 
Özetle kitabın bana bir şey kattığını düşünmüyorum. 

Fark ettim ki son zamanlarda pek bir şey beğenmez oldum. 
Yaşlı huysuz teyzelere döndüm.
 Allahım sen koru yarabbim. amin 
Hadi ben kaçtım. Allah'a emanet olun.  

12 Ocak 2017 Perşembe

Yağmurda Aşk - Necip Mahfuz

Yazarın okuduğum ikinci kitabı.  İlk olarak Midak Sokağı'nı okumuş pek beğenmemiştim. 
Hikaye güzeldi ama yazarın kendi memleketini kötü göstermesi itici gelmişti.  

Bu hikayede ise güzeldi cümlesi kuramayacağım. 
Tam kişiler tasvir edildi hikaye başlayacak dedim ki kitap bitti. 
Bir önceki kitapla birlikte şunu söyleyebilirim ki yazarın karakterlerini duygusuz buldum.


Haberlerden  okur gibi "gitti, geldi. Oldu, bitti" duygu yok sadece olay aktarımı. 
Vasat bir kanalda gündüz kuşağı serisi. Bir dizi içinde tüm kederler.

Bu kadar sevilen, okunan yazar olduğuna göre okunur bir yani vardır.  Bir gün bende bir kitabını seveceğim baş ucu kitabı edeceğim. 
Nobel ödülü aldığı için biraz önyargım olacak ama olsun. 

Yazarın düğün evi adlı kitabınıda almıştım. Bir iki aya kadar onu da okur paylaşırım.
Esenkalın.