28 Aralık 2016 Çarşamba

2016 değerlendirmesi / kitapları



Caravans theme eşliğinde yazı yazayım dedim. 3 dakika sonra etkisi puf diye geçse de nasıl huzur verici, rahatlatıcı anlatamam.
Efendim bir yıl sonu klasiği yapmaya geldim. Nasıl geçmiş 2016 yılım ?
Düşünüyorum düşünüyorum galiba yaşlandım. Aklıma bir şey gelmiyor.
Nereden başlasam ki ?

İstanbul da yaşayıp İstanbul'u gezmediğimi söyleyebilirim. Mazallah bir yerlerde patlama olur, kolum bacağım farklı kişilerle paketlenir tedirginliği gezemeyen insan olmamıza sebep oluyor.

Buna rağmen ilk defa Büyük Saray Mozaikleri Müzesine ve Zeyrek Bölgesine gitmiş oldum.
Havaların güzel olduğu bir ara muhakkak tekrar gideceğim.

Mayıs ayında Sirkeci Dergi Günlerine gitmişim mesela.
Aklımda kalan etkinlikte katılım oranının düşük olduğu ve buna rağmen atmosferin harika olduğu bir fuardı.
Bu arada aldığım dergilerin hiç birini bitiremedim.


Haziranın başında Haydarpaşa Garına kitap fuarına gitmişiz. Bol bol fotoğraf çekildiğimizi hatırlıyorum. Kitaplar için değilde fotoğraf çekilmek için gitmişiz gibi. 
  

Yeğenime aldığımız levent serisini severek okudu. Kartlara bakmamış olabilir. Biz yetişkinler pek beğenmedik ve anlamakta zorlandık. Bu konuda eksiği olan çocuklara yardımcı olamayabilir. 

Haziran sonlarında Beyazıt  kitap fuarına gitmişiz. 


Neyse ki alınan 4 kitabın üç tanesini okumuşum. 
Kasım başlarında da Beyoğlu Sahaflara gitmişim.  


Bu kitaplardan sadece bir tanesine başladım ama bitmedi.

Kitap fuarları dışında kalabalık ortamlara pek girmedim / giremedim. Artık başım kaldırmıyor kalabalık ortamları. Daha doğrusu sağımdan solumdan akıp giden kalabalığı takip edemiyorum. Başım dönüyor, psikolojik midir nedir kalabalıkta çok çok yoruluyorum. Halbuki gün boyu yürüyorum yerimde durmuyorum ama insan içine çıkınca farklı bir ruh halim oluyor.

O yüzden dışarı çıkacağım zaman kalabalık olmayan yerleri tercih ediyorum. Misal tarihi mekanlar, müzeler.
Yurdum insanları müzeye gitmiyor. Terör olaylarından dolayıda yabancı kimse gelmiyor. O mis gibi boş ferah mekan. Galata Kulesi hariç tabi. Yıl içinde 3 defa gittim. Dolmuş gibi kalabalık.

...


İstanbul da gezmek dışında Ramazan Bayramında Erikli de, Kurban Bayramında Trabzon da idik. Ramazan sıkıcı, Kurban ise dolu dolu ve yetersiz geldi. Aa unutuyordum Söke ve Milas'a gittim ama tarihi yerleri gezemedim. Halk pazarlarına gittim. Mis gibi organik sebzeler gördüm, tattım.


Gezip tozma dışında ise 2016 tüm patlamalara inat, evleniyoruz mutluyuz yılı oldu. Herkes mi evlenir ya. Birinden çık diğerine git. Acıyın bize. ''Olan var, olmayan var'' modunda Simge ye bağlamayacağım çümküm vaktim yok. Ne yeni biriyle tanışmaya ne de düğün derneğe icabet etmeye. Yüksek lisans ve AÖF yeterince vaktimi alıyor. Ayda sadece bir pazarım boş. Onu da ne yapsamlarla geçiriyorum.

Bu yoğunlukta spora gidemiyorum. Bir şey yapılacaksa direk spordan feragat ediliyor. Bu da kilo olarak geri dönüyor o ayrı dava.
...
Başka neler yapmışım ?

Blogu fazlası ile ihmal etmişim mesela


Yeğenlerimi, halamı ve amcamı aynı şehirde yaşamamıza rağmen çok sınırlı zamanlarda görmüşüm.

Başka da hobi niyetine hiç bir şey yapmamışım.
Annem örgü battaniye örneği almış ''sen yaparsın '' diyor. Evet güzel fikir ama vakit yok.

Kitap okuma hızım da oldukça düşmüş.
Neler okumuşum diye düşünüyorum. Blogda da pek bir şey paylaşmayınca unutuluyor.

Allah'dan geçen yıl başında okuduğum kitapları tek tek eklemişim. Yoksa onları da unuturmuşum.


Okuduğum 17 adet kitap;

Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler - Rasim Özdenören
Insan yayınları 4. baskı, 1988, düşünce, 155 sayfa


Bireysel ve Toplumsal Değişmenin Yasaları - Cevdet Sait
Insan yayınları,  2. baskı,  1986, düşünce,  189 sayfa


Toplum bilim Üzerine - Ali Şeriatî, bir Yayıncılık, 1. baskı,  1985, düşünce,  128 sayfa


Batı Kaynaklarına Göre Islam Medeniyeti, Derin Tarih kitap eki

Ya Tahammül Ya Sefer, Mustafa Kutlu, Dergah 



Küt'ül Amare Osmanlının Son Zaferi, Ismail Bilgin, Timaş yayınları,  Roman, 236 sayfa

  

Orkun Bilgesi, Yılmaz Gürbüz,  Ötüken,  Roman, 408 sayfa
 

Deniz Küstü, Yaşar Kemal, Milliyet Kitap, roman
Pascal Oyunu,  Mehmet Bayraktar, insan yayınları


Jane Eyra - Charlotte Bronte
Göğü Delen Adam - Eric Scheurmann 


Faik Baysal - İlk defa - Varlık yayınları - 79 sayfa
Kayıp Gül 2 : Ölümsüz kalp - Serkan Özkan -Artemis yayınları - 304 
Tozlu rüyalar Kitapcısı - Cynthra Swanson - Martı Yayınları - 432
Ermiş - Halil Cibran - Avrupa yakası yayınları - 144 sayfa
Ütopya - Thomas More - borda siyah yayınları - 134

kitap sayım 17 olunca kendimden utandım. Kalabalık olsun diye AÖF ders kitaplarınıda okuma listeme eklesem mi? Yüzeysel bilgi verseler de konu itibarı ile zevkli derslerim var. Tam da hobisine okunacak bölüm. 
Seneye AÖF'den ne okusam emin değilim. Belki Coğrafya yada iki yıllık Tıbbı ve  Aromatik Bitkiler bölümü okurum.  
Neyse ki Başvuru zamanına daha var. Bol bol düşünürüm. 
...
Eskiye ait yıl dökümlerine bakmak isterseniz.

2015  yılı 28 adet kitap,
2014 yılı okuma listemde 69 adet kitap mevcut,
2013 yılı listemde 53 kitap,
2012 yılı yeni keşfettiğim yazarlar listesinde ise 17 yazar var. Diğer yazarları saysam eminim 50 olurlar. 

Okuma performansım  gittikçe düşüyor. 

2017 için kitap sayısı hedefim yok. 


Evde okunmayı bekleyen kitapların yarısını okusam kendimi şanslı sayarım. 
Öncelikli kitap sıralaması yapmam gerekirse.

İbn Sina / İbn Fufeyl - Hay bin Yekzan,
İbni Haldun - Mukaddime,
İbni Rüşt -  siyasete dair temel bilgiler

Daha sonra Necip Mahfuz, İskender Pala ...
Bu listenin dolu ve verimli geçmesi tüm temellim. Yaşayıp göreceğiz.

...

Mayıs gibi köye gitmeyi düşünüyorum. Uzun zamandır aklımda baharda köy görmek var, bakalım bu yıl nasip olacak mı? Köy olmazsa Sinop olur. Özetle taze yeşillik görmek istiyorum.  Yağmur sonrası  salyongoz toplar, tarla ekerim. Ne güzel olur. 
Allahım bu küçük hayalimi gerçekleştir. 
Lütfen lütfen lütfen.

...
Benden bu kadar. Esenkalın.


28 Kasım 2016 Pazartesi

Günler geçip giderken # 1

''Allah'ım günler ne çabuk geçiyor'' klişe cümlesinin en son kurduğumdan bu yana 4 ay geçmiş. Bu dört koca ayda neler olmuş?
Yazıyı yazarken ramazandan, bayramdan ve bayram sonrası nişandan bahsetmişim. 
o yazıdan sonra ikinci bir bayram geçirdik. Dolu dolu güzel anıları olan, kalabalık köy tatili yaptık.  Dönünce monoton hayatlarımıza devam ettik. 
Köyden dönünce de  arada bahsi geçen kuzenin düğününü yaptık. Pek tatlı bir gelinimiz var. Rabbim bir ömür mesud eylesin. 
Ben buraya neden geldim unuttum.
 Daha doğrusu giriş yapmış bırakmışım. Kitap notu gireyim dedim. Aa o da ne ? giriş yapıp bıraktığım 12 adet taslağım var

Tembellik mi, vaktin sınırlı olması mı  bilinmez. Hiç bir yere yetişemiyorum. 
 İki hafta boyunca işten çıktım eve geldim, ders çalıştım. Hobisine okuduğum AÖF den  yüksek not almak için spora bile gitmedim. 
Sonuç; HÜSRAN 
Cumartesi sınava yetişemedim, sadece pazar günkü sınavlara girdim. 
İki gün kalabalığa karışınca İstanbul'un çekilmezliğini bir kez daha gördüm. 
Bu trafik, insan kalabalığı gittikçe hoşgörümüzü azaltıyor. 
''Ben ilk durağa yürüdüm onlarda yürüsün, sıra bekledim onlarda beklesin'' demeye başlıyoruz. 
Yanı başımda  biri ölse uzmanlık alanım değil diye dönüp bakmayacağım diye korkuyorum. 

Efendim ben bunları yazmaya gelmedim ama fark ettim ki insanlığa karışınca insanlığımı unutuyorum. 
İnsancıklara uzaktan bakıp özlerinde iyi  olduklarını, onları olumsuz yapan şeyin benim bakış açım olduğunu söylemek isterdim ama çarpılırım diye korkuyorum.

Özetle; iç sesime ''olumlu ol'' komutları vermekle meşgulüm, siz nelerle meşgulsünüz? 

1 Kasım 2016 Salı

BEYOĞLU SAHAFLAR

Bu yıl onuncusu yapılan sahaflar festivali ayın 24'ünde başladı,  6'sına  kadar sürecek. Hafta içi altıda işten çıkıyorum diye hafta sonu gideyim dedim. Pazar günü ders bitince ( 10 - 16 arası ders var ve en boş günüm) Beyoğlu'na geçtim. 
Gittiğimde konuşma vardı, kimler hangi konuda konuşuyor ilgilenmedim. Daha sonra Hakan Aysev anonsu duydum. Kitap fuarında konser? Ne güzel dedim ama beklediğim gibi bir şey değildi. Sadece kendi beğendikleri şarkılar üzerine konuştular. Konuşurken de arka fonda bahsi geçen şarkı gayet rahatsız edici bir şekilde dinletildi. Birilerini canlı dinleme fırsatı varken stüdyodan geçmiş bir şeyler dinlemek bir benimi rahatsız ediyor. Hadi biz de rahatsız oluyoruz deyin, lütfen lütfen :)


Neyse efendin ben sahafların sadece bir tarafını gezebildim. Genel olarak kitapçılar ilgisiz. Her soruya ''yok '' diye cevap veriyorlar, bir bakmışsınız yok denen gözünüzün önünde. Tek bir kitapçı sorulama cevap verdi. Sorduğum kitapları bildi! Ne olduğunu anladı. Knut Hamsun seyahatnamesi dedim kadın direk kitap ismi verdi. Halbuki oraya gelene kadar sorduklarım gayet bilinen şeylerdi. Sadık Hidayet, Necip Mahfuz, Mukaddime, Hay bin Yekzan gibi. 
Belki Hay bin Yekzan bilinmez. 


Neyse efendim onca yorgunluğa ve ilgisizliğe rağmen birazcık alışveriş yaptım. 
Ali Ural'ın şiir kitapları vardı. Şiir sevemediğim için almadım. Mukaddime  ve Hay bin Yekzan uzun zamandır almak istediklerim. Necip Mahfuz'dan başka kitaplar aramıştım, bulamayınca bunları aldım. İskender Pala sevdiğim yazarlardan biridir, Samiha Ayverdi de öyle.  Varlık yayınlarından kitaplar vardı ama seçemedim. 
Diğerleri bir yerlerden aklımda kalıp defterime not ettiğim kitaplar. Ahraz'ı kimden duyup not etmişim hatırlamıyorum bile. Hatta benim not ettiğim kitap bu mu, ona bile bakmadım.  


Aklımda pek çok kitap var ama kitapları koymaya yerim yok. Zaten '' şu kitabı arıyorum '' deyince ilgilenecek personelde yok. 
Şu an için 15 kitap aldım. Tekrar gitmeye vaktim yok. Hafta sonu bir dersten sınavım var, yüzüne bile bakmadım. Yarın kuzenimin kınası, pazarda düğünü var. O sebepten bunlarla yetineceğim. Ah pardon daha önceki senelerden alıp okumadığım kitaplarımda var, Onları da okurum bir bahane ile. 

Hangi kitaplar derseniz 

2012 kitapları okundu,
2013 kitapları  okundu,
2014 kitapları  16 kitaptan 7 tanesi kalmış. 

Eski aldıklarımın sene bitmelerini umuyorum. Hadi bakalım, bana kolay gelsin. 



26 Ekim 2016 Çarşamba

HAVADAN SUDAN # bilmem kaç

Eskiden ne güzel kitap ve gezi yorumları yaparmışm. Geriye dönüp bakınca bunu ben mi yazmışım diyor insan. 
Şimdilerde bırakın güzel yorum yapmayı okuduğum kitapların adını dahi yazmaktan acizim. İçimden bir şey gelmiyor. Daha doğrusu çok şey geliyor da güzel olsun diye vakit ayıramıyorum, yüzeysel bir şeylerde paylaşmak istemiyorum. 
Baktım ki ben bu şekilde mükemmelliyetçi birine dönüşeceğim mazallah, iki satır yazıvereyim. 
Neler yapıyorum bu aralar?
AÖF sınavına bir ay kaldı ve ben kitapları dahi almadım. Netten indirdim ama gözümü yoruyor, çalışamıyorum.
Yüksek lisans derslerim başladı. Cumartesi çalıştığım için sadece pazar gidiyorum. Şuan için zevkli gidiyor ama bana vakit kalmıyor. Ayda sadece bir pazarım boş. Onun dışında her gün dolu. 
Boş olsa belki bir şey yapmadan evde duracağım hoş o da bir ihtiyaç da, dolu olunca insan ''boş olsa şunu şunu da yapardım'' diyor. Yapamayınca üzülüyor. 
Misal dün sahaflar festivali başlamış olması lazım. Hemen gidip göresim var, İstanbul kitapçısında boş boş oturasım, Edebiyat vakfında da tatlı yiyesim var.
Aslında bunlar mesai bitiminde yapılabilir. Yapar mıyım? Yalnız yapasım gelmiyor.   

Onun dışında haftaya kuzenim evleniyor. Çok şükür elbiselerimi aldım içim rahatta eşarp ayarlamadım.

 
kına elbisem bunun az değişik hali. Yeni eşarp almayacağım, evdeki eşarplardan kullanacağım.

 
 Elbise ikisinin karışımı :) Model soldaki renk sağdaki. Aradaki fark mankenlerin zayıf olması :)

 Bordo tafta elbise üzerine nasıl bir örtü kullanmam gerek bilemiyorum. Nette bordo, siyah,sarı, mavi var ama hiç birini beğenmedim. Gri nasıl olur diyeceğim, kuzenim gri kullanacak, zaten ondan gördüm ''aa çok güzelmiş'' dedim ama hiçbir şekil veremedim. 

Ara ara boşluklar buldukça da oyun oynuyorum, mesela 10000. 
Şimdi oyunun adı 10000 ise hedefe ulaşınca bitmesi gerekmez mi? 


Oyun bitmedi gidebileceğim yere kadar gittim, daha da ilerlemiyor.''Burdan öte yol yok bacım, sen bu sevdadan vazgeç'' diyende yok. Ara ara göremediğim hamle var mı diye bakıyorum ama nafile. Baktınız mı, var mı? Oyun bitti ise kaldıracağım, yeniden oynamam, oynasamda altta kırmızı kutuda yazan 100000' i tekrar yapacağım diye uğraşamam. 

Oyun ve düğün dışında aynı anda bir kaç kitabı okuyayım dedim yapamadım. 
Çocuk kitabından az hallice kayıp gülü serisinin ikinci kitabını yatmadan önce okuyorum bugün yarın biter. Ondan sonrada Ermiş'i bitiririm. Bilgisayardan da Pierre Loti'nin  Balkan harbi izlenimlerini anlatan mektuplarını okuyorum. Pc den okuyunca biraz yavaş oluyor haliyle. 

 
Faik Baysal'ın şiir kitabı İlk Defa'yı da not etmem gerek. Kendim okuyunca beğenmiyorum ablam okuyunca beğeniyorum. Bana şiir kitabı değil okuyacak biri lazım demek ki :)

Başka başka yaşayıp gidiyoruz işte. 



Sizler neler yapıyorsunuz, sahaflar festivaline giden var mı? Giden bir iki resim atsın yeni yeri nasıl, ortam nasıl merak ediyorum. 

Kalın sağlıcakla.

21 Ekim 2016 Cuma

GÖĞÜ DELEN ADAM - Eric Scheurmann

Kitap hakkında hiç bir bilgim yoktu.  e - kitap indirirken adı ve kapağı ilginç geldi, içeriği okuyunca hemen indirip başladım. Aynı anda 5 kitap  okuduğum için biraz yavaş okusam da akıcı bir kitap. 

Kitap Samoa'da bir kabile şefi olan Tuavii'nin Avrupa da geçirdiği günleri mektupla kendi halkına anlatılmasını konu ediniyor. Kabile şefi denince nedense benim aklıma Afrika geliyor ama değil. Samoa neresidir diye bakayım dedim. Güney Büyük Okyanus'unda, Polezya'da bulunan, adalar topluluğundan oluşan bir ülke imiş. Böyle okuyunca insan aklında kalmıyor da ben hemen haritaya baktım. Avusturalya'nın hemen yanından. 


Kitabı okuduktan sonra yorumlara bakayım dedim. Olumsuz eleştiri yapan olmamış. Sadece kitabın bir yerlinin ağzından yazılmadığını, derleyen kişinin kendi fikirlerini bir yerliden aktarıyor gibi yazdığı konusuna  değinenler olmuş. Öyle bile olsa Avrupalı birinin kendi toplumunu eleştirmesi kolay olmayıp takdir edilmesi gereken bir durum. Yazar güzel bir konuya parmak basmış. 

Kitapta beyaz insandan Papalagi diye bahsedilir. Papalaginin hayata bakışını bir yerlinin gözünden   bölüm bölüm anlatır.
 Kılık kıyafet, yaşanılan konutlar, yollar, arabalar, paralar, zaman yönetimi, makinalar,  meslek edinmek, düşünmek gibi pek çok konuya değinilir. 
En son  da yazarın; Eric Scheurmann'ın hayatı ile kitap biter.  
Yazarın hayatı bile başlı başına bir kitap olabilirken ben sadece Tuiavii'nin notlarına değineceğim. 

Avrupa’yı hiçe sayan Tuiavii, yerli atalarının Avrupa’nın ışığıyla aydınlanmak gibi büyük bir yanılgıya düştüklerinin bilinci içinde sürdürdü yaşamını. Tıpkı ilk beyaz misyoneri, yüksek kayalardan “Defolun gidin, sizi gidi pis iblisler!” diyerek yelpazesiyle kovan Fagasalı bakire gibi o da, Avrupa’nın kötü ruhu temsil ettiğini düşünüyordu; masumiyetini korumak isteyenlerin sakınması gereken yıkıcı ilke olduğunu.

KIYAFET

...  ama biz yine de, etimiz güneşte konuşabildiği için sevinmeliyiz. Bacaklarımızı saran bir örtü, ayaklarımızı ağırlaştıran ayak kılıfları olmadığı için yaban atları gibi koşturabildiğimize, kafamızdaki örtü düşecek mi diye kaygı çekmediğimize sevinmeliyiz. Beyaz adam budala ve kördür. Gerçek mutluluğa karşı sağırdır ve bu utancını gizlemek için kat kat örtünmesi gerekir

KONUT

Kimi barınaklarda, bir Samoa köyünde yaşayan insanlardan çok daha fazla insan oturur. Bu nedenle görüşmek istediğin aiga (aile)’nın adını kesin olarak bilmek gerekir. Çünkü her aiga bu taş sandığın ya alt tarafında, ya üst tarafında, ya da ortalarında, sağında ya da solunda belli bir bölümünü kendine ayırmıştır. Bir aiga diğerlerinin ne yaptığını bilmez. Sanki yalnızca taş bir duvar değil de, Manono, Apolima ve Savaii1  gibi birçok deniz ayırır onları. Çok zaman birbirlerinin adlarını bile bilmezler. Giriş deliğinde karşılaştıklarında ya isteksizce selâmlaşırlar, ya da düşman böcekler gibi mırıldanırlar. Gören de bir arada yaşamak zorunda kaldıkları için hiddetlendiklerini sanır.

PARA

Bu arada büyük bir haksızlık hüküm sürer. Avrupalmın üstünde hiç düşünmediği, fark etmek istemediği için düşünmek de istemediği bir haksızlık. Çok parası olanların hepsi çok çalışmaz. Aslında herkes çalışmadan para kazanmanın yollarını arar. Şöyle olur: Eğer beyaz adam yemeğini, döşeğini ve evini sağladıktan sonra ayrıca parası artarsa, hemen bu para karşılığında bir kardeşini tutar ve kendi işlerini ona yaptırır. Öncelikle kendi elini pisleten, sertleştiren işleri yaptırır. Kendisinin neden olduğu pisliği ona temizletir. Eğer bu bir kadınsa, hizmetçi diye bir kız tutar. Hizmetçi, pislenmiş örtüleri, yemek kaplarını, beden kılıflarını yıkar, yırtılmış bezleri onarır; efendisinin işine yaramayacak şeyleri yapmasına ise izin verilmez. O zaman da kadın ya da erkek efendinin daha önemli, daha zevkli, elleri pisletmeyen, kasları yormayan ve daha fazla para getiren işler yapmaya zamanı kalır.

PARA

“Bu kadar çok parayı ne yapacaksın?” diye soracak olsan, “Bu dünyada giyinmekten, açlığını ve susuzluğunu bastırmaktan başka ne istersin?” desen, söyleyecek söz bulamaz, ya da “Daha çok para istiyorum, daha çok, daha çok,” der. Böylece sen de, paranın onu hasta ettiğini, bütün duyularını ele geçirdiğini anlarsın. Hastadır o, kaçıktır. Ruhunu yuvarlak metal ve ağır kâğıda adamıştır. Hiçbir şeyle yetinmez, gözü doymak bilmez. Kimseye kötülük etmeden, haksızlık yapmadan, geldiğim gibi göçüp gideyim şu dünyadan diye düşünmez. Hiç aklıma getirmez ki, Büyük Ruh, kendisini yeryüzüne yuvarlak metal ve ağır kâğıtla getirmemiştir. Çok azı bu konuda kafa yorar. Çoğu, hastalıklarına bağlı kalır, yürekleri hiçbir zaman iyileşmez. Paranın sağladığı güçle mutlu olurlar.
...

Buna karşılık da varlıklı olan, kendisine gösterilen saygının gerçekten kendisine mi, yoksa parasına mı olduğunu kestiremez. Aslında saygı gösterilen genellikle parasıdır. Bu yüzden, çok sayıda yuvarlak metali ve ağır kâğıdı olmayanların niye utandığını, zenginlerin onları kıskanması gerekirken niye onların zenginlere özendiğini aklım almıyor.

''ŞEY''LER
Eğer insan çok fazla “şey”e gereksinim duyuyorsa, bu büyük bir yoksulluğun göstergesidir. Çünkü bu, o insanın, Büyük Ruh’un “şey”leri açısından yoksul olduğunun kanıtıdır. Papalagi de yoksuldur, çünkü o tam bir “şey” düşkünüdür, “şeyleri olmadan yaşayamaz. Saçlarını düzeltmek için, kaplumbağa kabuğundan bir alet yapsa ve saçlarını yağlasa, o alet için bir de kılıf yapar, sonra o kılıf için küçük bir kutu, küçük kutu için de büyük bir kutu. Her şeyi kılıfların ve kutuların içine yerleştirir.

ZAMAN KAVRAMI

Papalagi, “Ne kötü, yine bir saat geçti” diye yakınır. Çok kederlenmiş gibi de yüzünü ekşitir. Halbuki taptaze bir saat başlamaktadır o anda.


DÜŞÜNME

Gelgeldim Papalagi, öylesine çok düşünüyor ki, onun için düşünmek artık bir alışkanlık, bir gereksinim, neredeyse bir zorunluluk halini almış. Ha babam düşünmek zorunda. Düşünmeden, bütün organlarıyla birlikte yaşamayı beceremiyor artık.
...
Diyelim ki güneş pırıl pırıl parlıyor, “Güneş ne güzel parlıyor” diye düşünmeye başlar o an. Ama bu yanlıştır işte. Büyük bir yanlış hem de. Akıllı bir Samoalı güneşin sıcak ışıkları altında kollarını, bacaklarını gevşetir ve hiçbir şey düşünmez. Güneşi bir tek kafasıyla duymaz, elleriyle, ayaklarıyla, bacaklarıyla, karnıyla, bütün organlarıyla hisseder.

110 sayfa için oldukça kapsamlı bir kitap. Ben her konuya değinmeyeceğim ki geri kalan kısmı siz okuyun.
Yanlış hatırlamıyorsam kitabı buradan indirdim.
Elimin altında olsaydı daha çabuk bitirip ve altını çizdiğim satırlara daha sonradan dönüp bakardım.

Felsefe sevenler alsın okusun derim. Başka bir şey ilav etmeden giderim.
Allaha emanet olun. 

12 Ekim 2016 Çarşamba

Güz okuma şenliği 2016

Okuma şenliğine katılmayalı uzun zaman oluyor. Eskiden ''okuma şenliğinden haberdar mısınız?'' derdik, şimdi ise herkes haberdar olduğu için katılmak zorunlu gibi hissettiriyor. Herkes katıldığı içinde ben katılmaktan vazgeçmiştim. Katılan herkesi takip etmek zor oluyor, takip etmeyince de toplulukla okumanın bir anlamı olmuyor. Yalnız başıma okurum diyorum. 
Okunuyor mu? 
Okunuyor aslında da bu aralar kitap okuyamadığım için bir grupla birlikte okursam gaza gelirim dedim ve liste oluşturdum. Liste dediysem 20 adet kategorinin yarısını okusam bana yeter.
Bu arada okuma şenliği el değiştirmiş a dostlar duydunuz mu?
Şenlik fikrini ilk pınar ile duymuş olduk, en azından ben o şekilde duydum.  Yeni şenlik sahibi hakkında bir fikrim yok. Ne yazar bilmiyorum. Zamanla tanıyacağım. Etkinliklerin amacıda bu değil mi zaten?
Ev sahibi için tık tık



1. Kategori (10 puan): İsminde güz mevsiminin çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların sonbaharda geçtiği bir kitap.

Güz temasına uygun kitabım şuan için yok. İlerleyen zamanlarda belki güncellerim.

2. Kategori (10 puan): Hem blogger hem yazar olan yazarlardan bir kitap. 
Bu kategoride yazarın Türk olması ve yazdığı blogun en azından 5 paylaşım yapmış olması şart.
H. Hüseyin Üten - Yarım yüzlü adam

Uzun zaman önce kendisi blogunda yazdığı kitabı imzalıyordu. Bana da bir blog aracılığı ile geldi. Kitaba başladığımı uzun betimlemeleri olduğunu hatırlıyorum ama bitirdiğimi hatırlamıyorum. Bu yüzden tekrar okuyacağım. 

3. Kategori (10 puan): Kitaptaki karakterlerden en az birinin aşağıya yazacağım tür gruplarından herhangi birinin içinde olması.

cinler, periler, vampirler...
Bu kategori bana hiç ama hiç hitap etmiyor.
Böyle yazıp en sevdiğim kategori olurmuş. Ne gülerim kendime.

4. Kategori (10 puan): İnstagram, facebook gibi sosyal medya üzerinden oluşturulan ortak okuma gruplarının şenlik süresince okuduğu bir kitap.
Yalnız burada dikkat edilecek iki nokta bir o kitabın 5 Ekim 2016 - 25 Aralık 2016 tarihlerinde  okunacak olması, iki bu grupların aynı kitabı okuyacak olması. Yani yazar ayları ya da temalı kitap etkinliklerinde okuduğunuz kitaplar sayılmıyor.

Tam olarak ne demek istenmiş anlayamadım. Başka bir grupla okuyabilirsin ama yazar ayları ve temalı kitap olmaz mı? Aslında her grubun bir teması vardır. 
Bu maddeyi anladığım zaman bir değerlendireceğim.

5. Kategori (10 puan): Goodreads puanlamasında en az 4.00 puan alan ve minimum 50000 kişinin oy verdiği bir kitap.

Aklımda bir şey yok.  Zamanla bakarım ya da es geçerim. 

6. Kategori (10 puan): Bir şiir kitabı.

Şiir okumayı sevemedim gitti. Her zaman plan yaparım başucumda bir kitap tutacağım her gün 1 - 2 kitap okuyacağım diye. Başlıyorum ''bu ne ya'' deyip bırakıyorum. Galiba şiir seçemiyorum. birileri benim için seçse, hatta benim için okusa fena olmayacak.
Faik Baysal - okunuyor
7. Kategori (10 puan): İsminde bir organ bulunan bir kitap.

Kayıp Gül 2 Ölümsüz Kalp - Serdar Özkan - okunuyor- 

Etkinlik bahanesi ile kitaba başlamış oldum. Allahım ne eziyet çocukça kitap öyle. 

8. Kategori (10 puan): Ülkemizde basılı en az 10 kitabı olan yazardan bir kitap.
Uyarı: Aynı kitabı farklı yayınevleri basarsa sayılmaz aman dikkat edin.

Paule Coelho - Hac - Can yayınları - 223 sayfa
Kitabı yıllar önce D&R'nin 5 liralık kitap kampanyasından almış ama okumamıştım.

9. Kategori (10 puan): 100 Temel Eser listesinden bir kitap.

200 sayfadan az sayfa sayısı sorun olmayacaksa;
Sokratesin savunması'nı okumak istiyorum. Lise yıllarında okumuştum.
10. Kategori (10 puan): Kategorilerden bağımsız canınızın istediği bir kitap.

Tozlu rüyalar kitapcısı- Cynthia Swanson - martı yayınları- 432 syf
(14.10.2016 okundu)
11. Kategori (10 puan): Kapağında bir veya daha fazla insan yüzü bulunan bir kitap.

Kostantin Simonov'un savaş yılları serisinden okuma yaparım.

12. Kategori (10 puan): Güz Şenliği Öğretmenler Günü’nü kapsayacağı için öğretmenlik yapan  ya da yapmış bir yazardan bir kitap.

Aklıma Nazan Bekiroğlu,  İskender Pala, İhsan Oktay Anar ve Reşat Nuri geliyor. Bu liste uzar giderde benim sevdiğim yazarlar bunlar.  Öneriniz varsa kitaplarına bakabilirim.

13. Kategori (10 puan): En az 10 farklı yazardan birer eser barındıran bir öykü, masal, şiir, anı, gezi vb türde bir kitap..

Kitap olmak zorunda mı, dergi olsa ne güzel olur. Dergi olursa karabatak dergisinden bir sayı okurum. Olmazsa Selehattin Eyüpoğlu ile Yaşar Kemal'n Ortak hazırladığı Halk Edebiyetı antolojisi var elimde onu okurum.
Kitabın giriş kısmını hevesle okudum zaten. Devamını da okuyasım yok o ayrı dava.


14. Kategori (10 puan): İsmi hava durumunu çağrıştıran bir kelime barındıran bir kitap.

Çok hoş bir kategori fakat benim aklımda bir şey yok. 

15. Kategori (10 puan): İsminde bağlaç olan bir kitap.
Ama, fakat, lâkin, ancak, yalnız, oysa, oysaki, hâlbuki, ve, ile, ki, de, çünkü, zira gibi.


Aklımda bir şey olmasa da etkinlik sonuna kadar bir kitap okunur muhakkak.

16. Kategori (10 puan): 200 sayfadan kısa bir kitap.


Halil Cibran - Ermiş - okunuyor

17. Kategori ( Her kitap 10 puan iki kitap okunursa ekstra 20 puan toplamda 40 puan): Öncelikle Nobel Ödülü almış bir yazar seçiyorsunuz.  Yazarın Nobel Ödülü aldığı tarihe bakıyorsunuz.
a) Nobel Ödülü almadan yazdığı bir kitap.
b) Nobel Ödülü aldıktan sonra yazdığı bir kitap.


Knut Hamsun 1920 de nobel alıyor.
Açlık 1890, İstanbulda iki İskandınav 1905 yılında yayınlanıyor.


18. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 70 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

Türk kadın;
Türk erkek; İsmet özel
Yabancı kadın; Waris Dirie - Çöl çiçeği
Yabancı erkek;

19. Kategori (Her kitap 10 puan dört kitap okunursa ekstra 30 puan toplamda 70 puan): Baş harfleri alfabeye göre sıralanan 4 kitap.
Nedense en zor gelen kategori bu oldu.
Tek tek bakmam gerekiyor kitaplıkta ne var, listelerimde ne var, hangisi alınır.

Düzeltme
Bulantı –  Jean-Paul Sartre 
Can Çekişen Türkiye –  Pierre Loti  – okunuyor  
Çalınan mektup – E. A. Poe 

Dövüş kulübü -  Chuck Palahniuk
20. Kategori (Her  bir kitap 10 puan tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan toplamda 80 puan) Aşağıya ekleyeceğim ülkelerde doğmuş yazarlardan bir kitap. (Ben seçeneğiniz bol olsun diye sekiz ülke ekledim siz dört tanesini seçeceksiniz.)
Ülkeler: Endonezya, Çin, İngiltere, Rusya, Kanada, Almanya, İrlanda, İtalya.

Rusya; Kostantin Simonov'un savaş yılları serisine devam ederim.
Endonazya ve İrlanda  edebiyatı hakkında hiç bir fikrim yok. Nedense ilgimi çekti.
İrlanda edebiyatı hakkında bilgi bakayım dedim. İngiliz edebiyatı ile çok karıştırılırmış.  Charles Dickens, Oscar Wilde en çok bilinenmiş.

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

İnsan yayınlarının düşünce serisinden bir şeyler okumak istiyorum, İslami düşüncede olabilir.

Düzeltme; Felsefik kitaplar

Göğü delen adam - Erich Scheurmann  - okunuyor
Devlet – Platon
Montaigne denemeler
Hayy bin yakzan – İbnTufeyl



Uzun aradan sonra tekrar etkinliğe katılınca liste yapmakta zorlandım. Eskiden olsa listeye aktığım gibi bir iki fikrim olurdu.
Biliyorum ki bu liste de sabit durmaz. Beyoğlu sahaflar festivalini gördükten sonra  kararım %90 değişecek.


4 şenliğide severek okumuştum. Bu şenlikte nedense hevesim pek yok.  Bakalım beni neler bekliyor.  Bol kitaplı keyifli günler geçirin, esenkalın.

7 Ekim 2016 Cuma

Bir Haftalık Tatil # 4 Camlıhemşin

Bir haftalık tatil diye başlık atıyorum da tatil biteli bir ay olacak. Tatili unuttum gittim diyeceğimde unutamıyorum, daha doğrusu unutturmuyorlar.  İş arkadaşlarım 9 gün tatil yaptığımı yüzüme vurup vurup duruyorlar. İşlerin en yoğun olduğu dönemde '' bizde mi iş güvenliği uzmanı olsak, akşam 6 olunca çıksak. 9 gün tatil yapsak'' diyerek inceden inceye dokunduruyorlar. Akşam eve gelincede ablam '' ben çantamı alıp gezmeya çıkaçağım '' diye zil kalesinin manzarasını hatırlatıp duruyor. 
Anlayacağınız unutturmuyorlar. 


Memleketin her yeri ayrı güzel. Herkese de kendi memleketi çok çok güzel geliyor da  bu öyle değil. Resmen pamuk şekeri kıvamında bulutlarla yolculuk yaptık.

                                     
Blog aleminden uzak kalınca konuya nasıl giriş yapılır unuttum resmen. Pat diye giriş yapmayayım ağır ağır ilerleyeyim. 
Efendim Köye gitmeden önce rafting yapma planlarımız vardı. Her şey ertelenir ama rafting olmaz. O niyetle 15 kişi düştük yollara. 
Su seviyesi düşük olunca yaptırılmıyormuş, bir gün öncesinde yağmur  yağmış ama emin değiliz. 
Rize'ye doğru gidip denizi çamur görünce sevindik. Yağmur yağmış su seviyesi yükselmş diye. Boşuna sevindiğimizi inince anladık. Dere çamur içinde gürül gürül akıyor. Su seviyeside çok yüksek. Biraz korktuk, tamam tamam ben bayağı korktum. Yapamam dedim, birileri gazlasın diye bekliyordum ki su seviyesinin fazla olmasından dolayı yapılmıyormuş. 


Nasıl sevindim anlatamam. Bu kadar gelmişken parasailing yapalım dedik de bu suyun üstünde incecik ipe de güvenilmez ki. 


İsteyen yapsın dedik ama gruptan kimse yanaşmadı. 



Bizde düştük yollara. Bulduğumuz her köprü olmasa da bir iki köprüde durup yüzlerce resim çekildik. 


Kardeşim yıl içerisinde bir kaç defa gelmiş, o yüzden bizim hevesli hallerimizi küçümsemiş olsa da biz çok çok eğlendik. 


Şu basamaklara 15 kişiyi sığdırmayı başardık ve başka köprülere doğru yol aldık. 


Bol yeşilli sisli yollardan kıvrıla kıvrıla gittik. Kardeşime yolda dur sis çekelim dedik. Az kaldı sizi süper bir yerde indireceğim dedi ve Zil kalesi manzaralı bir yerde indirdi. 
İyiki de indirdi kaleye gidene kadar sisler dağılmıştı. 


Zil kalesi eskiden gözetleme kulesi imiş. Etrafa baktım ama ağaçlardan gelen gideni göremedim. Neymiş demek ki benden gözcü olmazmış :)


Kalede 3 saat kalmışız. Kardeşimin fikrince tüm günü orada öldürmüşüz. 
Bana kalsa biraz daha kalır, tırmanamadığım kısımlarına da bir şekilde tırmanmayı denerdim. 

Kalenin ardından palovit şelalesine yolumuzu çevirdik. 


Yurdumun her köşesi ayrı güzel. Şelaleyi görünce uzun süre izlemekle yetindik. 
 Suyun yanına inmek için dere üzerine merdiven yapılmış ve merdiveni aynı anda sadece 4 kişi kullanabiliyor. Biraz korka korka suyun yanına indik. Suyun şiddetinden birazcık ıslanınca resim çekilip hemen uzaklaştık. 
Çevrede her şey ilgi çekici. Tek şeritlik yol kayalık gölgenin içinden geçiyor. Öyleki yolun bir kısmında başımıza yağmur bile yağmadı, sadece sacaklardan yağmurun süzülmesi misali yağmurlar bir bölgeden aktı gitti.   Bölgedeki yosun çeşitliliğide başlı başına araştırma konusu olabilir. Çam olmayan ağaçlar yosundan çürümeye doğru yol almış gidiyor. Çocukluk kahramanım Jules Verne kitaplarına geçiş yapmadan bölgeyi  ter ettik. Her an içimdeki çocuk çıkıp fantastik kitap yazabilirdi :)
Şaka bir yana çizim yapabilmeyi çok isterdim. Tek tek gördüklerimi çizebilme fikri harika, ama uzak bir hayal.


Şelale dönüşü trafiğe takıldık. İnip yürümek istedim ama sağanak yağmur vardı. Bizde karadeniz gezilerinde  giymeyeni dövdükleri yağmurluktan almamışız. 
 Bir süre bekledikten sonra bu sefer Ayder yaylasına gittik.


Bir kez daha söylüyorum bizim insanımız turizmden anlamıyor. Devlet bu işe bir el atsın. Turizm  demek bir otel yapmak ve  Çin işi ürünler satmak değildir. 
Her yer otel ve amaçsızca yürüyorsun, trafiği bekliyorsun, insan kalabalığını bekliyorsun. 

Arap kızın biri elindeki ekmeği çekmekle meşgul. Ay ekmek mi dedim afedersiniz. Bildiğiniz kurabiye. Yurdumun herhangi bir yerinde yapınan kurabiye. Geleneksel yemeklerin yapıldığı bir atölye olsa gelen turist hamur yoğursa, sarma sarsa, balık kızartsa emini daha çok dikkat çeker, akılda kalırda  nerde.


Neyse efendim. Gezimiz güzeldi, gidin görün derim. Gidince kendi yorumunuzu kendiniz yaparsınız zaten. 




Bir sonraki gezimin karla içinde olmasını istiyorum, bakalım nasip. 
Allaha emanet olun. 





29 Eylül 2016 Perşembe

Pinterest açılıyor

Pinterest açılıyor a dostlar. 
Kurucusuda değilim neden bu kadar seviniyorsam.
Kullanıcıları bilir ki bir süre önce siteye giriş sağlanamıyordu. 
Aradım taradım net aleminde bir Allahın kulu iki kelam etmemiş. Bir ben mi giremiyorum derken; forumlardan birinde rastladım başkaları da siteye erişemiyormuş. 
Ne güzel resimler biriktirmiştim. Dersler başlamadan eski hallerini topladığım eski İstanbul'un yeni hallerini gidip gezecektim.  Aynı kareden yakalayıp aya ilk adımı atan astaronat kadar sevinecektim. 



 Kış gelmeden bir iki yere gitmek istiyorum. 
Karlı hallerinde muhakkak giderim. Daha önce kar altında İstanbul gezmişliği yok bu sene olsun istiyorum. 
Hep gezeyim istiyorum, gezince de ben çok yoruldum diye söyleniyorum.
İnsanoğlu işte, ne istediğini bilmiyor. 
Esenkalın efendim.  

28 Eylül 2016 Çarşamba

Bir haftalık tatil # 3 köy gezmece

Eskiden köye giden çok olmazdı, son zamanlarda köye rağbet arttı. Geçen sene ilk defa köyde su sorunu yaşadık. Çocukken köy filmleri izler anlam veremezdim, insanlar neden su için kavga eder ki, kazsın toprağı su çıkarsın,  kendine kuyu yapsın derdim. Ahh masum çocukluğum ne bilsin su denen şeyin ne büyük nimet olduğunu ve kolay bulunamadığını.
Neyse efendim bu seneden köye giderken kalabalık bir ortam bekliyordum ama yanılmışım. Fındıklar toplanmış ve kalabalık şehirlere dönüş yapılmış. Haliyle köyde genç kimse kalmamış.
Resme bakarak aslında köyümüzün boş olduğunu görebilirsiniz.


Tam orta kısım bizim mahalle, asıl köy sağ üst kısımda kalabalık olarak ilerliyor. 
Biz ortanın en altındaki evdeyiz, en üst tepede büyüklerimizi ziyaret etmemiz gerekiyor. 


Kamyonun üstünde süper yolculuktan sonra tepelerin tadını çıkardık.


Her bir köşede ayrı ayrı  resim çekildik.



Şu köşede kaç resim çekildik biz bile sayamadık. 3 kardeş sıra ile en az on poz çekilmişizdir. Bloğa kendimi koymadım, ablam kendini paylaşıyor zaten bende paylaşsam bir şey demez. 

Şu merdivende düzgün poz vereceğim diye kendimi paraladım. Önümden gelen giden eksik olmadı. 



Köy evlerinde en sevdiğim kare olur yere yakın oflanlar.  Merdiven ve merdiven altında yer sofrası ca 
 ''Oflan nedir?'' dediğinizi duydum. 
Bizim oralarda bu mutfak dolaplarına oflan ya da terek denir.  Aslında terek Gümüşhane, Bayburt  yöresinde daha çok kullanılır. Evin hanımıda Bayburtlu, 40 yıllık eşini bu yıl kaybetti, kendisi ile ile ilgilenecek çocuğu olmadığı için kalabalığa yakın küçük bir ev yapacaklar kendisine ( tepede sadece 2 ev var ). Anlayacağınız 10 sene sonra bu evden sadece temeller geriye kalır.  Onca yaşanmışlıklar evin hanımı ile birlikte toprak olur. 

 
Bu oflanda ikinci evden. Ev kışları pek kullanılmasa da. Bakımı sürekli yapılıyor. Temiz ve sağlam bir ev. 



Bayramlaşmaya değilde fotoğraf çekilmeye gitmiş gibi her köşesinde ayrı ayrı poz verdik.




Veee son. 
Serinin devamı olacak şimdilik köye veda edeyim.

Esenkalın.