29 Temmuz 2015 Çarşamba

Köy

4 yıl üzerine köydeyim. Neler hissediyorum, neler hissetmeliyim bilemedim. Her şey güzel olacak diyelim.




24 Temmuz 2015 Cuma

ibn Fadlan Seyehatnamelersi

Ibn fadlanın X. yy başlarında Abbasi Halifesi Muktedirin Etil Bulgarlarına gönderdiği elçilik heyeti sırasındaki  hatıralarının anlatıldığı seyehatnamesi ile karşınızdayım.

Kitabı  tercih etme sebebim okunabilinecek seyehatnameler taraması yaparken adına sıkça rastlamam.
Özellikle birileri tavsiye etmedi.
 Kitap hakkında yapılan yorumlar kitabın muhtevasından daha fazla!
Kitabın Lütfi Doğan'a ait çevirisi 22 sayfa. Benim kitap Ramazan Şeşen çevirisi.  78 sayfa. Kitabın dip notları olmasa hiç bir şey anlamazdım, çok karışık.  Daldan dala atlamış.


ibn fadlanın mübala sanatını iyi kullandığı sık sık göze çarpıyor. Öyle ki yattığı çadırda soğuktan yanağının mindere yapıştığını iddia edebiliyor.

Abartı sanatına rağmen yeni bilgiler edinebiliyoruz.

Oğuzlar,  Cücenler ve Mogollarda suyun tabu olduğunu.  Onu kirletmemek için suda yıkanmadıklarını. Elbiselerin üzerlerinde parçalara ayrılana kadar giydiklerini.

Oğuzlar da hasta olan kişi için ayrı çadır kurulduğunu bu şekilde kötü ruhları kendilerinden uzak tuttularını.

Başgırtlar denen Türk kavminin Türklerin en belalı, en kötü,  en katil olduklarını.  Onlardan her biri erkeklik uvzu büyüklüğünde, aynı şekilde ağaç yontup üzerlerine astığını. Sefere çıkmak isterse veya düşman üzerine gelirse ona secde ettiğini.

Kuzey bölgelere gidildikce günlerin uzayıp gecenin kısaldığını  ( bunun tam tersi olduğu zamanda yazar bölgeyi terk etmiş olmalı ki bundan bahsetmez).

Bulgar ülkesinde yeşil elmanın bol olduğu ve kızlar tarafından tüketildiğini. Bol miktarda fındık üretildiğini. Ülkede zeytin yağ yada tereyağ olmadığı için balık yağı kullanıldığını, onunda koktuğunu.

Rusların ahlak bakımından zayıf olduklarını. Her işlerini alenen yaşadıklarını/ yaptıklarını.

Türklerin tüm milletler içinde en iyi ok atan millet olduğunu. 

Kırgızların fikir ve düşünce sahibi olduklarını,  kendilerin ait alfabelerinin olduğunu.  Bayraklarının yeşil olduğunu.  Güneye doğru ibadet ettiklerini. Mevsim ve takvim kavramını geliştirdiklerini.

Kutluklarda zina eden kişilerin yakıldığını, adam öldürene kısas tatbik edildiğini  Yaralamalarda tazminat ödendiğini.

Slavların ülkelerinin çok soğuk olduğunu.  Onlar derin mahzenler kazıp üzerini ahşapla örtüğünü.  Gübre ve odunla ısıttıkları suyun buharı ile mahzenleri ısırıklarını öğreniyoruz.

Kitapta bununların dışında başka detaylar olsada onları yazarın hayal gücünün genişliğine veriyorum.


Kitabın sonunda yeterli olmayan bir harita mevcut. Yeterli değil çünkü kitapta çok fazla yer ismi ve nehir ismi geçiyor. Haritada yer bakmak isteyince bulamıyorsun. Hadi nehirler mevsimlik taşıyor, kuruyor onu anladık şehirlerde buhar olmuyor ya! 

Neyse efendim kitap zaman ayırmaya değer mi bilemiyorum. Siz onun yerine kitap hakkında yazılanları okuyun mesela bu yazıyı okuyun. Yeterli olacaktır. 
Esenkalın.



23 Temmuz 2015 Perşembe

posta kutusunda mızıka

Sevgili Dost, 
Bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır.  Zarf mahremiyettir, mahrem olmasada satırlar.  Bir köşeye çekilinir, yalnız okunur mektuplar.


Satırlarıyla başlar kitap.
Ne hoş giriş.

Geçen sabah senin üzüntülü olduğunu söylediler.  Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamaşsın.

Diyerek devam eder.

Kitabı üniversite yıllarında arkadaşım tavsiye etmişti.
  " okuyunca insanın mektup yazısı gelir " demişti. Aradan yıllar geçti, okul bitti.  Yazarın başka yazıları,  kitapları okundu bu kitaba sıra gelmedi. Belkide en son okunacak kitap olarak  saklanmıştır.



Kitapta altı çizilecek pek çok satır var. Bazı mektuplar dönüp tekrar tekrar okunacak türden.
 Ali Ural okumamış kişiler için iyi bir başlangıç olabilir.
206  sayfa hemen bitiyor. Ben sadece 50 sayfa okuyup bırakacağım diye kitabı elime aldım.  Iki günde bitirdi. Siz benim gibi iki güne sıkıştırmayın. Sindire sindire günde 2 - 3 mektup okuyun.

Alıntılar

Kağıdın mektuba dönüşmesi,  kurşunun altına dönüşmesinden daha az hayret verici değildir. 

Pahalı paltolarla ısıtılan bedenlerimiz, acaba çıplak ruhları için nasıl bir giysi öneriyor? 

Hayat bilgi istediği gibi bedelde istiyor.

Insan bir bakışla ne görebilir?

Elimle koymuş gibi bulacakken, elimden düşmüş gibi kaybettim.

Benden bu kadar, daha fazlası için kitabı okumanızı tavsiye ederim.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Son Krifos - Turgay Bostan

Yanlış hatırlamıyorsam kitabı Nazan Bekiroğlu tavsiye etmişti. Uzun zaman önce 3 tane kitap ismi not almışım. Konusunun ne olduğunu hatırlamıyorum,  sadece listeye işaret koymuşum. Fuara giderken listeye göz attım bir kaç kitap ismi yazdım, netten fiyat aralıklarına baktım ve gittim. 
Birinci dünya savaşı yada kurtuluş savaşı zamanı çeteler hakkında kitap okumayı düşünüyordum.  
Aklımda babamın kitaplarından Topal Osman Ağa yada Pontus Meselesi vardı.  Nasip Son Krifos'unmuş. 

Kitap tanıtımı "Sokakta Müslüman evde Hıristiyan bir halk" olarak tanışmış.  Bana kalsa bu şekilde  250 yıl yaşamış halkın serbest zamanda ne oldum budalılığı!


Kitap tarihi roman. Kitaptaki Ali Fuat gerçek karekter. Bir rivayete göre kitap Ali Fuat'ın kızının anlattıklarından yararalanarak oluşturulmuş.  Dönemin çıkarmalarına, kuşatmalarına ve baskınlarına yer verilmiş.  Tarih ve bölge ismi verilmiş.  Dip notlarda bölgede değişen yerleşim yeni isimlerini belirtmiş.  Kitabın bir eksiği onca yer ismini veripte bir harita vermemesi. Neyseki bizim evde Gümüşhane haritası vardı.  Ay ben size kitabın merkezinde Gümüşhane Torul  var demedim mi yoksa? 
Kitap Ardasada geçiyor.  Ardasa dediğin iki dağın arasi iki çarşıdan ibaret bir belde. Halkı Rum ve Türklerden oluşuyor.  Iyi kötü bir şekilde geçinip gidiyorlar. Ta ki Rus işgaline kadar. Rus işgalinde Türklerin büyük bir çoğunluğu göç etmek zorunda kalırken Rumlar Rusları şenlik havası ile karşılar. Bekledikleri kurtarıcının Ruslar olmadığını anlamaları zaman almıyor o ayrı dava.

Kitap biraz kalındı bitirmem zaman aldı.  Uzun bir süreçte bitirmiş olsamda kitap güzel,  tavsiye ederim. Kitabın ardından Topal Osman Ağa'yı onun ardındanda Ali Şükrü Bey'in hayatını okuyabilirim.
Benden bu kadar. 
" Yok ben daha detaylı bilgi istiyorum " diyorsanız kusluktayazarlara bakabilirsiniz.
Tabi kitap önerisinde de bulunabilirsiniz.
Keyifle okumalar efendim. 

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Benim Adım Kırmızı

Uzun bir aradan sonra sıkılmadan okuduğum ilk kitap "Benim Adım Kırmızı"
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. 
Yıllar önce Orhan Pamuk okuyacağımı söyleseler inanmazdım. Yazar popüler olduğu için itici geliyordu. Kar ile başlangıç yapmış oldum. Beğendiğim için ardından başka kitap okuyayım dedim ve kara kitabı okudum. Kara kitap biraz karışık gelmisti. Düşününce bu kitap daha karışık. Sözde Istanbulda soğuk, karlı  dokuz günde geçiyor. Sözde diyorum çünkü kitapta nakış sanatının geçmişine yolculuk yapıp Çin ülkesine,  Hind diyarına, Acem ustalara gidip geliyoruz. Yolculuğa çıkmışken durmuyor islam nakış sanatını frenk resimleri ile karşılastırıyoruz. Anlayacağınız dokuz gün değilde bir asırda geçiyor hikaye.


Kitapta  padişah için iki kitap hazırlanıyor.  Biri saraya bağlı nakışhanede Şehzadenin sünnet merasimi için öteki frenk ülkelerine hediye amaçlı. Frenk ülkesine kitap hazırlığı gizli yapılıyor. Padişahın gücünü gösterecek bu kitap için nakkaşhanenin en iyi dört nakış ustası zarif, kelebek, zeytin ve leylek seçilir.   Enişte Efendi ile gizli bir şekilde kitaba başlanır.  
Nakış ustası zarif'in ölümü ile hikaye başlar.

Kitapta üslup üzerine  duruluyor. Eski ustaları taklit mi etmeli,  yeni bir üslup mu belirlemeli?
Frenkli ressamlar gibi esere imza atmalı mı yoksa fırça darbesi,  renk seçimi zaten bir imza mıdır?
Bir de resimde kusur gibi gözükenlerin aslında ustasıdının imzası olduğu üzerinde duruluyor.
Bu sebepten mi bilinmez kitapta fazlası ile yazım hatası vardı.  Tek tek değinmeden imza niteliğinde olanı söyleyeceğim  "rı " yerine "n" yazılmış. Demek ki yazarın bir tarzı var :)

Bu arada katil tahmin ettiğim kişi çıkmadı.  Yaşasın içimde gizli bir katil yok :)
Kısa notlarla bitiriyorum.

Yalnızca aptallar masumdur.

... bütün bunlar, yalnız onun olmak istediği aklı başında,  yetişkin adam olduğunu değil,  benimde olmak istediğim ihtiyar adam olduğumu bana bir kere daha hatırlattı.

Içinde kalbinize nakşeylediğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa  eğer,  dünya hala sizin evinizdir.

Arap çöllerinde karın, burada olduğu gibi yalnızca Ayasofya camii'ne değil, hatıralara da yağdığını anlattım.

Nakış aklın sessizliği, gözün musikisidir.

En büyük özelliği özelliksizliğidir.

Körlük şeytanın ve suçun giremeyeceği bir mutlu alemdir.

Aşk mı insanı budala yapıyor,  yoksa yalnızca budalalar mı aşık oluyor.

12 Temmuz 2015 Pazar

Beyazıt Kitap Fuarı

Bu yıl 34. düzenlenen ramazan etkinliklerine gidemedik. Her sene muhakkak Süleymaniyede iftar yapar gitmişken fuarıda gezerdik. Bu sene arkadaşlarla toplanmak nasip olmayınca en iyisi sadece  fuara gideyim  etkinliklere katılmasamda olur dedim. 
Kalabalığa girmek istemediğim için erken gittim. Öğlen 12 de Beyazitta idim. O saatte Istanbul uyanmamış olmalıki kalabalık yoktu.  Rahatca gezdim. Kendimi yormadan, abartmadan alacağımı alıp döndüm. 

Neler almışım bir bakalım. 


Bu yıl seyehatname okuma kararı almıştım. Yeditepe yayınlarında 5 liralık ürün bölümü vardı.  İkisi 15 tl.


Şark mektupları seyehatname listemden.  6 liraya aldım.  Son Krisfos yıllar önce okuma listeme kaydetmiş yanınada yıldız koymuşum. Galiba bir kitapta tavsiye ediliyordu.  18 liraya aldım. 

Ali Ural sevdiğim yazarlardan biridir. Ismet Özel'in kitabını daha önce almıştımArkadaşa verince kendime yenisini aldım. Ikisi 25 lira.


Yeğenim için oyun almayı düşünüyordum.  Aklımda Pentagon vardı.  Strateji oyunlarını erkek çocuklar sever diye bunu aldım. 
44,25 liraya aldım.  Almadan önce oturdum kullanma kılavuzunu okudum. Anlamadığım yerleride oynadıkça anlarız artık. 


Genel olarak aldıklarım bunlar. Yarın fuarın son günü. Gitmek isteyen kaçırmasın.
Yarın kandil dularınızı esirgemeyim.
Esenkalın.



11 Temmuz 2015 Cumartesi