20 Ekim 2017 Cuma

Bir iki satır karalamaca

Kalem kağıt olsa '' bir iki satır karalmaca '' diye başlık atılır da, tuşlara basılan bir  dünyada elle tutulmayan hissedilmeyen bir şeye ne denir?

Düşünüyorum, beynim durdu galiba bir şey bulamadım. 
Efendim uzun zamandır içimden yazasım gelmiyordu. Oysa o kadar çok şey var ki yazacak.

Köyden bahsetmedim mesela. 

Sahi köyde ne yaptık ki biz? 

Fındık topladık, harman kaldırdık. 


Bu köy modası bir gün efsane olacak. 
Patlak ayakkabı, çorap içine sokulmuş eşofman.
Aha da dedim moda olacak :) 
A söylemeyi unuttum o fındıklar yerden toplandı yıkamadan yemeyin :))
Şaka şaka fındık yıkanmadan yenir. 
Yerden toplama kısmı o sepet için doğru.


Espirisi var,  tüm yaz üstüne konuşup durduk.
Almanya da yaşayan teyzem evinin balkonuna örtü üstüne fındık sermiş 40 yaşındaki oğlu da ''onlar yere serdin, ben onları yemem'' demiş. 
O yaz da ilk defa karşılaştık. İstanbul ' a geldiler, fındıklar balkona serili. Altında örtü var mıydı hatırlamıyorum tek hatırladığım '' sizde mi yere serdiniz ?'' tepkisidir :)
 Garibim fındık toplamayı kafasında nasıl kurmuşsa.
40 yaşına gel, her fındığın tek tek daldan toplandığını düşün. Tamam mantık bu şekilde ama çeyreğini yerden topluyoruz. 
Bu hikayede ilk defa karşılaşan kuzenlerin 30 - 40 yaşlarında olduğu ayrıntısına takılmayın. 
:)
Onca zahmet çek, kilosunu 7 TL'den sat kısmına hiç ama hiç girmeyin.
Emeğimize yazık gerçekten. Canım abim 18 yıl üstüne köye geldi, fındık toplamaya. Topladığı fındığın hiç değeri yok. 

Sağanak yağmurda fındığı kontrol eden abim

Yanına kar kalan sadece anılar.
 ''Aaaa , abi üstümde böcek var'' 
'' protein niyetine ye gitsin''
:)
...

Az birazda gezdik. 
Yeni yerler gezmedik. Aynı yerleri farklı kişilerle gezdik sadece.

Bu kapsamda ikinci Santa harabesi gezimizi yaptık.
Boşuna dumanlı dağların yaylası dememişler. Farklı mahalleleri gezdiğimiz halde pek çok şeyi sisten göremedik. 


Yolları bol bol fotoğrafladık. Dereleri, tepeleri, köprüleri çektik.
5 kız bir köprüde poz vermeye çalışınca o köprü gözükmedi ama olsun :)



Bileme taşını bilmeyen var mı?
 

Seni yaradan'a kurban olurum, ne güzelsin öyle.



Yapı üzerine yer yer yazılar yazılmış, üzücü.
 Kendime ait kitaba  dahi  adımı yazman tarih, yer ve hava durumu düşerim. Millet geliyor topluma mâl olmuş yapı üzerine isim, lakap bir şey yazıyor. 
LAZ'o 61!
Ne bu şimdi. 
Kaldı ki bu bölgede yaşayanlar Laz bile değil. Az zorlasan Halt ya da Rum çıkabilir ama Laz değil. 
Çok cahilsin, keşke okusan!

Mahalle eskiye göre kalabalıklaşmış. Yeni yeni evler yapılmış. Taş evlerin içinde tuğladan evler abes olsa da hareketlilik güzel. 
İnsan bile gördük :)
Çok çok üşüdük. Önceki seneden tecrübeli olarak kalın giyindik yinede bana mısın demedi. 

...

Kuzenim ( dayımın oğlu ) evlendi. 

Aynı yörenin insanı olduğumuz halde çok çok farklı olduğumuz bir kez daha gördük. Annem ne kadar sıcak kanlı ise akrabaları o kadar mesafeli. Mesafe işini biraz abartıp annemin sıcak kanlı olmasını dahi  eleştiren, dalga geçen oldu. 
Amcamın kızı '' sakın benim düğünümde böyle mesafeli durmayın'' dedi o kadar yani. 
Ah kuzum anne baba farklı olsa bile biz kardeşiz. Misafir gibi gelip 5 dakikaya ayrılır mıyız?
 Her detayla her misafirle saatlerce ilgileniriz.  

...

Uzun zamandır hayalini kurduğumuz raftign hevesimizi  gerçekleştirdik.


Hoca mı denir gözetmen mi denir bilemedim. 
Baktım geldim rehbermiş.

Yanımızda bir tane bilen kişi var kısa bir eğitim  verip ondan sonra başlıyoruz. 


İlk başlarda korkmuş olsam da ilerledikçe sakinleştim. Su seviyesi fazla değildi. Sakin sakin ilerledik. 
Son anda yağmur başladığı için yüzemedik. Sadece bir yerde suya girmemize müsaade edildi orası da göğsüme geliyordu.  Bir iki kulaç sonra tekrar bota bindik. 

Yerin güzelliğini anlatmama gerek var mı? 
Tarihi bir köprü altında yüzüyorsun üstünden zipline ile  geçiyorlar, yanında birileri kürek çekiyor. Özetle süperdi. 
Muhakkak yolunuzu fırtınaya düşürün derim. 


Disiplinli hocamıza rağmen çok çok eğlendik. En kısa zamanda yeniden yapmak istiyoruz. 
En kısa zaman dediğimizde mayıs haziran gibi. Karlar eriyince. 

Mekan  soracak olursanız biz dağraft'ta yaptık. 

Kardeşim daha önce bir kaç defa gitmişliği var, yöneticilerini de tanıyor. 
Güzel ağırlandık. Gezimizin dönüşünde mesaileri bitmiş olmalarına rağmen  yorgunluk kahvemizi de içtik. 

Bir sonrakinde zipline ve insan sapanına da binmeyi düşünüyoruz. Hava yağışlı olduğu için yarım kaldı. 

Tavsiye edilir efendim.

...

Rize gezisinde atıştırmaya çok varsa açlığını yatıştır reklamı çekecektik yağmur yağıyordu çekemedik :)
İstanbul gibi kalabalık şehirde yaşayınca her şeyi hızlı yaşamaya alışıyor insan. 
İlk Santa gezisinden sonra yol üstünde olmamasına rağmen yolu değiştirip Pazarcık'a et yemeye gittik. Eti beklerken ablam söylenmeye başladı '' bu nedir, kaç saat bekleyeceğiz'' Falan filan, neyse ki et lezzetli idi çok söylenmedi. Balıklarda gözümüzün önünde tutuldu pişirilip getirildi. Güzel güzel yedik. 

Rize de ise bilmediğimiz bir yere gittik. Su kenarı bile değil ( benim için su önemli, bir dere, deniz göl olmalı muhakkak, yoksa doğa da olduğumu anlamam) bir saat tadı olmayan balığı bekledik. Aç olarak kalktık, yeni bir şey sipariş vermedik, o da bir saate gelir dedik. 

Büyükşehirden gidenler hızlı servis beklemesin doğanın tadını çıkarsın. 

...

Bu yazı uzun oldu ben en iyisi burada bitireyim. Yazı yazma sebebimi sonra yazacağım. 
Tabi hevesim kaçmazsa. 
:)

25 Eylül 2017 Pazartesi

Nereden Başlasam

Yazacak çok şey var aslında, tek sorun nereden başlasam?
Bir ay önce tebdil-i mekan yapıp köye gitmiştim. 15 -20 gün oldu döneli. Bir ara oturup neler yapmışım yazmak istiyorum ama yazma moduna giremedim. 

Tatil güzel geçmedi mi acaba diyorum? ''Yoo'' diyor iç sesim. 
Aradığım şey sakinlikti, fazla sakin geçti tatil. Demek ki benim derdim sakinlik değil, ne istediğini bilememekmiş. 

Zorla oturdum yazıyorum madem, ilk okul günlükleri gibi tutacağım notumu. 

Sevgili günlük. 

Berbat bir yolculukla köyden dönüş yaptım. Döndüm iki gün hiç bir şey yapmadan uyudum. Tam kendime geldim dedim, iki gün eğitim için Gebze'ye gittim geldim. 

Aa ben bir ara Gebze Koop' a nasıl binilir yazacaktım. Uzun uzun  yazmayacağım. Tek bilmeniz gereken Esenler otogar içinden kalkmıyor. Otagar önünde sorun göstersinler. Aman kaldırımları kullanmayın derim. Mikrop kaparsınız, yurdumun insanından tiksinirsiniz mazallah. 
Detay girmeme gerek yok siz anladınız. 

Efendim işime yarar diye iki adet sertifika alayım dedim. Sertifikalar geldikten sonra pişman oldum. Ne işime yarayacak şimdi dedim. Daha doğrusu kardeşim hevesimi kırdı.
Kendince haklıdır da.

Bu satırları yazarken neye ihtiyacımın olduğunu anladım. 

Pozitif insanlara ihtiyacım varmış. 


Bu konuda yazacak o kadar çok şeyim var ki kırıcı olmaktan korkuyorum. Kendimi üzmemek için çevremdekileri üzüyorum. Bana olumsuz cümle kuran yada tavır alan kişilere ben bir kaç misli ile cevap veriyorum. Galiba kendimi korumak için geliştirdiğim saçma bir kalkan. 

Halbuki kırılmama sebep olan kişileri bir daha görmeyeceğim bile. Sadece aynı kırgınlıkları yaşamamak için fazla tedbirliyim. 

Taslaklara bakıyorum nisan ayından bu yana bu konuda bir kaç yazı yazmış bırakmışım. 
Yazsam rahatlar mıyım bilemiyorum. 

Kişilik sahibi olmadan makam sahibi olanlar! hepinizden tiksiniyorum. 
Kendi saçma takıntılarınızla çevrenizdekilerin yaşam enerjilerini alıyorsunuz farkında değilsiniz. 
O kadar çoksunuz ki. Biz mi size benzemeliyiz, yoksa görmemezlikten mi gelmeliyiz bilemiyorum.

Sadece huzur istiyorum. 
Sadece insan olduğum için değerli hissetmek istiyorum.   
Çok mu şey istiyorum?


12 Eylül 2017 Salı

Modern Dünyanın Bunalımı - Rene Guenon

Kitap Türkçeye çevrileli uzun zaman oluyor. Ben yakın dönemde İnsan Yayınlarının kataloğunda görüp merak etmiştim. Alsam mı elimdeki kitaplarla mı idare etsem diye düşüne düşüne Beyazıt kitap fuarın kadar beklemiş oldum. Fuarda çok kitap almadım. Almış olduğum dört kitabın üçünü bitirmiş oldum. 
Onca merak ederek aldığım kitabı beğendim mi?


Bilemedim şimdi, daha doğrusu emin değilim. 
Beklentim neydi de neyle karşılaştım?
Modern dünyanın bunalımı söz konusu olunca bir çözüm bekliyor insan. Belki bunalımın cevabı satır aralarında saklı idi ama ben sadece neden bunalım kısmını algıladım.


Neden bunalım dersek?
Geleneklerden kopuşun bireyselliği ön plana çıkardığı bunun da maddiyata önem veren maneviyatı görmemezlikten gelen toplum yapısının oluşturması diyebiliriz.

Ee bunu herkes biliyor zaten. Bunun için dolambaçlı yollara girmeye gerek var mı?

Ne zorlandım kitabı algılamakta. Acaba yazar etkileyici bir dil kullanmış da ben uygun çeviriyi mi bulamadım dedim. Başka bir çeviri yokmuş. İyi madem okumaya devam dedim. Biraz daha anlaşılır üslubu sonlarda buldum.
Buldum da beğendim mi? 
Hayır. 
Bu tarz kitapları çok okudum galiba o yüzden yeni gelmiyor. Kaldı ki dili pratik bulmadım. Kitap uzun zaman elimde kaldı. Şu satırları yazarken bile içim daraldı. 
Uf sıkıldım. Okuyan olursa bana açıklama yapsın, Benim göremediğim ama milletin baş ucu kitabı yapma sebebi ne. 

31 Ağustos 2017 Perşembe

Trabzon Müzesi

Bir haftadır yazamadığım bir yazı ile karşınızdayım. En iyisi resim ekleyip yazıyı yayınlamak, yoksa taslaklar birikip duracak. 
Net yok ve kuzenin bilgisayarını dönüşümlü kullanıyoruz. Geziyorum madem bir iki yazıyı yayınlayayım, seneye bakarım. 

Bol yağışlı Trabzon da selamlar.
Güneşi  sevmesemde özledim galiba. Daha doğrusu  yapılacak  işler  için  güneşli  bir hava beklenmektedir. Fındık toplama işi   bitti çok  şükür. Son bir hafta "bugün  son" diyerek geçti. 
Sürekli yağış.
Yağış bitti bulutlar gitmedi.
Ayağımızın  dibinde deniz var tadını çıkaralım  dedik o da nasip olmadı. Madem gezemiyoruz alış veriş yapalım  dedik. Daha doğrusu  kuzenin ihtiyaçları varmış  bende peşi sıra  gittim.
Müzeye  gitmek istiyorum diye her gelişimde  tutturuyordum. Kızlar  "bir şey yok" deyip geçiştiriyorlardı. Gidince bir şey olmadığını  görmüş  oldum.


Gittikçe  huysuz birimi oldum yoksa müze mi yetersizdi bilemeyeceğim. Bildiğim bir şey varsa kusuru karşı tarafta arayaçağımdır :)

Efendim konak çok güzel bir kere o konuda çamur atamam.  Benim beğenmeme sebebim yeterli açıklayıcı  bilginin olmaması.
Konak 1900 lerin başında yapılmış. Banker  Kostaki Teophylaktos'a aitmiş. Banker 1917 de iflas edince konak Nemlioğlu ailesine geçmiş. 
Bu iki aile hakkında hiç bir bilgi olması müzenin özensizliğinin belirtisi. 

Arkeoleji bölümünde Roma ve Doğu roma diye ayrı ayrı bölümler var ama 1900'ler hakkında bilgi yok.

Mili mücadele dönemimde karargah olarak kullanıldığı bilgisi var. Kimler gelmiş kimler geçmiş o dönemde not almak zor doğal olarak. Tek kaydı tutulan Atatürk'ün Latife Hanım ile Trabzon ziyaretinde burada kaldığıdır. 

Atatürk'ün kullandığı oda olduğu gibi muhafaza edilmiş. 

 Konağın bir odasında minber ve vaiz kürsüsü var. Nereden gelmiş, neden orada bir açıklama yok.



Silahlar var bir kısmının hangi tarih kimlere ait olduğu bilgisi yok. Bir iki fotoğraf var o fotoğrafta var olan kişilerin kostümleri yok. Daha doğrusu olsa daha dikkat çekici olurdu.
Özetle  müze fikri güzel ama amatörce.

O kadar konuştum bir iki foto eklemedim. Çok ayıp yakıştıramadım kendime :)



Yemek odasında bir kare. İncik cincik objelere bayılırım. 



Roma dönemi fibolalar ( çengelli iğne )  ve Hermes'in asası.


Her devirde kullanılan aksesuarlar; Bilezik ve cam kolye.
Doğu roma dönemi olması gerek. 


 Kandiller


Roma dönemi sikkeleri.

Bunca olumsuz yazıdan sonra müzeyi gezin görün demek ne kadar doğru bilinmez. Siz yinede gezin efendim. 
Bilmediğiniz bir iki detay muhakkak olacaktır. 
Kalın sağlıcakla.


12 Ağustos 2017 Cumartesi

Tebdil-i Mekan

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır diyen büyüklerimiz hangi şartlarda bu cümleyi kurmuştur bilinmez ama haklılık payına herkes katılır.
İşten ayrıldım köye geldim.
Çok  mu ani bir giriş oldu acaba? Anlatacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemedim. 
Ortam ve ekip iyi olsada idarecilerin iş anlayışı benim iş anlayışımla örtüşmediği için işten ayrıldım diye özetliyorum :)
Köye geldim. Berbat bir pegasus yolculuğundan sonra eve vardım. Uzun süre ağlayan zırlayan çocuk  görmek istemiyorum. Tüm yol boyunca 5 - 10 çocuk hiç susmadan ağladı.


 Gezme tozma işine girişmedik. Fındık topluyoruz. 
Net yok, bol bol kitap okuyorum demek istiyorum ama diyemiyorum. Az az kitap okuyorum. Gelirken çok kitap da getirmedim. 


Tek kitap üç dergi. Yeterli olur. 
Bayrama dönüyorum. 
O vakte kadar anın tadını çıkarmak istiyorum.
Bakalım beni neler bekliyor. 



16 Temmuz 2017 Pazar

Sevgili Günlük

Ilköğretim çağında olsam " okula gittim, tarih dersi vardı. İki kere parmak kaldırdım ama hoca beni görmedi" cümlesi ile başlar öğlen ne yediğimden Ayşe nin ne dediğinde,  Fatma nın ne cevap verdiğine kadar bahsederdim. 
Neyse ki  büyüdük. Ahmet'in Mehmet'in, Ayşe'nin Fatma'nın neler bahsettiğine değinmeyeceğim. Anlatacak pek çok şeyim var ama hangisinden başlasam karar veremiyorum.

Okuduğum 3 adet kitaptan mı bahsetsem.

Oscar Wilde den Mutlu Prens,
Dünya edebiyatından Öç Öyküleri,
Kerime Nadir den Samanyolu
Herbiri birbirinden farklı üç kitap okuyunuz.

Bir türlü bitmeyen tezim var mesela ondan bahsadeyim. 
31 mayısta hocaya göndermişim. Olumsuz bir şey olursa evde olduğum süre zarfında düzeltilirim diye kafamda kurmuşum, kurduğumla kalmışım.  37 gün üstüne tam işe başlayınca olmamış cevabı almışım.  Sahi işe başladığımı söylemiş miydim. Tam kafamda kurduğum gibi. Ramazanda çalışmayacağım, rahat bir ramazan gecirip ardından işe başlayacağım diye. 
Kafamdan bazı şeyleri eksik kurmuşum o ayrı dava. 
 Güzel bir iş dilememişim!


Babam anjiyo olmuş ama biz yanında olamamışşız mesela. Değmeyecek insanların yanında ekmek derdine düşmüşüz. Yenecek ekmeğimiz yokmuş gibi !

Günler böyle geçiyor, nereden tutsam anlatsam bilemiyorum.
 En iyisi ben burada bitireyim. Güzel bir anı olunca gelirim.
Allaha emanet ol günlük. 



1 Temmuz 2017 Cumartesi

Günler geçip giderken # 2

Geçen sene ramazan sonrası böyle bir başlık atmışım. Yaşlılıktan dem vurmuşum. Bu sefer neden şikayet edeceğim bakalım.
Aslında bir şeyden şikayeti yok. Beklentim yok galiba. Bir ayı geçecek neredeyse,  evdeyim. Bu zaman zarfında sıkılmam gerek, daha doğrusu çabuk sıkılırım ama sıkılmadım. Geçen sene ramazanda çok zorlanmıştım. Bu yıl çalışmayacağım dedim ve çalışmadım.  Genel olarak sahura kadar sokakta oturan komşularımdan rahatsız olsamda çok rahat bir ramazan geçirdim.
Bol bol uyudum, az biraz okudum, kendimce dikiş öğrenmeye çalıştım.  Bu zaman zarfında bir iki defa trafiğe girdim ve kalabalıktan nefret ettiğimi hatırladım.  Hatırladıkcada hayatımı oda sınırlarına hapsettim.
Monoton geçen hayatıma biraz hareket katmalıyım ama havalar çok sıcak.

Evdeki ilk günlerinde kuzenim vardı.  Kendisi Yeşilçam izlemiyormuş. Nasıl yani!
Bir bahene ile Yeşilçam izledim. Türkan Şoray'ın estetiksiz halinde çekilmiş filmine kadar gittim :)

Sonra Ramazan geldi ve geçti. 


Ramazandan sonra İğneada ya tatile gittik.  Sakin ve güzeldi. Geçen seneki tatilden sonra çok çok güzel ve rahatlatıcı geldi tatil. Tatilin tek kusuru metro turizm ile gitmek oldu. Arabada midesi bulanan biri olarak bindiğim gibi uyudum. Gözümü nerede açtım hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey otobüsün minibüse dönmesi idi. Tıklım tıklım herkes ayakta " arkaya doğru ilerleyin" nidaları dillerde şarkı olmuş. 


Ara ara çalışan klima ve bozulan araba. Araba bozuldu bir açıklama yapılmadı kendilerince tamire giriştiler. Bir saat sonra servis geldi, kapasitesi yolcu kapasitesinin çok çok altında. Neye göre kimler ilk gidecek bir düzenleme yok. Servisi gören çekirge sürüsü arabayı doldurunca biz kendimizi yormadık ikinci arabayı bekledik. Neyseki ikinci araba gecikmedi. Valizlerle dip dibe bir saat yolculuktan sonra İğneada vardık.


Halkın içine çok karışmadık.


Pansiyon denizin yanında idi, pansiyon deniz market üçlüsünde günlerimizi geçirdik. 



Dönüş yolunda araba bozulmasa da tıklım tıklım muhabbeti orada da geçerli idi.
Berbat bir yolculuk güzel bir tatilin nazar boncuğu misali hafızamalarımıza asılı kaldı.

Tatilden döndük valizler döküldü yıkandı, ütülendi. 

Monoton hayata dönüş yapıldı.  Dikiş mi diksem, bitiremediğim etamin masa örtüsüne mi devam edeyim? En iyisi kahvaltı hazırlayıp akışına bırakmak. 
Kalın sağlıcakla. 

19 Haziran 2017 Pazartesi

Ali Ural - Satranç Oynayan Derviş

Yazarı ilk nasıl tanıdım hatırlamıyorum. İlk okuduğum kitabıda hatırlamıyorum. Makyaj yapan ölüler ya da körün parmak uçları olabilir. İki kitabın adı da ilginçmiş yazarın tarzı gibi.


  Yazarın dilini seviyorum. Uzun zaman önce satılık ölümü okuyup bir süre etkisinden çıkamamıştım.
Yazarı ne kadar beğenirsem beğeneyim üst üste bir kaç yazısını okuyamıyorum o ayrı dava. Evde ara ara okuduğum tek kelimelik sözlük varken satranç oynayan derviş'e başladım ve severek bir çırpıda okudum. 

Yazarı henüz okumadıysanız posta kutusundaki mızıka ile başlangıç yapabilirsiniz. 


Alıntılar

Gördü.  Tehlikesini gördü görülmenin. Ölmeye başlıyordu övgüden hoşlanınca ruh.

Dil eşikte yatan bir arslan da olabilirdi, yularından çekilen bir deve de. Söz kara yere mavi gökten inmişti. İnmişti te karışmıştı toprağa taşa.  
Sözü çok söyleme, sırasında ve az söyle; binlerce söz düğümünü bu bir sözde çöz! 

Gittiğim her yerde hep tanrılar rastladım; kul olmaya bir türlü razı olmayan insanlara. 

Özgürlük Tanrı'nın bir armağanıdır.  Her insan akıldan yararlanmaya başlar başlamaz,  özgürlükten de yararlanmaya hak kazanır. 

Bende bu kadar, Allaha emanet olun. 

3 Haziran 2017 Cumartesi

Beyazıt Kitap Fuarı

Bir ramazan geleneği olarak Beyazıt +Süleymaniye de iftar olmazsa olmazımız. Bu sene bu geleneği biraz değiştirdik ve kurufasulyeciye gitmek yerine mantıcıya gittik. Gittikte ne oldu tabağımızdan çıkmaması gerek çıktı.  Tabağı değiştirin dedik Suriyeli personel bizi anlamadığı için değiştirmedi.  Mantı yiyen arkadaşlar mantıyı da beğenmedi.  
Arkadaş ortamı olunca her duruma katlanırız dedik ve eğlendik.  En azından ben güzel vakit geçirdim,  gecesi kötü geçenler oldu aramızda.  
Ben o detaylara girmeden aldığım kitaplara değineceğim.  
Fuarı çok gezemedim. Sadece belli yayınevlerine gidip istediğim kitaplara baktım.   


İki yayınevi, 4 kitapla şimdilik idare edeceğim.

Ibn Arabi'yi uzun zaman önce defterime not almışım ama yayınevini not almamışım. Aldıktan sonra içime kurt düştü, beğenir miyim diye. 

Modern Dünyanın Bunalımı Türkçeye yeni çevrilen bir yıllık kitap. Adını ilk duyduğumda beri merak ediyordum. Umarım beğenirim.

Ali Ural sevdiğim bir yazardır. Evde bir kitabı var ara ara açık okuduğum. Bu kitabı da oyle yapacağım ara ara okuyup tadında bırakacağım.  

Mutlu Prens hakkinda bilgim yok.  Otobiyografik roman okurken oradan bir karektere atıf yapılıyordu,  sırf karekteri merak ettiğimde aldım.  

En kısa zamanda hepsini okumak istiyorum diyeceğim ama okuyamadığımı geçmiş verileri gösteriyor :)
Geçen seneki 4 kitabın üçünü okudum. Bunlarında üçünü seneye kadar okusam yeter :)
 Bu arada insan yayınları çok şirin çep boy kitap yapmış.  Hepsi okuduğum kitaplar olduğu için ben almadım.  
Bir göz atın efendim.

1 Haziran 2017 Perşembe

Gariplerin Kitabı - Ian Dallas

Gariplerin kitabı!
 Ne düşünmeliyim, ne yazmalıyım ya da nereden başlamalıyım. 
Hayal ettiğim gibi çıkmadı.  Sahi ne hayal etmiştim.  Aslında bir şey hayal etmedim. Yinede beklentim bu değildi.   


Kitap gayet güzel gizemli başlıyor. 
Bir kitap var onun peşinden arayacak tarayacak, bol bol düşünecek varlığın sırrına ermeye çalışacak en sonda  hidayete erecekti. 
Olmadı,  başladığı gibi bitmedi.
Kahramanımız doğrudan müslüman oldu ve bir tatikat girdi. Tarikatta geçirdiği zamanları  günlük rapor sunar gibi aktarmış oldu.
Hemencecik de bitti kitap. 
Ne olduğunu anlamadan başladı ve bitti.


İslamı yeni tanımaya başlayan biri için tamam güzel bir kitap ama benim gibi konusunda pek çok kitap okumuş ve pek çok kişi ile tanışmış biri için yeni değil. 
Neyse efendim kitabın kendisinden bahsedeyim. Kitap köy kitaplığından amcamın ya da babamın.  

İklim yayınları 1987  ilk basım. Ismet Özel çevirisi.  Ismet Özel de okuyamadım gitti.  Her seferimde elime alıyorum tek paragraf okuyup bırakıyorum,  zamanı gelmemiş diyorum. Bir ara nasip olacak bende kitabi bitireceğim inşallah.  
Evde yer olmadığı için kitaplıkları çıkarmayı düşünüyoruz.  Kitapları okuyup köye göndereceğim.  

Diğer köy kitaplığı kitaplarım;

Üç müslüman bilge  - Seyyid Hüseyin Nars

Köy kitaplığında devam edeyim istedim. Daha önce başlayıpta bitirmediğim bir kitaba tekrar başladım,  tekrar bıraktım :(

Zamanı gelmemiş demek ki.

30 Mayıs 2017 Salı

Iskender Pala - Kırk Güzeller Çeşmesi

Yazarın dilini sevsemde her zaman okunmuyor. Ara verdim diye mi bilinmez dili çok ağır geldi. Her zaman kitap üzerine not alırım bu kitapta alamadım.  Belkide sınırlı zamanlarda elime aldım diyedir okurken zevk almak yerine okusamda bitse dedim.


Okurken "yazar ne güzel yazmış" desemde bir sonraki parça da Allahım iki sayfalık bir yazı bu kadar mı ağır ilerler demek zorunda kaldım.  
Neymiş bazı kitapları bitirmek için değil ara ara zevk almak için okuyacakmışız.

Kitaba değinsem mi bilemedim. 

Peygamber efendimizin "her kim benim hadislerimden kırk tanesi belleyip başkalarına da öğretirse, kıyamet gününde Allah onu bilginler ve fakihler arasında diriltsin" desturundan yola çıkılarak yazılmış 40 adet öğüt. 
Öğüt ama anlayabilene,  benim gibi dili ağır bulanlara değil. 
Siz benim gibi yapmayın sakin sakin okuyun efendim.


Beyoğlu sahaflardan okunan bir kitap daha, benden bu kadar efendim. Allahak emanet olun,  hayırlı ramazanlar.

23 Mayıs 2017 Salı

HAVADAN SUDAN # 4


22 Mayıs 2017


Söze nereden başlasam bilemedim.

Hayatımızın her aşaması bir telefon tuşuna bakıyormuş.
Sabah kalıyoruz ilk iş geceden kurulan saati kapatmak oluyor,  ardından hava durumu. Araba kullanan, ofiste çalışan kişi hava durumuna bakar mı bilmem ama 
açık alanda çalışınca mecbur bakıyor insan.

Mesajlar, mailler,  herşey tek telefonda. Tek telefonda elinizden alınınca insan her şeyin altüst olacağını sanıyor ama oluyormuş.  
Telefonumda  sorun vardı iş yoğunluğundan baktıramıyordum. İş telefonu ile idare edip gidiyordum. İşten ayrılınca vaktim bana kaldı. Telefonu servise verdim. Şirket bilgisayarınıda iade ettim, kaldım mı tablete. Evin sınırsız olması gereken interneti de sınırlı zamanlarda çalışınca netten bayağı uzak kaldım. 

Döndüm inşallah, bakalım kimler neler yapmış. 

 Bu arada ne zormuş tabletten yazı yazmak. Sabrımın elverdiği ölçüde bir şeyler ilave ederim artık.  

En son 7 mayısta havadan sudan yazmışım.  AÖF sınavından çıkıp kitap almışım.  Tek bir kitap bile okumadım.  AÖF sınavlarında birbirinden kötü geçti. 
Sanat Tarihinden 20 almışım mesela.
Bir başka dersten 28 !
Kendi kendimi nazar ettim galiba. Halbuki  herşeye yetebileçeğim konusunda inancım tamdı.

İş, okul, spor ve hobiler. 

Her birini teker teker bıraktım. 
Şuan evdeyim, nereden başlasam bilemiyorum.  
Baş ucumda bir kaç kitap ve dergi var. Her gün olmasada gün aşırı bir şeyler okumaya karar verdim.

Tez yazmam gerek ama bilgisayarım yok. Genel olarak bitti gibi olduğu kadarını düzenleyip hocaya göstermem gerek. Tabletten bir deneyeyim. 
Dikiş konusunda her şeyim yarım. Etek diktim, belini beğenmedim.  Söktüm ama yeniden dikmedim. İki tane de yarım yeleğim var.


23 Mayıs 2017

Bir ay önce çalıştığım projeden ayrıldım.  Daha sonrada izne ayrılan arkadaşların yerine baktım,  yeni insanlar tanıdım.  İnsanlarla uğraşmak ne zor bir kez daha gördüm.  
Her şeyi kendilerin bildiğini sananlar, yüze gülüp arkadan çekiştirenler.
Insanlardan soğuttunuz resmen.
Bu bir aylık süreçte bir yıldır yorulmadığım kadar yoruldum. İki vasıta ile gittim , geldim. Tüm günüm yollarda geçti.  
Rabbim İstanbul trafiğine girene sabir versin.

Niyetimde köyü ve Sinop ta öğretmenlik yapan kuzenimi ziyaret etmek vardı nasip olmayacak galiba.

Ramazanda evdeyim artık ne yemiş, içmişim paylaşacağım. 
"Ev Kızının Güncesi"  olarak devam edeceğim.  Tamam şaka o kadar da değil.  Sadece buzlu kahve denemeyi düşünüyorum onu paylaşırım. 

Bir heves katı meyve sıkacağı aldık, koyacak yer bulamadık kutusunda duruyor. 
Bu ramazan bütün meyve sebzeleri makinadan geçireceğim dedim de kim yıkayacak o makinayı. 
Dahası makinaya güç uygulamam gerekiyormuş.  Kendi gücümle sıkarak yapacaksam devasa makinaya yarı maaşımı verir miydim? Aklımdan geçeni kendisi yapmalı,  kendi kendini yıkamalı. 
Şaka bir yana havuç suyu yapayım dedim, üstten baskı yapmam gerekiyormuş. Yapamadım, yapacağımıda sanmıyorum. Benim gücümün yetmediği ablamlar hiç yapamaz.

Ev kızı karışmış evini toplamaya gider, dönünce herkesi ziyarete çıkacağım.
 Kalın sağlıcakla. 

9 Mayıs 2017 Salı

Sirkeci 8. Dergi Fuarı

Dergi fuarı fikri çok hoş olsa da sadece belli kesime hitap eden dergilerin olması üzücü. Gecen sene alıp ta yüzüne bakmadığım dergilere olduğu için bu sene alacağım dergilere önceden karar verip öyle gideceğim dedim ama olmadı. İstediğim dergiler mevcut değildi. 
Bende kendimi kaptırmayayım dedim ve 3-5 dergi ile eve döndüm.


Hafta içi olduğundan mı  bilinmez katılım azdı. 


Dergilerin pek çoğunu beğensem de fuara özel indirim olmadığı için sadece üç sayı aldım. Her biri 7 lira. Lütfettiler 21 liranın birini almadılar.


Aklımda yedikıta dergisi vardı. Vaktinde ocak sayısını alsam mı almasam mı kararsızlığını yaşamış, almamıştım. Fuarda alırım dedim fuara geldim, ocak sayısı kalmamış.  İyi madem başka sayı alayım dedim. 2015, 2016 mart sayılarını aldım. Otobüse binip kurcalamaya başlayınca aradığım derginin bu olmadığını görmüş oldum :)
Bu arada iki dergiye 10 TL verdim.


Normalde her standı gezmedim. Nedense burada durdum kaldım. Satıcı sakin sakin oturuyordu '' derginizi tanımıyorum '' dedim. Sağ olsun ilgilendi. Kibar bir Beyefendi dergi yazarlarındanmış. ''yeni bir dergiyiz, edebiyat mezunu bir arkadaşımız bizi 50 yaşından sonra keşfetti böyle bir yola girdik'' dediler.  
Şimdilik iki hikaye okudum. Günümüz konularına değinen hikayelerdi, pek sevemedim.  Belki ilerleyen aşamalarda beğendiğim yazarlar / hikayeler çıkar. 
Derginin son sayısını aldım  7 TL.


Derin Tarih özel sayıyı vaktinde de çok istemiştim. Hatta o dönemler biz dergiye aboneydik. Keşke özel sayıyı da talep etseydik dediğimi hatırlıyorum. 
Endülüs her zaman ilgimi çekmiştir. Avrupayı merak etmem, hiç ilgimi çekmez ama Endülüs'e gitmek isterim. 
Daha önce Roger Garaudy ' e ait Endülüs'te İslam  eserine başlamış yarım bırakmıştım. Olur da işten ayrılırsam biraz kitaptan biraz dergiden okuma yapacağım. 


Dergilere toplu bakacak olursak 7 adet dergi. Bir senede biter mi? Normalde biter ama evdeki dergi stoğunu görseniz hangi birini okuyacaksın dersiniz. 


2015 de Derin Tarihe, 2016 'da da Atlas + Atlas Tarihe abone olduk. Her dergiden bir parça okumuşumdur. Tamamı ile biten dergi üç yada dörttür. 

Geçen sene almış olduğum dergileri de okumadım


Gezi özel sayısından 30 - 40 sayfa okumuşumdur. Karabatak'ların birine başladım sevmedim. Kadem dergisinden de bir iki yazı okudum. Kitaplığa nasıl yerleştireceğim diye dert yanmışım, aynı şey bu dergiler içinde geçerli. 
Daha almak istediğim dergiler var halbuki. 


Son olarak aldığımız iki kitaptan bahsedeyim. Geçen gün ablamlarla Beyazıt Sahaflara gittik oradan iki kitap aldık. Sunay Akın ablamın, Paul Auster benim, ikisine 21 lira verdik. 

Fuarın bugün son günü. Benim gözüm Hece dergilerinde kaldı. Sizinde gözünüz kalmasın koşun alın. 



5 Mayıs 2017 Cuma

HAVADAN SUDAN # 3

Bir önceki havadan sudan yazısını 7 nisanda yazmışım.  Buna da 3 mayısta başlıyorum bakalım ne zamana bitirir de yayınlarım.

İşten ayrılacağımı yazmışım ama ayrılmadım. Ayın ortasında ayrılıyorum. Şuan için izinde olan kişilerin yerine bakıyorum.  Fasulyemiyim bir orada bir burada demiyorum. Iki günde olsa gittiğim yerlerde yeni şeyler öğreniyorum.  Deniz üstü çalışmalar hakkında zerre bilgim yoktu 10 günde pek çok şey öğrendim. Insan zihnin sınırları yokmuş onu da gördüm.

Hafta sonu AÖF ve Yüksek lisans sınavları çakışıyordu bende cumartesi AÖF sınavına girmedim.  İşten izin aldım Oğuz Hocanın son dersine yetiştim.
Pazar günü de Yüksek lisans sınavından çıkıp AÖF sınavına girdim.  AÖF de 4 dersin ikisine çalışıp birinin sadece yarısına bakmıştım. Artık olduğu kadarı ile. Fazlasını başım kaldırmıyor. Bu aralar çok sık baş ağrısı yaşıyorum.

AÖF sınavından sonra kendime kitap alayım dedim. Sirinevler de her zaman gittiğim kitapçı mekanı küçültülmüş, ilgili kişide şehir dışında idi aradığım kitapları bulamadım.  Bulduklarımı  aldım. Sadece biri sıfır diğerleri ikinci el.


  Şehir dışından arkadaşım geldi.  İki gün onunla gezdik. Geziler biraz yüzeysel oldu o ayrı dava.
Kendisini Balat gezmeye ikna edemedim. Daha önce gelişlerinde Arap Camisine gitmiştik.  Hep gitmek isteyipte gitmeye çekindiğim bir yerdi. Balatta öyle hem merak edip hemde gidemediğim bir yer. Yine nasip olmadı.

Kumaş aldım yeğenim için elbise dikeceğim.  


Kumaşları tahtakaleden metre karesi 12 TL ye aldım.  Lastik 5 TL, cıt cıtı sevmesem de alternatif yok diye 5 TL ye aldım, havesim olmadığından da kaybettim. Pomponlu bordürün metresi 1 TL. Pek şirindiler de ben abartmayayım dedim. 
Kumaş sabunu aldım, ev içinde kaybettim. Yine tükenmez kalemle çiziyorum :) 
Dağınıklık zor azizim.

Bir önceki kumaşlardan elbise dikeyim dedim.  Kalıp büyük geldi gözüme, küçülttüm gömlek vari kaldı. Artık kime olursa. Bu arada ilik kısmını pek beceremedim. Bir sonrakine tembellik etmez ilik ayağını kullanırım. 


Daha önce başladığım iki yeleği de bitiremedim. Nasıl yapmama gerekiyor bir bilsem devam edeceğimde bilmiyorum.

Kendime nazar değdirdim okuma yapamıyorum.

İşten eve gidiyorum yatıyorum. Hayat bundan ibaret. 

Siz nelerle meşgulsünüz. 




27 Nisan 2017 Perşembe

Nisan ayı bitmeden


Evden uzak iki vasıta ile işe gitmedin artıları eksileri nelerdir desem? Yolda gecen onca zaman, uykusuzluk diye başlar  sürüsüyle madde sayarız. Ben bardağın dolu tarafına bakıp yolda okunan kitaplara değineceğim. 4 adet kitap okumuşum ki beni araba tutar. Midem bulanmasa artık yıllardır okunmayan kitapları bitiririm :)

Vıctorıa - Knut Hamsun

Varlık yayınlarını çok geç keşfettim. Daha doğrusu sahaflardan eski kitaplar almayı geç keşfettim. 
Bir kere o tadı varınca da alası geliyor insanın. O niyetle hikaye kitabı aramıştım sahaflardan ama bulamamıştım. 
Adı ilgili olup ta gerçekte ilgisiz olan satıcılardan dolayıda çok kurcalayamadım, var olanlar içinden ilgimi çeken iki kitapla sahaftan dönmüştüm. 
Yazarın Açlık adlı kitabı her yerde karşımıza çıkıyor. Adı bilindik ama dili bilindik değil. En azından benim için bilindik değil. 
İnce olunca yolda izde okurum dedim. Sabah işe gidince araba / tramvay dolu oluyor kendim zor sığıyorum. Akşam ise ikisine de ilk duraktan binip oturuyorum. Midemin elverdiği ölçüde başladım bu saf kendi halinde olan aşk kitabına. Bu arada aşk kitaplarını da hiç sevmem. Asıl hikaye farklı olacak arada masumcuk bir sevda olacak ki sevebileyim.


Kitap 1969 nisan ayında basılmış. Beşinci basım benimkisi. İlk basım 1952 deymiş. 
Çeviri Behçet Necatigil'e ait. 150 sayfalık ince bir kitap.

Okurken kendimi liseli ergen gibi hissettim. Ergenlikte bile aşk  temalı kitap okula ( tamam bir tane okumuştum adını bile hatırlamıyorum ) gel yetişkinlikte oku. Allahım ben bir Bridget  Jones muyum. Aman Allah korusun, son filmi saçma bulmuştum. Rabbim bizi şaşırtmasın.
Kendi halinde saf masum bir sevgiyi oku gel burada cıvık cıvık benzetme yap olacak şey değil.
Çık cık cık kınadım kendimi.
:)

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat  - Stefan Zweig 

Yazarın okuduğum 4. kitabı. Geç tanıdım beğendim diye pek çok kitabını indirdim. Hemen okudum mu? Hayır başka iki kitabına başladım,  beğenmedim yarım bıraktım. Sonra ince diye buna başladım. İki hikayeden oluşuyor kitap  İlki kitaba adını veren hikaye. Çok fazla bölünerek okudum diye mi bilinmez sevmedim. Bir yüreğin ölümünü  ise severek okudum. 

Alıntı - Bir Yüreğin Ölümü

Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da
her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı
yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi
anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun o küçücük cüssesiyle
çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya
çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar
başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve
kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini
savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.

Bir başkasının yüreğinin parçalanması sizi neden ilgilendirsin ki... önemli olan sizin zevk
almanız.

Gezgin - Halil Cibran

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Dilini beğensem de abartıldığı kadar güzel olmadığını söyleyebilirim. 
Kürk mantolu madonna ne çok abartılmıştı. Bende inat edip okumamıştım. Bir an beğenmeyeceğimi düşünüp başlamış çok beğenmiştim. 
Bu yazarı da öyle bekliyordum ama beklediğimi bulmadım. 
Kötü mü ? Hayır, gayet güzel bir dili var ama aynı mesele. Neden bu kadar abartılıyor. Belli başlı yazarlar okunmazsa kitap okunmamış sayılıyor ben onu anlayamıyorum. 

Yazarı yeni tanıdığımı söylesem de okuduklarım çok tanıdık. Yeni bir kitap okumuşum izlenimi vermedi. Zaten 96 sayfa yarısı da yok. Hemencecik bir günde bitti. Kitabı beğendim mi? ''Çok sanatsaldı beni aştı'' diyeceğim. Hiç bir sonuca bağlanmayan hikayelerden bir ders çıkarmam gerekiyordur herhalde ama olmadı. Ben o mesajı çoğu yazılarda alamadım :(


Bu kitapla birlikte sahaflardan alınmış kitaplardan 8. kitapta bitmiş oldu. 7 adet kitap kaldı, benden beklenmeyecek performans oldu. 

Birde dergi fuarından aldığım dergileri yarılasam ne güzel olur. Sadece gezi saysını biraz okudum. 

Yeni kitap olarak Daha önce başladığım İskender Pala'nın kırk Güzelller çeşmesini cantama attım. Araba beklerken bir iki deneme okurum. Onun dışında   Angele'nin küllerine başladım. İkisini birlikte okuyamam gibi bakacağız artık. 
Sınavlara gelince bir ara hevesle başlamış çalışmıştım. Sonra zevk için okuduğum bölümü kendime ödev bilip yük yaptığımı fark ettim bıraktım. Zevk ala ala okuyacağım ( bu fikirden cayıp pişman olacağım ). Yüksek lisansdan hoca çıkmış soruları soracakmış. Bir kere çözdüm. Yapamadıklarımı bir kağıda yazdım sınavdan önce 20 adet yapamadığım soruya bakar girerim. Şuan için 80 - 85 alırım. 

Şimdilik benden bu kadar. Allah'a emanet olun. 


25 Nisan 2017 Salı

Yaban Kızlar - Ursula K. Le Guin

Yazarın adını blog aleminde çokça duydum.
Düşünüyorum da çevremde kitap okuyan insan yok gibi bir şey. Tüm dünyam blog olmuş. Ne tavsiye edilirse denemek istiyorum. Yazarda bunlardan biri.
Ne çok övüldü, ne çok.

Kötü kitap mı ki böyle dedim? Hayır kötü değil. Çok çok da güzel değil.
Kısacık bir roman. Roman mı dedim? Uzun hikaye diyelim. Hemencecik bitiyor. Ben yazarın kim olduğunu ne tarz yazdığını bilmediğim için nerede geçiyor, kim bu kök insanlar, toprak insanlar sorusuna başta cevap veremedim.  İdeal devlet temalı bir başka kitap mı dedim, değilmiş.


Uzun hikayenin sonunda bir iki şiir ( neden şiir sevmediğimin ispatı olan şiirlerden ) ve kitaplar üzerine notlar ( okurken uyanık kalmak )  ve  röportaj  var.
Her şeyden bir parça fikri çok hoş ve fikirlere katılıyor olsam da dili sevmedim. Bir kafede oturulmuş ta sohbet edilmiş. O sohbette temize çekilmeden öylecene kitaba basılmış havası var.

Hikayeden bağımsız olarak okurken uyanık kalmak yazsını okusam beğenirdim ama hikayenin ardından yüzeysel kaldığı için olmamış diyorum. 

 Alıntı

Modh tiz ağlamayı gece duymuştu; boşluktan geliyordu. Ne doldurabilirdi o boşluğu? Ne yetebilirdi doldurmaya?

Yaban kızlara Kent’te nasıl yaşanacağını öğretme işini Nata üstlendi ve görevini içtenlikle yaptı. Kuralları öğretti. Neye inanıldığını öğretti. Kurallar adalet içermediğinden adaleti öğretmedi. İnanılana şahsen inanmasa bile inananlarla nasıl  yaşanabileceğini gösterdi.

İşin doğrusu, tarihte zaten hiçbir zaman çok fazla sayıda insan kitap okumamıştır. E, ne demeye şimdi okuduklarını veya okumak zorunda olduklarını düşünelim?

Bir kere, çok, çok uzun dönemler boyunca insanların çoğu okumayı hiç bilmedi. Okuryazarlık alt sınıflarda, sıradan insanlar ya da kadınlar arasında teşvik edilmezdi. Okumak sadece güç sahibiyle güçten yoksun arasındaki ayrımın bir işareti değil, gücün ta kendisiydi. Okuma zevkiyse söz konusu bile değildi.

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler ama söylediği o zaman öyle farklı gelir ki yepyeni bir kitap okuyormuşsunuz gibi gelir.




21 Nisan 2017 Cuma

Alamut Kalesi - Tiyatro

Alamut kalesi ve Hasan Sabbah kimin ilgisini çekmiyor ki?
 Nasıl bir güç, nasıl bir kafa yapısı insanı buna zorlar. 
Nasıl bir düşüncedir ki insanın inandığı değerleri aslında bir hiç olduğunu belli etmeden ölümüne kabul ettirir. 
Takdir etmesem de hayran olmadan edemiyor insan. 
Neyse efendim konu ile alakalı yıllar önce Wladımır Bartol'un kitabını okumuştum. Müslüman bir yazardan da okumak isterim ama rast gelmedim. Daha doğrusu bildiğim yazarlardan yok, var olanları da pek duyduğum yazarlar değil.  Hassas bir konu diye mi yoksa su yüzüne çıkmayan yanları hala mevcut diye mi bilinmez bildik tarihçilerden  pek kitap yok. Varda ben mi bilmiyorum yoksa?


Neyse efendim tiyatro Kültür A.Ş. bünyesinde  uzun zamandır var. Bir türlü nasip olmadı gidemedim. En son Ali Emiri Kültür Merkzinden oynanacağını duyunca kaçmaz dedik ve Menekşe abla ile gittik. 

Tiyatral Sanat Akademisi Vakfı tarafından sahnelenen  oyunda benim tanıdığım tek kişi Hasan Sabbah rolünde Atilla Olgaç vardı. Kurtlar Vadisinde meşhur olduktan sonra yapmış olduğu gereksiz konuşmalardan bir antipati vardı kendisine karşı. 

Giderken biraz şüphe ile gittim. 
 Koca kale, onca entrika nasıl aktarılır diye. Gayette güzel aktarıldı. 
Ben oyunu beğendim. 


Kostümler,  sahne tasarımı güzeldi. Konuyu bilmeyenler için sonu havada kalmış olabilir. Daha doğrusu insanlık var oldukça bu fikir ve benzerleri  hep var olacak mesajı var. 

Toprağın üstünde adalet yok. 

Rabbim bizi bu tarz insanlardan korusun. Bizi doğru yoldan şaşırtmasın. 


Benden bu kadar, esen akılın. 

Görseller alıntı ama linkleri unuttum :(