20 Ekim 2017 Cuma

Bir iki satır karalamaca

Kalem kağıt olsa '' bir iki satır karalmaca '' diye başlık atılır da, tuşlara basılan bir  dünyada elle tutulmayan hissedilmeyen bir şeye ne denir?

Düşünüyorum, beynim durdu galiba bir şey bulamadım. 
Efendim uzun zamandır içimden yazasım gelmiyordu. Oysa o kadar çok şey var ki yazacak.

Köyden bahsetmedim mesela. 

Sahi köyde ne yaptık ki biz? 

Fındık topladık, harman kaldırdık. 


Bu köy modası bir gün efsane olacak. 
Patlak ayakkabı, çorap içine sokulmuş eşofman.
Aha da dedim moda olacak :) 
A söylemeyi unuttum o fındıklar yerden toplandı yıkamadan yemeyin :))
Şaka şaka fındık yıkanmadan yenir. 
Yerden toplama kısmı o sepet için doğru.


Espirisi var,  tüm yaz üstüne konuşup durduk.
Almanya da yaşayan teyzem evinin balkonuna örtü üstüne fındık sermiş 40 yaşındaki oğlu da ''onlar yere serdin, ben onları yemem'' demiş. 
O yaz da ilk defa karşılaştık. İstanbul ' a geldiler, fındıklar balkona serili. Altında örtü var mıydı hatırlamıyorum tek hatırladığım '' sizde mi yere serdiniz ?'' tepkisidir :)
 Garibim fındık toplamayı kafasında nasıl kurmuşsa.
40 yaşına gel, her fındığın tek tek daldan toplandığını düşün. Tamam mantık bu şekilde ama çeyreğini yerden topluyoruz. 
Bu hikayede ilk defa karşılaşan kuzenlerin 30 - 40 yaşlarında olduğu ayrıntısına takılmayın. 
:)
Onca zahmet çek, kilosunu 7 TL'den sat kısmına hiç ama hiç girmeyin.
Emeğimize yazık gerçekten. Canım abim 18 yıl üstüne köye geldi, fındık toplamaya. Topladığı fındığın hiç değeri yok. 

Sağanak yağmurda fındığı kontrol eden abim

Yanına kar kalan sadece anılar.
 ''Aaaa , abi üstümde böcek var'' 
'' protein niyetine ye gitsin''
:)
...

Az birazda gezdik. 
Yeni yerler gezmedik. Aynı yerleri farklı kişilerle gezdik sadece.

Bu kapsamda ikinci Santa harabesi gezimizi yaptık.
Boşuna dumanlı dağların yaylası dememişler. Farklı mahalleleri gezdiğimiz halde pek çok şeyi sisten göremedik. 


Yolları bol bol fotoğrafladık. Dereleri, tepeleri, köprüleri çektik.
5 kız bir köprüde poz vermeye çalışınca o köprü gözükmedi ama olsun :)



Bileme taşını bilmeyen var mı?
 

Seni yaradan'a kurban olurum, ne güzelsin öyle.



Yapı üzerine yer yer yazılar yazılmış, üzücü.
 Kendime ait kitaba  dahi  adımı yazman tarih, yer ve hava durumu düşerim. Millet geliyor topluma mâl olmuş yapı üzerine isim, lakap bir şey yazıyor. 
LAZ'o 61!
Ne bu şimdi. 
Kaldı ki bu bölgede yaşayanlar Laz bile değil. Az zorlasan Halt ya da Rum çıkabilir ama Laz değil. 
Çok cahilsin, keşke okusan!

Mahalle eskiye göre kalabalıklaşmış. Yeni yeni evler yapılmış. Taş evlerin içinde tuğladan evler abes olsa da hareketlilik güzel. 
İnsan bile gördük :)
Çok çok üşüdük. Önceki seneden tecrübeli olarak kalın giyindik yinede bana mısın demedi. 

...

Kuzenim ( dayımın oğlu ) evlendi. 

Aynı yörenin insanı olduğumuz halde çok çok farklı olduğumuz bir kez daha gördük. Annem ne kadar sıcak kanlı ise akrabaları o kadar mesafeli. Mesafe işini biraz abartıp annemin sıcak kanlı olmasını dahi  eleştiren, dalga geçen oldu. 
Amcamın kızı '' sakın benim düğünümde böyle mesafeli durmayın'' dedi o kadar yani. 
Ah kuzum anne baba farklı olsa bile biz kardeşiz. Misafir gibi gelip 5 dakikaya ayrılır mıyız?
 Her detayla her misafirle saatlerce ilgileniriz.  

...

Uzun zamandır hayalini kurduğumuz raftign hevesimizi  gerçekleştirdik.


Hoca mı denir gözetmen mi denir bilemedim. 
Baktım geldim rehbermiş.

Yanımızda bir tane bilen kişi var kısa bir eğitim  verip ondan sonra başlıyoruz. 


İlk başlarda korkmuş olsam da ilerledikçe sakinleştim. Su seviyesi fazla değildi. Sakin sakin ilerledik. 
Son anda yağmur başladığı için yüzemedik. Sadece bir yerde suya girmemize müsaade edildi orası da göğsüme geliyordu.  Bir iki kulaç sonra tekrar bota bindik. 

Yerin güzelliğini anlatmama gerek var mı? 
Tarihi bir köprü altında yüzüyorsun üstünden zipline ile  geçiyorlar, yanında birileri kürek çekiyor. Özetle süperdi. 
Muhakkak yolunuzu fırtınaya düşürün derim. 


Disiplinli hocamıza rağmen çok çok eğlendik. En kısa zamanda yeniden yapmak istiyoruz. 
En kısa zaman dediğimizde mayıs haziran gibi. Karlar eriyince. 

Mekan  soracak olursanız biz dağraft'ta yaptık. 

Kardeşim daha önce bir kaç defa gitmişliği var, yöneticilerini de tanıyor. 
Güzel ağırlandık. Gezimizin dönüşünde mesaileri bitmiş olmalarına rağmen  yorgunluk kahvemizi de içtik. 

Bir sonrakinde zipline ve insan sapanına da binmeyi düşünüyoruz. Hava yağışlı olduğu için yarım kaldı. 

Tavsiye edilir efendim.

...

Rize gezisinde atıştırmaya çok varsa açlığını yatıştır reklamı çekecektik yağmur yağıyordu çekemedik :)
İstanbul gibi kalabalık şehirde yaşayınca her şeyi hızlı yaşamaya alışıyor insan. 
İlk Santa gezisinden sonra yol üstünde olmamasına rağmen yolu değiştirip Pazarcık'a et yemeye gittik. Eti beklerken ablam söylenmeye başladı '' bu nedir, kaç saat bekleyeceğiz'' Falan filan, neyse ki et lezzetli idi çok söylenmedi. Balıklarda gözümüzün önünde tutuldu pişirilip getirildi. Güzel güzel yedik. 

Rize de ise bilmediğimiz bir yere gittik. Su kenarı bile değil ( benim için su önemli, bir dere, deniz göl olmalı muhakkak, yoksa doğa da olduğumu anlamam) bir saat tadı olmayan balığı bekledik. Aç olarak kalktık, yeni bir şey sipariş vermedik, o da bir saate gelir dedik. 

Büyükşehirden gidenler hızlı servis beklemesin doğanın tadını çıkarsın. 

...

Bu yazı uzun oldu ben en iyisi burada bitireyim. Yazı yazma sebebimi sonra yazacağım. 
Tabi hevesim kaçmazsa. 
:)

25 Eylül 2017 Pazartesi

Nereden Başlasam

Yazacak çok şey var aslında, tek sorun nereden başlasam?
Bir ay önce tebdil-i mekan yapıp köye gitmiştim. 15 -20 gün oldu döneli. Bir ara oturup neler yapmışım yazmak istiyorum ama yazma moduna giremedim. 

Tatil güzel geçmedi mi acaba diyorum? ''Yoo'' diyor iç sesim. 
Aradığım şey sakinlikti, fazla sakin geçti tatil. Demek ki benim derdim sakinlik değil, ne istediğini bilememekmiş. 

Zorla oturdum yazıyorum madem, ilk okul günlükleri gibi tutacağım notumu. 

Sevgili günlük. 

Berbat bir yolculukla köyden dönüş yaptım. Döndüm iki gün hiç bir şey yapmadan uyudum. Tam kendime geldim dedim, iki gün eğitim için Gebze'ye gittim geldim. 

Aa ben bir ara Gebze Koop' a nasıl binilir yazacaktım. Uzun uzun  yazmayacağım. Tek bilmeniz gereken Esenler otogar içinden kalkmıyor. Otagar önünde sorun göstersinler. Aman kaldırımları kullanmayın derim. Mikrop kaparsınız, yurdumun insanından tiksinirsiniz mazallah. 
Detay girmeme gerek yok siz anladınız. 

Efendim işime yarar diye iki adet sertifika alayım dedim. Sertifikalar geldikten sonra pişman oldum. Ne işime yarayacak şimdi dedim. Daha doğrusu kardeşim hevesimi kırdı.
Kendince haklıdır da.

Bu satırları yazarken neye ihtiyacımın olduğunu anladım. 

Pozitif insanlara ihtiyacım varmış. 


Bu konuda yazacak o kadar çok şeyim var ki kırıcı olmaktan korkuyorum. Kendimi üzmemek için çevremdekileri üzüyorum. Bana olumsuz cümle kuran yada tavır alan kişilere ben bir kaç misli ile cevap veriyorum. Galiba kendimi korumak için geliştirdiğim saçma bir kalkan. 

Halbuki kırılmama sebep olan kişileri bir daha görmeyeceğim bile. Sadece aynı kırgınlıkları yaşamamak için fazla tedbirliyim. 

Taslaklara bakıyorum nisan ayından bu yana bu konuda bir kaç yazı yazmış bırakmışım. 
Yazsam rahatlar mıyım bilemiyorum. 

Kişilik sahibi olmadan makam sahibi olanlar! hepinizden tiksiniyorum. 
Kendi saçma takıntılarınızla çevrenizdekilerin yaşam enerjilerini alıyorsunuz farkında değilsiniz. 
O kadar çoksunuz ki. Biz mi size benzemeliyiz, yoksa görmemezlikten mi gelmeliyiz bilemiyorum.

Sadece huzur istiyorum. 
Sadece insan olduğum için değerli hissetmek istiyorum.   
Çok mu şey istiyorum?


12 Eylül 2017 Salı

Modern Dünyanın Bunalımı - Rene Guenon

Kitap Türkçeye çevrileli uzun zaman oluyor. Ben yakın dönemde İnsan Yayınlarının kataloğunda görüp merak etmiştim. Alsam mı elimdeki kitaplarla mı idare etsem diye düşüne düşüne Beyazıt kitap fuarın kadar beklemiş oldum. Fuarda çok kitap almadım. Almış olduğum dört kitabın üçünü bitirmiş oldum. 
Onca merak ederek aldığım kitabı beğendim mi?


Bilemedim şimdi, daha doğrusu emin değilim. 
Beklentim neydi de neyle karşılaştım?
Modern dünyanın bunalımı söz konusu olunca bir çözüm bekliyor insan. Belki bunalımın cevabı satır aralarında saklı idi ama ben sadece neden bunalım kısmını algıladım.


Neden bunalım dersek?
Geleneklerden kopuşun bireyselliği ön plana çıkardığı bunun da maddiyata önem veren maneviyatı görmemezlikten gelen toplum yapısının oluşturması diyebiliriz.

Ee bunu herkes biliyor zaten. Bunun için dolambaçlı yollara girmeye gerek var mı?

Ne zorlandım kitabı algılamakta. Acaba yazar etkileyici bir dil kullanmış da ben uygun çeviriyi mi bulamadım dedim. Başka bir çeviri yokmuş. İyi madem okumaya devam dedim. Biraz daha anlaşılır üslubu sonlarda buldum.
Buldum da beğendim mi? 
Hayır. 
Bu tarz kitapları çok okudum galiba o yüzden yeni gelmiyor. Kaldı ki dili pratik bulmadım. Kitap uzun zaman elimde kaldı. Şu satırları yazarken bile içim daraldı. 
Uf sıkıldım. Okuyan olursa bana açıklama yapsın, Benim göremediğim ama milletin baş ucu kitabı yapma sebebi ne. 

31 Ağustos 2017 Perşembe

Trabzon Müzesi

Bir haftadır yazamadığım bir yazı ile karşınızdayım. En iyisi resim ekleyip yazıyı yayınlamak, yoksa taslaklar birikip duracak. 
Net yok ve kuzenin bilgisayarını dönüşümlü kullanıyoruz. Geziyorum madem bir iki yazıyı yayınlayayım, seneye bakarım. 

Bol yağışlı Trabzon da selamlar.
Güneşi  sevmesemde özledim galiba. Daha doğrusu  yapılacak  işler  için  güneşli  bir hava beklenmektedir. Fındık toplama işi   bitti çok  şükür. Son bir hafta "bugün  son" diyerek geçti. 
Sürekli yağış.
Yağış bitti bulutlar gitmedi.
Ayağımızın  dibinde deniz var tadını çıkaralım  dedik o da nasip olmadı. Madem gezemiyoruz alış veriş yapalım  dedik. Daha doğrusu  kuzenin ihtiyaçları varmış  bende peşi sıra  gittim.
Müzeye  gitmek istiyorum diye her gelişimde  tutturuyordum. Kızlar  "bir şey yok" deyip geçiştiriyorlardı. Gidince bir şey olmadığını  görmüş  oldum.


Gittikçe  huysuz birimi oldum yoksa müze mi yetersizdi bilemeyeceğim. Bildiğim bir şey varsa kusuru karşı tarafta arayaçağımdır :)

Efendim konak çok güzel bir kere o konuda çamur atamam.  Benim beğenmeme sebebim yeterli açıklayıcı  bilginin olmaması.
Konak 1900 lerin başında yapılmış. Banker  Kostaki Teophylaktos'a aitmiş. Banker 1917 de iflas edince konak Nemlioğlu ailesine geçmiş. 
Bu iki aile hakkında hiç bir bilgi olması müzenin özensizliğinin belirtisi. 

Arkeoleji bölümünde Roma ve Doğu roma diye ayrı ayrı bölümler var ama 1900'ler hakkında bilgi yok.

Mili mücadele dönemimde karargah olarak kullanıldığı bilgisi var. Kimler gelmiş kimler geçmiş o dönemde not almak zor doğal olarak. Tek kaydı tutulan Atatürk'ün Latife Hanım ile Trabzon ziyaretinde burada kaldığıdır. 

Atatürk'ün kullandığı oda olduğu gibi muhafaza edilmiş. 

 Konağın bir odasında minber ve vaiz kürsüsü var. Nereden gelmiş, neden orada bir açıklama yok.



Silahlar var bir kısmının hangi tarih kimlere ait olduğu bilgisi yok. Bir iki fotoğraf var o fotoğrafta var olan kişilerin kostümleri yok. Daha doğrusu olsa daha dikkat çekici olurdu.
Özetle  müze fikri güzel ama amatörce.

O kadar konuştum bir iki foto eklemedim. Çok ayıp yakıştıramadım kendime :)



Yemek odasında bir kare. İncik cincik objelere bayılırım. 



Roma dönemi fibolalar ( çengelli iğne )  ve Hermes'in asası.


Her devirde kullanılan aksesuarlar; Bilezik ve cam kolye.
Doğu roma dönemi olması gerek. 


 Kandiller


Roma dönemi sikkeleri.

Bunca olumsuz yazıdan sonra müzeyi gezin görün demek ne kadar doğru bilinmez. Siz yinede gezin efendim. 
Bilmediğiniz bir iki detay muhakkak olacaktır. 
Kalın sağlıcakla.


12 Ağustos 2017 Cumartesi

Tebdil-i Mekan

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır diyen büyüklerimiz hangi şartlarda bu cümleyi kurmuştur bilinmez ama haklılık payına herkes katılır.
İşten ayrıldım köye geldim.
Çok  mu ani bir giriş oldu acaba? Anlatacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemedim. 
Ortam ve ekip iyi olsada idarecilerin iş anlayışı benim iş anlayışımla örtüşmediği için işten ayrıldım diye özetliyorum :)
Köye geldim. Berbat bir pegasus yolculuğundan sonra eve vardım. Uzun süre ağlayan zırlayan çocuk  görmek istemiyorum. Tüm yol boyunca 5 - 10 çocuk hiç susmadan ağladı.


 Gezme tozma işine girişmedik. Fındık topluyoruz. 
Net yok, bol bol kitap okuyorum demek istiyorum ama diyemiyorum. Az az kitap okuyorum. Gelirken çok kitap da getirmedim. 


Tek kitap üç dergi. Yeterli olur. 
Bayrama dönüyorum. 
O vakte kadar anın tadını çıkarmak istiyorum.
Bakalım beni neler bekliyor. 



16 Temmuz 2017 Pazar

Sevgili Günlük

Ilköğretim çağında olsam " okula gittim, tarih dersi vardı. İki kere parmak kaldırdım ama hoca beni görmedi" cümlesi ile başlar öğlen ne yediğimden Ayşe nin ne dediğinde,  Fatma nın ne cevap verdiğine kadar bahsederdim. 
Neyse ki  büyüdük. Ahmet'in Mehmet'in, Ayşe'nin Fatma'nın neler bahsettiğine değinmeyeceğim. Anlatacak pek çok şeyim var ama hangisinden başlasam karar veremiyorum.

Okuduğum 3 adet kitaptan mı bahsetsem.

Oscar Wilde den Mutlu Prens,
Dünya edebiyatından Öç Öyküleri,
Kerime Nadir den Samanyolu
Herbiri birbirinden farklı üç kitap okuyunuz.

Bir türlü bitmeyen tezim var mesela ondan bahsadeyim. 
31 mayısta hocaya göndermişim. Olumsuz bir şey olursa evde olduğum süre zarfında düzeltilirim diye kafamda kurmuşum, kurduğumla kalmışım.  37 gün üstüne tam işe başlayınca olmamış cevabı almışım.  Sahi işe başladığımı söylemiş miydim. Tam kafamda kurduğum gibi. Ramazanda çalışmayacağım, rahat bir ramazan gecirip ardından işe başlayacağım diye. 
Kafamdan bazı şeyleri eksik kurmuşum o ayrı dava. 
 Güzel bir iş dilememişim!


Babam anjiyo olmuş ama biz yanında olamamışşız mesela. Değmeyecek insanların yanında ekmek derdine düşmüşüz. Yenecek ekmeğimiz yokmuş gibi !

Günler böyle geçiyor, nereden tutsam anlatsam bilemiyorum.
 En iyisi ben burada bitireyim. Güzel bir anı olunca gelirim.
Allaha emanet ol günlük. 



1 Temmuz 2017 Cumartesi

Günler geçip giderken # 2

Geçen sene ramazan sonrası böyle bir başlık atmışım. Yaşlılıktan dem vurmuşum. Bu sefer neden şikayet edeceğim bakalım.
Aslında bir şeyden şikayeti yok. Beklentim yok galiba. Bir ayı geçecek neredeyse,  evdeyim. Bu zaman zarfında sıkılmam gerek, daha doğrusu çabuk sıkılırım ama sıkılmadım. Geçen sene ramazanda çok zorlanmıştım. Bu yıl çalışmayacağım dedim ve çalışmadım.  Genel olarak sahura kadar sokakta oturan komşularımdan rahatsız olsamda çok rahat bir ramazan geçirdim.
Bol bol uyudum, az biraz okudum, kendimce dikiş öğrenmeye çalıştım.  Bu zaman zarfında bir iki defa trafiğe girdim ve kalabalıktan nefret ettiğimi hatırladım.  Hatırladıkcada hayatımı oda sınırlarına hapsettim.
Monoton geçen hayatıma biraz hareket katmalıyım ama havalar çok sıcak.

Evdeki ilk günlerinde kuzenim vardı.  Kendisi Yeşilçam izlemiyormuş. Nasıl yani!
Bir bahene ile Yeşilçam izledim. Türkan Şoray'ın estetiksiz halinde çekilmiş filmine kadar gittim :)

Sonra Ramazan geldi ve geçti. 


Ramazandan sonra İğneada ya tatile gittik.  Sakin ve güzeldi. Geçen seneki tatilden sonra çok çok güzel ve rahatlatıcı geldi tatil. Tatilin tek kusuru metro turizm ile gitmek oldu. Arabada midesi bulanan biri olarak bindiğim gibi uyudum. Gözümü nerede açtım hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey otobüsün minibüse dönmesi idi. Tıklım tıklım herkes ayakta " arkaya doğru ilerleyin" nidaları dillerde şarkı olmuş. 


Ara ara çalışan klima ve bozulan araba. Araba bozuldu bir açıklama yapılmadı kendilerince tamire giriştiler. Bir saat sonra servis geldi, kapasitesi yolcu kapasitesinin çok çok altında. Neye göre kimler ilk gidecek bir düzenleme yok. Servisi gören çekirge sürüsü arabayı doldurunca biz kendimizi yormadık ikinci arabayı bekledik. Neyseki ikinci araba gecikmedi. Valizlerle dip dibe bir saat yolculuktan sonra İğneada vardık.


Halkın içine çok karışmadık.


Pansiyon denizin yanında idi, pansiyon deniz market üçlüsünde günlerimizi geçirdik. 



Dönüş yolunda araba bozulmasa da tıklım tıklım muhabbeti orada da geçerli idi.
Berbat bir yolculuk güzel bir tatilin nazar boncuğu misali hafızamalarımıza asılı kaldı.

Tatilden döndük valizler döküldü yıkandı, ütülendi. 

Monoton hayata dönüş yapıldı.  Dikiş mi diksem, bitiremediğim etamin masa örtüsüne mi devam edeyim? En iyisi kahvaltı hazırlayıp akışına bırakmak. 
Kalın sağlıcakla.