12 Eylül 2017 Salı

Modern Dünyanın Bunalımı - Rene Guenon

Kitap Türkçeye çevrileli uzun zaman oluyor. Ben yakın dönemde İnsan Yayınlarının kataloğunda görüp merak etmiştim. Alsam mı elimdeki kitaplarla mı idare etsem diye düşüne düşüne Beyazıt kitap fuarın kadar beklemiş oldum. Fuarda çok kitap almadım. Almış olduğum dört kitabın üçünü bitirmiş oldum. 
Onca merak ederek aldığım kitabı beğendim mi?


Bilemedim şimdi, daha doğrusu emin değilim. 
Beklentim neydi de neyle karşılaştım?
Modern dünyanın bunalımı söz konusu olunca bir çözüm bekliyor insan. Belki bunalımın cevabı satır aralarında saklı idi ama ben sadece neden bunalım kısmını algıladım.


Neden bunalım dersek?
Geleneklerden kopuşun bireyselliği ön plana çıkardığı bunun da maddiyata önem veren maneviyatı görmemezlikten gelen toplum yapısının oluşturması diyebiliriz.

Ee bunu herkes biliyor zaten. Bunun için dolambaçlı yollara girmeye gerek var mı?

Ne zorlandım kitabı algılamakta. Acaba yazar etkileyici bir dil kullanmış da ben uygun çeviriyi mi bulamadım dedim. Başka bir çeviri yokmuş. İyi madem okumaya devam dedim. Biraz daha anlaşılır üslubu sonlarda buldum.
Buldum da beğendim mi? 
Hayır. 
Bu tarz kitapları çok okudum galiba o yüzden yeni gelmiyor. Kaldı ki dili pratik bulmadım. Kitap uzun zaman elimde kaldı. Şu satırları yazarken bile içim daraldı. 
Uf sıkıldım. Okuyan olursa bana açıklama yapsın, Benim göremediğim ama milletin baş ucu kitabı yapma sebebi ne. 

31 Ağustos 2017 Perşembe

Trabzon Müzesi

Bir haftadır yazamadığım bir yazı ile karşınızdayım. En iyisi resim ekleyip yazıyı yayınlamak, yoksa taslaklar birikip duracak. 
Net yok ve kuzenin bilgisayarını dönüşümlü kullanıyoruz. Geziyorum madem bir iki yazıyı yayınlayayım, seneye bakarım. 

Bol yağışlı Trabzon da selamlar.
Güneşi  sevmesemde özledim galiba. Daha doğrusu  yapılacak  işler  için  güneşli  bir hava beklenmektedir. Fındık toplama işi   bitti çok  şükür. Son bir hafta "bugün  son" diyerek geçti. 
Sürekli yağış.
Yağış bitti bulutlar gitmedi.
Ayağımızın  dibinde deniz var tadını çıkaralım  dedik o da nasip olmadı. Madem gezemiyoruz alış veriş yapalım  dedik. Daha doğrusu  kuzenin ihtiyaçları varmış  bende peşi sıra  gittim.
Müzeye  gitmek istiyorum diye her gelişimde  tutturuyordum. Kızlar  "bir şey yok" deyip geçiştiriyorlardı. Gidince bir şey olmadığını  görmüş  oldum.


Gittikçe  huysuz birimi oldum yoksa müze mi yetersizdi bilemeyeceğim. Bildiğim bir şey varsa kusuru karşı tarafta arayaçağımdır :)

Efendim konak çok güzel bir kere o konuda çamur atamam.  Benim beğenmeme sebebim yeterli açıklayıcı  bilginin olmaması.
Konak 1900 lerin başında yapılmış. Banker  Kostaki Teophylaktos'a aitmiş. Banker 1917 de iflas edince konak Nemlioğlu ailesine geçmiş. 
Bu iki aile hakkında hiç bir bilgi olması müzenin özensizliğinin belirtisi. 

Arkeoleji bölümünde Roma ve Doğu roma diye ayrı ayrı bölümler var ama 1900'ler hakkında bilgi yok.

Mili mücadele dönemimde karargah olarak kullanıldığı bilgisi var. Kimler gelmiş kimler geçmiş o dönemde not almak zor doğal olarak. Tek kaydı tutulan Atatürk'ün Latife Hanım ile Trabzon ziyaretinde burada kaldığıdır. 

Atatürk'ün kullandığı oda olduğu gibi muhafaza edilmiş. 

 Konağın bir odasında minber ve vaiz kürsüsü var. Nereden gelmiş, neden orada bir açıklama yok.



Silahlar var bir kısmının hangi tarih kimlere ait olduğu bilgisi yok. Bir iki fotoğraf var o fotoğrafta var olan kişilerin kostümleri yok. Daha doğrusu olsa daha dikkat çekici olurdu.
Özetle  müze fikri güzel ama amatörce.

O kadar konuştum bir iki foto eklemedim. Çok ayıp yakıştıramadım kendime :)



Yemek odasında bir kare. İncik cincik objelere bayılırım. 



Roma dönemi fibolalar ( çengelli iğne )  ve Hermes'in asası.


Her devirde kullanılan aksesuarlar; Bilezik ve cam kolye.
Doğu roma dönemi olması gerek. 


 Kandiller


Roma dönemi sikkeleri.

Bunca olumsuz yazıdan sonra müzeyi gezin görün demek ne kadar doğru bilinmez. Siz yinede gezin efendim. 
Bilmediğiniz bir iki detay muhakkak olacaktır. 
Kalın sağlıcakla.


12 Ağustos 2017 Cumartesi

Tebdil-i Mekan

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır diyen büyüklerimiz hangi şartlarda bu cümleyi kurmuştur bilinmez ama haklılık payına herkes katılır.
İşten ayrıldım köye geldim.
Çok  mu ani bir giriş oldu acaba? Anlatacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemedim. 
Ortam ve ekip iyi olsada idarecilerin iş anlayışı benim iş anlayışımla örtüşmediği için işten ayrıldım diye özetliyorum :)
Köye geldim. Berbat bir pegasus yolculuğundan sonra eve vardım. Uzun süre ağlayan zırlayan çocuk  görmek istemiyorum. Tüm yol boyunca 5 - 10 çocuk hiç susmadan ağladı.


 Gezme tozma işine girişmedik. Fındık topluyoruz. 
Net yok, bol bol kitap okuyorum demek istiyorum ama diyemiyorum. Az az kitap okuyorum. Gelirken çok kitap da getirmedim. 


Tek kitap üç dergi. Yeterli olur. 
Bayrama dönüyorum. 
O vakte kadar anın tadını çıkarmak istiyorum.
Bakalım beni neler bekliyor. 



16 Temmuz 2017 Pazar

Sevgili Günlük

Ilköğretim çağında olsam " okula gittim, tarih dersi vardı. İki kere parmak kaldırdım ama hoca beni görmedi" cümlesi ile başlar öğlen ne yediğimden Ayşe nin ne dediğinde,  Fatma nın ne cevap verdiğine kadar bahsederdim. 
Neyse ki  büyüdük. Ahmet'in Mehmet'in, Ayşe'nin Fatma'nın neler bahsettiğine değinmeyeceğim. Anlatacak pek çok şeyim var ama hangisinden başlasam karar veremiyorum.

Okuduğum 3 adet kitaptan mı bahsetsem.

Oscar Wilde den Mutlu Prens,
Dünya edebiyatından Öç Öyküleri,
Kerime Nadir den Samanyolu
Herbiri birbirinden farklı üç kitap okuyunuz.

Bir türlü bitmeyen tezim var mesela ondan bahsadeyim. 
31 mayısta hocaya göndermişim. Olumsuz bir şey olursa evde olduğum süre zarfında düzeltilirim diye kafamda kurmuşum, kurduğumla kalmışım.  37 gün üstüne tam işe başlayınca olmamış cevabı almışım.  Sahi işe başladığımı söylemiş miydim. Tam kafamda kurduğum gibi. Ramazanda çalışmayacağım, rahat bir ramazan gecirip ardından işe başlayacağım diye. 
Kafamdan bazı şeyleri eksik kurmuşum o ayrı dava. 
 Güzel bir iş dilememişim!


Babam anjiyo olmuş ama biz yanında olamamışşız mesela. Değmeyecek insanların yanında ekmek derdine düşmüşüz. Yenecek ekmeğimiz yokmuş gibi !

Günler böyle geçiyor, nereden tutsam anlatsam bilemiyorum.
 En iyisi ben burada bitireyim. Güzel bir anı olunca gelirim.
Allaha emanet ol günlük. 



1 Temmuz 2017 Cumartesi

Günler geçip giderken # 2

Geçen sene ramazan sonrası böyle bir başlık atmışım. Yaşlılıktan dem vurmuşum. Bu sefer neden şikayet edeceğim bakalım.
Aslında bir şeyden şikayeti yok. Beklentim yok galiba. Bir ayı geçecek neredeyse,  evdeyim. Bu zaman zarfında sıkılmam gerek, daha doğrusu çabuk sıkılırım ama sıkılmadım. Geçen sene ramazanda çok zorlanmıştım. Bu yıl çalışmayacağım dedim ve çalışmadım.  Genel olarak sahura kadar sokakta oturan komşularımdan rahatsız olsamda çok rahat bir ramazan geçirdim.
Bol bol uyudum, az biraz okudum, kendimce dikiş öğrenmeye çalıştım.  Bu zaman zarfında bir iki defa trafiğe girdim ve kalabalıktan nefret ettiğimi hatırladım.  Hatırladıkcada hayatımı oda sınırlarına hapsettim.
Monoton geçen hayatıma biraz hareket katmalıyım ama havalar çok sıcak.

Evdeki ilk günlerinde kuzenim vardı.  Kendisi Yeşilçam izlemiyormuş. Nasıl yani!
Bir bahene ile Yeşilçam izledim. Türkan Şoray'ın estetiksiz halinde çekilmiş filmine kadar gittim :)

Sonra Ramazan geldi ve geçti. 


Ramazandan sonra İğneada ya tatile gittik.  Sakin ve güzeldi. Geçen seneki tatilden sonra çok çok güzel ve rahatlatıcı geldi tatil. Tatilin tek kusuru metro turizm ile gitmek oldu. Arabada midesi bulanan biri olarak bindiğim gibi uyudum. Gözümü nerede açtım hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey otobüsün minibüse dönmesi idi. Tıklım tıklım herkes ayakta " arkaya doğru ilerleyin" nidaları dillerde şarkı olmuş. 


Ara ara çalışan klima ve bozulan araba. Araba bozuldu bir açıklama yapılmadı kendilerince tamire giriştiler. Bir saat sonra servis geldi, kapasitesi yolcu kapasitesinin çok çok altında. Neye göre kimler ilk gidecek bir düzenleme yok. Servisi gören çekirge sürüsü arabayı doldurunca biz kendimizi yormadık ikinci arabayı bekledik. Neyseki ikinci araba gecikmedi. Valizlerle dip dibe bir saat yolculuktan sonra İğneada vardık.


Halkın içine çok karışmadık.


Pansiyon denizin yanında idi, pansiyon deniz market üçlüsünde günlerimizi geçirdik. 



Dönüş yolunda araba bozulmasa da tıklım tıklım muhabbeti orada da geçerli idi.
Berbat bir yolculuk güzel bir tatilin nazar boncuğu misali hafızamalarımıza asılı kaldı.

Tatilden döndük valizler döküldü yıkandı, ütülendi. 

Monoton hayata dönüş yapıldı.  Dikiş mi diksem, bitiremediğim etamin masa örtüsüne mi devam edeyim? En iyisi kahvaltı hazırlayıp akışına bırakmak. 
Kalın sağlıcakla. 

19 Haziran 2017 Pazartesi

Ali Ural - Satranç Oynayan Derviş

Yazarı ilk nasıl tanıdım hatırlamıyorum. İlk okuduğum kitabıda hatırlamıyorum. Makyaj yapan ölüler ya da körün parmak uçları olabilir. İki kitabın adı da ilginçmiş yazarın tarzı gibi.


  Yazarın dilini seviyorum. Uzun zaman önce satılık ölümü okuyup bir süre etkisinden çıkamamıştım.
Yazarı ne kadar beğenirsem beğeneyim üst üste bir kaç yazısını okuyamıyorum o ayrı dava. Evde ara ara okuduğum tek kelimelik sözlük varken satranç oynayan derviş'e başladım ve severek bir çırpıda okudum. 

Yazarı henüz okumadıysanız posta kutusundaki mızıka ile başlangıç yapabilirsiniz. 


Alıntılar

Gördü.  Tehlikesini gördü görülmenin. Ölmeye başlıyordu övgüden hoşlanınca ruh.

Dil eşikte yatan bir arslan da olabilirdi, yularından çekilen bir deve de. Söz kara yere mavi gökten inmişti. İnmişti te karışmıştı toprağa taşa.  
Sözü çok söyleme, sırasında ve az söyle; binlerce söz düğümünü bu bir sözde çöz! 

Gittiğim her yerde hep tanrılar rastladım; kul olmaya bir türlü razı olmayan insanlara. 

Özgürlük Tanrı'nın bir armağanıdır.  Her insan akıldan yararlanmaya başlar başlamaz,  özgürlükten de yararlanmaya hak kazanır. 

Bende bu kadar, Allaha emanet olun. 

3 Haziran 2017 Cumartesi

Beyazıt Kitap Fuarı

Bir ramazan geleneği olarak Beyazıt +Süleymaniye de iftar olmazsa olmazımız. Bu sene bu geleneği biraz değiştirdik ve kurufasulyeciye gitmek yerine mantıcıya gittik. Gittikte ne oldu tabağımızdan çıkmaması gerek çıktı.  Tabağı değiştirin dedik Suriyeli personel bizi anlamadığı için değiştirmedi.  Mantı yiyen arkadaşlar mantıyı da beğenmedi.  
Arkadaş ortamı olunca her duruma katlanırız dedik ve eğlendik.  En azından ben güzel vakit geçirdim,  gecesi kötü geçenler oldu aramızda.  
Ben o detaylara girmeden aldığım kitaplara değineceğim.  
Fuarı çok gezemedim. Sadece belli yayınevlerine gidip istediğim kitaplara baktım.   


İki yayınevi, 4 kitapla şimdilik idare edeceğim.

Ibn Arabi'yi uzun zaman önce defterime not almışım ama yayınevini not almamışım. Aldıktan sonra içime kurt düştü, beğenir miyim diye. 

Modern Dünyanın Bunalımı Türkçeye yeni çevrilen bir yıllık kitap. Adını ilk duyduğumda beri merak ediyordum. Umarım beğenirim.

Ali Ural sevdiğim bir yazardır. Evde bir kitabı var ara ara açık okuduğum. Bu kitabı da oyle yapacağım ara ara okuyup tadında bırakacağım.  

Mutlu Prens hakkinda bilgim yok.  Otobiyografik roman okurken oradan bir karektere atıf yapılıyordu,  sırf karekteri merak ettiğimde aldım.  

En kısa zamanda hepsini okumak istiyorum diyeceğim ama okuyamadığımı geçmiş verileri gösteriyor :)
Geçen seneki 4 kitabın üçünü okudum. Bunlarında üçünü seneye kadar okusam yeter :)
 Bu arada insan yayınları çok şirin çep boy kitap yapmış.  Hepsi okuduğum kitaplar olduğu için ben almadım.  
Bir göz atın efendim.