12 Ağustos 2017 Cumartesi

Tebdil-i Mekan

Tebdil-i mekanda ferahlık vardır diyen büyüklerimiz hangi şartlarda bu cümleyi kurmuştur bilinmez ama haklılık payına herkes katılır.
İşten ayrıldım köye geldim.
Çok  mu ani bir giriş oldu acaba? Anlatacak o kadar çok şey var ki hangisinden başlasam bilemedim. 
Ortam ve ekip iyi olsada idarecilerin iş anlayışı benim iş anlayışımla örtüşmediği için işten ayrıldım diye özetliyorum :)
Köye geldim. Berbat bir pegasus yolculuğundan sonra eve vardım. Uzun süre ağlayan zırlayan çocuk  görmek istemiyorum. Tüm yol boyunca 5 - 10 çocuk hiç susmadan ağladı.


 Gezme tozma işine girişmedik. Fındık topluyoruz. 
Net yok, bol bol kitap okuyorum demek istiyorum ama diyemiyorum. Az az kitap okuyorum. Gelirken çok kitap da getirmedim. 


Tek kitap üç dergi. Yeterli olur. 
Bayrama dönüyorum. 
O vakte kadar anın tadını çıkarmak istiyorum.
Bakalım beni neler bekliyor. 



16 Temmuz 2017 Pazar

Sevgili Günlük

Ilköğretim çağında olsam " okula gittim, tarih dersi vardı. İki kere parmak kaldırdım ama hoca beni görmedi" cümlesi ile başlar öğlen ne yediğimden Ayşe nin ne dediğinde,  Fatma nın ne cevap verdiğine kadar bahsederdim. 
Neyse ki  büyüdük. Ahmet'in Mehmet'in, Ayşe'nin Fatma'nın neler bahsettiğine değinmeyeceğim. Anlatacak pek çok şeyim var ama hangisinden başlasam karar veremiyorum.

Okuduğum 3 adet kitaptan mı bahsetsem.

Oscar Wilde den Mutlu Prens,
Dünya edebiyatından Öç Öyküleri,
Kerime Nadir den Samanyolu
Herbiri birbirinden farklı üç kitap okuyunuz.

Bir türlü bitmeyen tezim var mesela ondan bahsadeyim. 
31 mayısta hocaya göndermişim. Olumsuz bir şey olursa evde olduğum süre zarfında düzeltilirim diye kafamda kurmuşum, kurduğumla kalmışım.  37 gün üstüne tam işe başlayınca olmamış cevabı almışım.  Sahi işe başladığımı söylemiş miydim. Tam kafamda kurduğum gibi. Ramazanda çalışmayacağım, rahat bir ramazan gecirip ardından işe başlayacağım diye. 
Kafamdan bazı şeyleri eksik kurmuşum o ayrı dava. 
 Güzel bir iş dilememişim!


Babam anjiyo olmuş ama biz yanında olamamışşız mesela. Değmeyecek insanların yanında ekmek derdine düşmüşüz. Yenecek ekmeğimiz yokmuş gibi !

Günler böyle geçiyor, nereden tutsam anlatsam bilemiyorum.
 En iyisi ben burada bitireyim. Güzel bir anı olunca gelirim.
Allaha emanet ol günlük. 



1 Temmuz 2017 Cumartesi

Günler geçip giderken # 2

Geçen sene ramazan sonrası böyle bir başlık atmışım. Yaşlılıktan dem vurmuşum. Bu sefer neden şikayet edeceğim bakalım.
Aslında bir şeyden şikayeti yok. Beklentim yok galiba. Bir ayı geçecek neredeyse,  evdeyim. Bu zaman zarfında sıkılmam gerek, daha doğrusu çabuk sıkılırım ama sıkılmadım. Geçen sene ramazanda çok zorlanmıştım. Bu yıl çalışmayacağım dedim ve çalışmadım.  Genel olarak sahura kadar sokakta oturan komşularımdan rahatsız olsamda çok rahat bir ramazan geçirdim.
Bol bol uyudum, az biraz okudum, kendimce dikiş öğrenmeye çalıştım.  Bu zaman zarfında bir iki defa trafiğe girdim ve kalabalıktan nefret ettiğimi hatırladım.  Hatırladıkcada hayatımı oda sınırlarına hapsettim.
Monoton geçen hayatıma biraz hareket katmalıyım ama havalar çok sıcak.

Evdeki ilk günlerinde kuzenim vardı.  Kendisi Yeşilçam izlemiyormuş. Nasıl yani!
Bir bahene ile Yeşilçam izledim. Türkan Şoray'ın estetiksiz halinde çekilmiş filmine kadar gittim :)

Sonra Ramazan geldi ve geçti. 


Ramazandan sonra İğneada ya tatile gittik.  Sakin ve güzeldi. Geçen seneki tatilden sonra çok çok güzel ve rahatlatıcı geldi tatil. Tatilin tek kusuru metro turizm ile gitmek oldu. Arabada midesi bulanan biri olarak bindiğim gibi uyudum. Gözümü nerede açtım hatırlamıyorum, hatırladığım tek şey otobüsün minibüse dönmesi idi. Tıklım tıklım herkes ayakta " arkaya doğru ilerleyin" nidaları dillerde şarkı olmuş. 


Ara ara çalışan klima ve bozulan araba. Araba bozuldu bir açıklama yapılmadı kendilerince tamire giriştiler. Bir saat sonra servis geldi, kapasitesi yolcu kapasitesinin çok çok altında. Neye göre kimler ilk gidecek bir düzenleme yok. Servisi gören çekirge sürüsü arabayı doldurunca biz kendimizi yormadık ikinci arabayı bekledik. Neyseki ikinci araba gecikmedi. Valizlerle dip dibe bir saat yolculuktan sonra İğneada vardık.


Halkın içine çok karışmadık.


Pansiyon denizin yanında idi, pansiyon deniz market üçlüsünde günlerimizi geçirdik. 



Dönüş yolunda araba bozulmasa da tıklım tıklım muhabbeti orada da geçerli idi.
Berbat bir yolculuk güzel bir tatilin nazar boncuğu misali hafızamalarımıza asılı kaldı.

Tatilden döndük valizler döküldü yıkandı, ütülendi. 

Monoton hayata dönüş yapıldı.  Dikiş mi diksem, bitiremediğim etamin masa örtüsüne mi devam edeyim? En iyisi kahvaltı hazırlayıp akışına bırakmak. 
Kalın sağlıcakla. 

19 Haziran 2017 Pazartesi

Ali Ural - Satranç Oynayan Derviş

Yazarı ilk nasıl tanıdım hatırlamıyorum. İlk okuduğum kitabıda hatırlamıyorum. Makyaj yapan ölüler ya da körün parmak uçları olabilir. İki kitabın adı da ilginçmiş yazarın tarzı gibi.


  Yazarın dilini seviyorum. Uzun zaman önce satılık ölümü okuyup bir süre etkisinden çıkamamıştım.
Yazarı ne kadar beğenirsem beğeneyim üst üste bir kaç yazısını okuyamıyorum o ayrı dava. Evde ara ara okuduğum tek kelimelik sözlük varken satranç oynayan derviş'e başladım ve severek bir çırpıda okudum. 

Yazarı henüz okumadıysanız posta kutusundaki mızıka ile başlangıç yapabilirsiniz. 


Alıntılar

Gördü.  Tehlikesini gördü görülmenin. Ölmeye başlıyordu övgüden hoşlanınca ruh.

Dil eşikte yatan bir arslan da olabilirdi, yularından çekilen bir deve de. Söz kara yere mavi gökten inmişti. İnmişti te karışmıştı toprağa taşa.  
Sözü çok söyleme, sırasında ve az söyle; binlerce söz düğümünü bu bir sözde çöz! 

Gittiğim her yerde hep tanrılar rastladım; kul olmaya bir türlü razı olmayan insanlara. 

Özgürlük Tanrı'nın bir armağanıdır.  Her insan akıldan yararlanmaya başlar başlamaz,  özgürlükten de yararlanmaya hak kazanır. 

Bende bu kadar, Allaha emanet olun. 

3 Haziran 2017 Cumartesi

Beyazıt Kitap Fuarı

Bir ramazan geleneği olarak Beyazıt +Süleymaniye de iftar olmazsa olmazımız. Bu sene bu geleneği biraz değiştirdik ve kurufasulyeciye gitmek yerine mantıcıya gittik. Gittikte ne oldu tabağımızdan çıkmaması gerek çıktı.  Tabağı değiştirin dedik Suriyeli personel bizi anlamadığı için değiştirmedi.  Mantı yiyen arkadaşlar mantıyı da beğenmedi.  
Arkadaş ortamı olunca her duruma katlanırız dedik ve eğlendik.  En azından ben güzel vakit geçirdim,  gecesi kötü geçenler oldu aramızda.  
Ben o detaylara girmeden aldığım kitaplara değineceğim.  
Fuarı çok gezemedim. Sadece belli yayınevlerine gidip istediğim kitaplara baktım.   


İki yayınevi, 4 kitapla şimdilik idare edeceğim.

Ibn Arabi'yi uzun zaman önce defterime not almışım ama yayınevini not almamışım. Aldıktan sonra içime kurt düştü, beğenir miyim diye. 

Modern Dünyanın Bunalımı Türkçeye yeni çevrilen bir yıllık kitap. Adını ilk duyduğumda beri merak ediyordum. Umarım beğenirim.

Ali Ural sevdiğim bir yazardır. Evde bir kitabı var ara ara açık okuduğum. Bu kitabı da oyle yapacağım ara ara okuyup tadında bırakacağım.  

Mutlu Prens hakkinda bilgim yok.  Otobiyografik roman okurken oradan bir karektere atıf yapılıyordu,  sırf karekteri merak ettiğimde aldım.  

En kısa zamanda hepsini okumak istiyorum diyeceğim ama okuyamadığımı geçmiş verileri gösteriyor :)
Geçen seneki 4 kitabın üçünü okudum. Bunlarında üçünü seneye kadar okusam yeter :)
 Bu arada insan yayınları çok şirin çep boy kitap yapmış.  Hepsi okuduğum kitaplar olduğu için ben almadım.  
Bir göz atın efendim.

1 Haziran 2017 Perşembe

Gariplerin Kitabı - Ian Dallas

Gariplerin kitabı!
 Ne düşünmeliyim, ne yazmalıyım ya da nereden başlamalıyım. 
Hayal ettiğim gibi çıkmadı.  Sahi ne hayal etmiştim.  Aslında bir şey hayal etmedim. Yinede beklentim bu değildi.   


Kitap gayet güzel gizemli başlıyor. 
Bir kitap var onun peşinden arayacak tarayacak, bol bol düşünecek varlığın sırrına ermeye çalışacak en sonda  hidayete erecekti. 
Olmadı,  başladığı gibi bitmedi.
Kahramanımız doğrudan müslüman oldu ve bir tatikat girdi. Tarikatta geçirdiği zamanları  günlük rapor sunar gibi aktarmış oldu.
Hemencecik de bitti kitap. 
Ne olduğunu anlamadan başladı ve bitti.


İslamı yeni tanımaya başlayan biri için tamam güzel bir kitap ama benim gibi konusunda pek çok kitap okumuş ve pek çok kişi ile tanışmış biri için yeni değil. 
Neyse efendim kitabın kendisinden bahsedeyim. Kitap köy kitaplığından amcamın ya da babamın.  

İklim yayınları 1987  ilk basım. Ismet Özel çevirisi.  Ismet Özel de okuyamadım gitti.  Her seferimde elime alıyorum tek paragraf okuyup bırakıyorum,  zamanı gelmemiş diyorum. Bir ara nasip olacak bende kitabi bitireceğim inşallah.  
Evde yer olmadığı için kitaplıkları çıkarmayı düşünüyoruz.  Kitapları okuyup köye göndereceğim.  

Diğer köy kitaplığı kitaplarım;

Üç müslüman bilge  - Seyyid Hüseyin Nars

Köy kitaplığında devam edeyim istedim. Daha önce başlayıpta bitirmediğim bir kitaba tekrar başladım,  tekrar bıraktım :(

Zamanı gelmemiş demek ki.

30 Mayıs 2017 Salı

Iskender Pala - Kırk Güzeller Çeşmesi

Yazarın dilini sevsemde her zaman okunmuyor. Ara verdim diye mi bilinmez dili çok ağır geldi. Her zaman kitap üzerine not alırım bu kitapta alamadım.  Belkide sınırlı zamanlarda elime aldım diyedir okurken zevk almak yerine okusamda bitse dedim.


Okurken "yazar ne güzel yazmış" desemde bir sonraki parça da Allahım iki sayfalık bir yazı bu kadar mı ağır ilerler demek zorunda kaldım.  
Neymiş bazı kitapları bitirmek için değil ara ara zevk almak için okuyacakmışız.

Kitaba değinsem mi bilemedim. 

Peygamber efendimizin "her kim benim hadislerimden kırk tanesi belleyip başkalarına da öğretirse, kıyamet gününde Allah onu bilginler ve fakihler arasında diriltsin" desturundan yola çıkılarak yazılmış 40 adet öğüt. 
Öğüt ama anlayabilene,  benim gibi dili ağır bulanlara değil. 
Siz benim gibi yapmayın sakin sakin okuyun efendim.


Beyoğlu sahaflardan okunan bir kitap daha, benden bu kadar efendim. Allahak emanet olun,  hayırlı ramazanlar.

23 Mayıs 2017 Salı

HAVADAN SUDAN # 4


22 Mayıs 2017


Söze nereden başlasam bilemedim.

Hayatımızın her aşaması bir telefon tuşuna bakıyormuş.
Sabah kalıyoruz ilk iş geceden kurulan saati kapatmak oluyor,  ardından hava durumu. Araba kullanan, ofiste çalışan kişi hava durumuna bakar mı bilmem ama 
açık alanda çalışınca mecbur bakıyor insan.

Mesajlar, mailler,  herşey tek telefonda. Tek telefonda elinizden alınınca insan her şeyin altüst olacağını sanıyor ama oluyormuş.  
Telefonumda  sorun vardı iş yoğunluğundan baktıramıyordum. İş telefonu ile idare edip gidiyordum. İşten ayrılınca vaktim bana kaldı. Telefonu servise verdim. Şirket bilgisayarınıda iade ettim, kaldım mı tablete. Evin sınırsız olması gereken interneti de sınırlı zamanlarda çalışınca netten bayağı uzak kaldım. 

Döndüm inşallah, bakalım kimler neler yapmış. 

 Bu arada ne zormuş tabletten yazı yazmak. Sabrımın elverdiği ölçüde bir şeyler ilave ederim artık.  

En son 7 mayısta havadan sudan yazmışım.  AÖF sınavından çıkıp kitap almışım.  Tek bir kitap bile okumadım.  AÖF sınavlarında birbirinden kötü geçti. 
Sanat Tarihinden 20 almışım mesela.
Bir başka dersten 28 !
Kendi kendimi nazar ettim galiba. Halbuki  herşeye yetebileçeğim konusunda inancım tamdı.

İş, okul, spor ve hobiler. 

Her birini teker teker bıraktım. 
Şuan evdeyim, nereden başlasam bilemiyorum.  
Baş ucumda bir kaç kitap ve dergi var. Her gün olmasada gün aşırı bir şeyler okumaya karar verdim.

Tez yazmam gerek ama bilgisayarım yok. Genel olarak bitti gibi olduğu kadarını düzenleyip hocaya göstermem gerek. Tabletten bir deneyeyim. 
Dikiş konusunda her şeyim yarım. Etek diktim, belini beğenmedim.  Söktüm ama yeniden dikmedim. İki tane de yarım yeleğim var.


23 Mayıs 2017

Bir ay önce çalıştığım projeden ayrıldım.  Daha sonrada izne ayrılan arkadaşların yerine baktım,  yeni insanlar tanıdım.  İnsanlarla uğraşmak ne zor bir kez daha gördüm.  
Her şeyi kendilerin bildiğini sananlar, yüze gülüp arkadan çekiştirenler.
Insanlardan soğuttunuz resmen.
Bu bir aylık süreçte bir yıldır yorulmadığım kadar yoruldum. İki vasıta ile gittim , geldim. Tüm günüm yollarda geçti.  
Rabbim İstanbul trafiğine girene sabir versin.

Niyetimde köyü ve Sinop ta öğretmenlik yapan kuzenimi ziyaret etmek vardı nasip olmayacak galiba.

Ramazanda evdeyim artık ne yemiş, içmişim paylaşacağım. 
"Ev Kızının Güncesi"  olarak devam edeceğim.  Tamam şaka o kadar da değil.  Sadece buzlu kahve denemeyi düşünüyorum onu paylaşırım. 

Bir heves katı meyve sıkacağı aldık, koyacak yer bulamadık kutusunda duruyor. 
Bu ramazan bütün meyve sebzeleri makinadan geçireceğim dedim de kim yıkayacak o makinayı. 
Dahası makinaya güç uygulamam gerekiyormuş.  Kendi gücümle sıkarak yapacaksam devasa makinaya yarı maaşımı verir miydim? Aklımdan geçeni kendisi yapmalı,  kendi kendini yıkamalı. 
Şaka bir yana havuç suyu yapayım dedim, üstten baskı yapmam gerekiyormuş. Yapamadım, yapacağımıda sanmıyorum. Benim gücümün yetmediği ablamlar hiç yapamaz.

Ev kızı karışmış evini toplamaya gider, dönünce herkesi ziyarete çıkacağım.
 Kalın sağlıcakla. 

9 Mayıs 2017 Salı

Sirkeci 8. Dergi Fuarı

Dergi fuarı fikri çok hoş olsa da sadece belli kesime hitap eden dergilerin olması üzücü. Gecen sene alıp ta yüzüne bakmadığım dergilere olduğu için bu sene alacağım dergilere önceden karar verip öyle gideceğim dedim ama olmadı. İstediğim dergiler mevcut değildi. 
Bende kendimi kaptırmayayım dedim ve 3-5 dergi ile eve döndüm.


Hafta içi olduğundan mı  bilinmez katılım azdı. 


Dergilerin pek çoğunu beğensem de fuara özel indirim olmadığı için sadece üç sayı aldım. Her biri 7 lira. Lütfettiler 21 liranın birini almadılar.


Aklımda yedikıta dergisi vardı. Vaktinde ocak sayısını alsam mı almasam mı kararsızlığını yaşamış, almamıştım. Fuarda alırım dedim fuara geldim, ocak sayısı kalmamış.  İyi madem başka sayı alayım dedim. 2015, 2016 mart sayılarını aldım. Otobüse binip kurcalamaya başlayınca aradığım derginin bu olmadığını görmüş oldum :)
Bu arada iki dergiye 10 TL verdim.


Normalde her standı gezmedim. Nedense burada durdum kaldım. Satıcı sakin sakin oturuyordu '' derginizi tanımıyorum '' dedim. Sağ olsun ilgilendi. Kibar bir Beyefendi dergi yazarlarındanmış. ''yeni bir dergiyiz, edebiyat mezunu bir arkadaşımız bizi 50 yaşından sonra keşfetti böyle bir yola girdik'' dediler.  
Şimdilik iki hikaye okudum. Günümüz konularına değinen hikayelerdi, pek sevemedim.  Belki ilerleyen aşamalarda beğendiğim yazarlar / hikayeler çıkar. 
Derginin son sayısını aldım  7 TL.


Derin Tarih özel sayıyı vaktinde de çok istemiştim. Hatta o dönemler biz dergiye aboneydik. Keşke özel sayıyı da talep etseydik dediğimi hatırlıyorum. 
Endülüs her zaman ilgimi çekmiştir. Avrupayı merak etmem, hiç ilgimi çekmez ama Endülüs'e gitmek isterim. 
Daha önce Roger Garaudy ' e ait Endülüs'te İslam  eserine başlamış yarım bırakmıştım. Olur da işten ayrılırsam biraz kitaptan biraz dergiden okuma yapacağım. 


Dergilere toplu bakacak olursak 7 adet dergi. Bir senede biter mi? Normalde biter ama evdeki dergi stoğunu görseniz hangi birini okuyacaksın dersiniz. 


2015 de Derin Tarihe, 2016 'da da Atlas + Atlas Tarihe abone olduk. Her dergiden bir parça okumuşumdur. Tamamı ile biten dergi üç yada dörttür. 

Geçen sene almış olduğum dergileri de okumadım


Gezi özel sayısından 30 - 40 sayfa okumuşumdur. Karabatak'ların birine başladım sevmedim. Kadem dergisinden de bir iki yazı okudum. Kitaplığa nasıl yerleştireceğim diye dert yanmışım, aynı şey bu dergiler içinde geçerli. 
Daha almak istediğim dergiler var halbuki. 


Son olarak aldığımız iki kitaptan bahsedeyim. Geçen gün ablamlarla Beyazıt Sahaflara gittik oradan iki kitap aldık. Sunay Akın ablamın, Paul Auster benim, ikisine 21 lira verdik. 

Fuarın bugün son günü. Benim gözüm Hece dergilerinde kaldı. Sizinde gözünüz kalmasın koşun alın. 



5 Mayıs 2017 Cuma

HAVADAN SUDAN # 3

Bir önceki havadan sudan yazısını 7 nisanda yazmışım.  Buna da 3 mayısta başlıyorum bakalım ne zamana bitirir de yayınlarım.

İşten ayrılacağımı yazmışım ama ayrılmadım. Ayın ortasında ayrılıyorum. Şuan için izinde olan kişilerin yerine bakıyorum.  Fasulyemiyim bir orada bir burada demiyorum. Iki günde olsa gittiğim yerlerde yeni şeyler öğreniyorum.  Deniz üstü çalışmalar hakkında zerre bilgim yoktu 10 günde pek çok şey öğrendim. Insan zihnin sınırları yokmuş onu da gördüm.

Hafta sonu AÖF ve Yüksek lisans sınavları çakışıyordu bende cumartesi AÖF sınavına girmedim.  İşten izin aldım Oğuz Hocanın son dersine yetiştim.
Pazar günü de Yüksek lisans sınavından çıkıp AÖF sınavına girdim.  AÖF de 4 dersin ikisine çalışıp birinin sadece yarısına bakmıştım. Artık olduğu kadarı ile. Fazlasını başım kaldırmıyor. Bu aralar çok sık baş ağrısı yaşıyorum.

AÖF sınavından sonra kendime kitap alayım dedim. Sirinevler de her zaman gittiğim kitapçı mekanı küçültülmüş, ilgili kişide şehir dışında idi aradığım kitapları bulamadım.  Bulduklarımı  aldım. Sadece biri sıfır diğerleri ikinci el.


  Şehir dışından arkadaşım geldi.  İki gün onunla gezdik. Geziler biraz yüzeysel oldu o ayrı dava.
Kendisini Balat gezmeye ikna edemedim. Daha önce gelişlerinde Arap Camisine gitmiştik.  Hep gitmek isteyipte gitmeye çekindiğim bir yerdi. Balatta öyle hem merak edip hemde gidemediğim bir yer. Yine nasip olmadı.

Kumaş aldım yeğenim için elbise dikeceğim.  


Kumaşları tahtakaleden metre karesi 12 TL ye aldım.  Lastik 5 TL, cıt cıtı sevmesem de alternatif yok diye 5 TL ye aldım, havesim olmadığından da kaybettim. Pomponlu bordürün metresi 1 TL. Pek şirindiler de ben abartmayayım dedim. 
Kumaş sabunu aldım, ev içinde kaybettim. Yine tükenmez kalemle çiziyorum :) 
Dağınıklık zor azizim.

Bir önceki kumaşlardan elbise dikeyim dedim.  Kalıp büyük geldi gözüme, küçülttüm gömlek vari kaldı. Artık kime olursa. Bu arada ilik kısmını pek beceremedim. Bir sonrakine tembellik etmez ilik ayağını kullanırım. 


Daha önce başladığım iki yeleği de bitiremedim. Nasıl yapmama gerekiyor bir bilsem devam edeceğimde bilmiyorum.

Kendime nazar değdirdim okuma yapamıyorum.

İşten eve gidiyorum yatıyorum. Hayat bundan ibaret. 

Siz nelerle meşgulsünüz. 




27 Nisan 2017 Perşembe

Nisan ayı bitmeden


Evden uzak iki vasıta ile işe gitmedin artıları eksileri nelerdir desem? Yolda gecen onca zaman, uykusuzluk diye başlar  sürüsüyle madde sayarız. Ben bardağın dolu tarafına bakıp yolda okunan kitaplara değineceğim. 4 adet kitap okumuşum ki beni araba tutar. Midem bulanmasa artık yıllardır okunmayan kitapları bitiririm :)

Vıctorıa - Knut Hamsun

Varlık yayınlarını çok geç keşfettim. Daha doğrusu sahaflardan eski kitaplar almayı geç keşfettim. 
Bir kere o tadı varınca da alası geliyor insanın. O niyetle hikaye kitabı aramıştım sahaflardan ama bulamamıştım. 
Adı ilgili olup ta gerçekte ilgisiz olan satıcılardan dolayıda çok kurcalayamadım, var olanlar içinden ilgimi çeken iki kitapla sahaftan dönmüştüm. 
Yazarın Açlık adlı kitabı her yerde karşımıza çıkıyor. Adı bilindik ama dili bilindik değil. En azından benim için bilindik değil. 
İnce olunca yolda izde okurum dedim. Sabah işe gidince araba / tramvay dolu oluyor kendim zor sığıyorum. Akşam ise ikisine de ilk duraktan binip oturuyorum. Midemin elverdiği ölçüde başladım bu saf kendi halinde olan aşk kitabına. Bu arada aşk kitaplarını da hiç sevmem. Asıl hikaye farklı olacak arada masumcuk bir sevda olacak ki sevebileyim.


Kitap 1969 nisan ayında basılmış. Beşinci basım benimkisi. İlk basım 1952 deymiş. 
Çeviri Behçet Necatigil'e ait. 150 sayfalık ince bir kitap.

Okurken kendimi liseli ergen gibi hissettim. Ergenlikte bile aşk  temalı kitap okula ( tamam bir tane okumuştum adını bile hatırlamıyorum ) gel yetişkinlikte oku. Allahım ben bir Bridget  Jones muyum. Aman Allah korusun, son filmi saçma bulmuştum. Rabbim bizi şaşırtmasın.
Kendi halinde saf masum bir sevgiyi oku gel burada cıvık cıvık benzetme yap olacak şey değil.
Çık cık cık kınadım kendimi.
:)

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat  - Stefan Zweig 

Yazarın okuduğum 4. kitabı. Geç tanıdım beğendim diye pek çok kitabını indirdim. Hemen okudum mu? Hayır başka iki kitabına başladım,  beğenmedim yarım bıraktım. Sonra ince diye buna başladım. İki hikayeden oluşuyor kitap  İlki kitaba adını veren hikaye. Çok fazla bölünerek okudum diye mi bilinmez sevmedim. Bir yüreğin ölümünü  ise severek okudum. 

Alıntı - Bir Yüreğin Ölümü

Bir yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için her zaman ille de kaderin güçlü bir tokadı ya da
her şeyi sert bir şekilde söküp atan bir güç gerekmez; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı
yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi
anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun o küçücük cüssesiyle
çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat bir hastalık nasıl sinsice ortaya
çıkarsa, bir insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde ve olaylar
başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce beyinde ve
kanda içten içe ilerler her zaman. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini
savunmaya başlamasıdır ve bu, çoğu zaman beyhude bir savunmadır.

Bir başkasının yüreğinin parçalanması sizi neden ilgilendirsin ki... önemli olan sizin zevk
almanız.

Gezgin - Halil Cibran

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Dilini beğensem de abartıldığı kadar güzel olmadığını söyleyebilirim. 
Kürk mantolu madonna ne çok abartılmıştı. Bende inat edip okumamıştım. Bir an beğenmeyeceğimi düşünüp başlamış çok beğenmiştim. 
Bu yazarı da öyle bekliyordum ama beklediğimi bulmadım. 
Kötü mü ? Hayır, gayet güzel bir dili var ama aynı mesele. Neden bu kadar abartılıyor. Belli başlı yazarlar okunmazsa kitap okunmamış sayılıyor ben onu anlayamıyorum. 

Yazarı yeni tanıdığımı söylesem de okuduklarım çok tanıdık. Yeni bir kitap okumuşum izlenimi vermedi. Zaten 96 sayfa yarısı da yok. Hemencecik bir günde bitti. Kitabı beğendim mi? ''Çok sanatsaldı beni aştı'' diyeceğim. Hiç bir sonuca bağlanmayan hikayelerden bir ders çıkarmam gerekiyordur herhalde ama olmadı. Ben o mesajı çoğu yazılarda alamadım :(


Bu kitapla birlikte sahaflardan alınmış kitaplardan 8. kitapta bitmiş oldu. 7 adet kitap kaldı, benden beklenmeyecek performans oldu. 

Birde dergi fuarından aldığım dergileri yarılasam ne güzel olur. Sadece gezi saysını biraz okudum. 

Yeni kitap olarak Daha önce başladığım İskender Pala'nın kırk Güzelller çeşmesini cantama attım. Araba beklerken bir iki deneme okurum. Onun dışında   Angele'nin küllerine başladım. İkisini birlikte okuyamam gibi bakacağız artık. 
Sınavlara gelince bir ara hevesle başlamış çalışmıştım. Sonra zevk için okuduğum bölümü kendime ödev bilip yük yaptığımı fark ettim bıraktım. Zevk ala ala okuyacağım ( bu fikirden cayıp pişman olacağım ). Yüksek lisansdan hoca çıkmış soruları soracakmış. Bir kere çözdüm. Yapamadıklarımı bir kağıda yazdım sınavdan önce 20 adet yapamadığım soruya bakar girerim. Şuan için 80 - 85 alırım. 

Şimdilik benden bu kadar. Allah'a emanet olun. 


25 Nisan 2017 Salı

Yaban Kızlar - Ursula K. Le Guin

Yazarın adını blog aleminde çokça duydum.
Düşünüyorum da çevremde kitap okuyan insan yok gibi bir şey. Tüm dünyam blog olmuş. Ne tavsiye edilirse denemek istiyorum. Yazarda bunlardan biri.
Ne çok övüldü, ne çok.

Kötü kitap mı ki böyle dedim? Hayır kötü değil. Çok çok da güzel değil.
Kısacık bir roman. Roman mı dedim? Uzun hikaye diyelim. Hemencecik bitiyor. Ben yazarın kim olduğunu ne tarz yazdığını bilmediğim için nerede geçiyor, kim bu kök insanlar, toprak insanlar sorusuna başta cevap veremedim.  İdeal devlet temalı bir başka kitap mı dedim, değilmiş.


Uzun hikayenin sonunda bir iki şiir ( neden şiir sevmediğimin ispatı olan şiirlerden ) ve kitaplar üzerine notlar ( okurken uyanık kalmak )  ve  röportaj  var.
Her şeyden bir parça fikri çok hoş ve fikirlere katılıyor olsam da dili sevmedim. Bir kafede oturulmuş ta sohbet edilmiş. O sohbette temize çekilmeden öylecene kitaba basılmış havası var.

Hikayeden bağımsız olarak okurken uyanık kalmak yazsını okusam beğenirdim ama hikayenin ardından yüzeysel kaldığı için olmamış diyorum. 

 Alıntı

Modh tiz ağlamayı gece duymuştu; boşluktan geliyordu. Ne doldurabilirdi o boşluğu? Ne yetebilirdi doldurmaya?

Yaban kızlara Kent’te nasıl yaşanacağını öğretme işini Nata üstlendi ve görevini içtenlikle yaptı. Kuralları öğretti. Neye inanıldığını öğretti. Kurallar adalet içermediğinden adaleti öğretmedi. İnanılana şahsen inanmasa bile inananlarla nasıl  yaşanabileceğini gösterdi.

İşin doğrusu, tarihte zaten hiçbir zaman çok fazla sayıda insan kitap okumamıştır. E, ne demeye şimdi okuduklarını veya okumak zorunda olduklarını düşünelim?

Bir kere, çok, çok uzun dönemler boyunca insanların çoğu okumayı hiç bilmedi. Okuryazarlık alt sınıflarda, sıradan insanlar ya da kadınlar arasında teşvik edilmezdi. Okumak sadece güç sahibiyle güçten yoksun arasındaki ayrımın bir işareti değil, gücün ta kendisiydi. Okuma zevkiyse söz konusu bile değildi.

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler ama söylediği o zaman öyle farklı gelir ki yepyeni bir kitap okuyormuşsunuz gibi gelir.




21 Nisan 2017 Cuma

Alamut Kalesi - Tiyatro

Alamut kalesi ve Hasan Sabbah kimin ilgisini çekmiyor ki?
 Nasıl bir güç, nasıl bir kafa yapısı insanı buna zorlar. 
Nasıl bir düşüncedir ki insanın inandığı değerleri aslında bir hiç olduğunu belli etmeden ölümüne kabul ettirir. 
Takdir etmesem de hayran olmadan edemiyor insan. 
Neyse efendim konu ile alakalı yıllar önce Wladımır Bartol'un kitabını okumuştum. Müslüman bir yazardan da okumak isterim ama rast gelmedim. Daha doğrusu bildiğim yazarlardan yok, var olanları da pek duyduğum yazarlar değil.  Hassas bir konu diye mi yoksa su yüzüne çıkmayan yanları hala mevcut diye mi bilinmez bildik tarihçilerden  pek kitap yok. Varda ben mi bilmiyorum yoksa?


Neyse efendim tiyatro Kültür A.Ş. bünyesinde  uzun zamandır var. Bir türlü nasip olmadı gidemedim. En son Ali Emiri Kültür Merkzinden oynanacağını duyunca kaçmaz dedik ve Menekşe abla ile gittik. 

Tiyatral Sanat Akademisi Vakfı tarafından sahnelenen  oyunda benim tanıdığım tek kişi Hasan Sabbah rolünde Atilla Olgaç vardı. Kurtlar Vadisinde meşhur olduktan sonra yapmış olduğu gereksiz konuşmalardan bir antipati vardı kendisine karşı. 

Giderken biraz şüphe ile gittim. 
 Koca kale, onca entrika nasıl aktarılır diye. Gayette güzel aktarıldı. 
Ben oyunu beğendim. 


Kostümler,  sahne tasarımı güzeldi. Konuyu bilmeyenler için sonu havada kalmış olabilir. Daha doğrusu insanlık var oldukça bu fikir ve benzerleri  hep var olacak mesajı var. 

Toprağın üstünde adalet yok. 

Rabbim bizi bu tarz insanlardan korusun. Bizi doğru yoldan şaşırtmasın. 


Benden bu kadar, esen akılın. 

Görseller alıntı ama linkleri unuttum :(


10 Nisan 2017 Pazartesi

Ahraz - Deniz Gezgin

Yazarı nereden duydum da aklıma yer etti bilmiyorum. Sahaflara gidince   ''Aa Ben bunu not almıştım bir yere, alayım okurum'' dedim.  Aklıma not almış olmalıyım ki defterlere baktım da bulamadım.

Neyse efendim.

Yazar çok tanıdığım bir yazar değil sadece güçlü bir kalemi olduğu ve ilerleyen aşamalarda  daha popüler olacağı yazılıp çiziliyor. 
Umarım öyle olur. Genç kadın yazarlara ihtiyaçlarımız var.
Yazarın ilk romanı imiş. Mitoslar üzerine başka kitapları da var. 
Mitos? Evet sordunuz duydum. 
İlgilenenler zaten biliyor da ben ''neden mitoslar?'' kısmına  değineceğim. 

Kendisi   Prehistorya ve Önasya bölümü mezunu. İlginç, ilgi çekici bir bölüm. 

AÖF Kültürel Miras ve Turizm okuyan biri olarak kendi yavan derslerim bile bana etkileyici geliyorsa bu bölümü okusam okula koşa koşa gider evimi mitler, heykeller ve çanak çömleklerle doldururdum.
Neyse ki konu benim çılgınlığım değil, genç yazarımızın kitabı. 
Genç diyorum da yaşlı olduğumu düşünmeyin, 4 -5 yaş küçüğüm sadece. 

Neyse efendim yazarımızın kitabı da almış olduğu eğitim kadar ilginç. 
Etkileyici bir dil sıradan olayları bile masalsı bir havaya sokuyor. 

İnsanın içinde hep var olan ve olmaya devam edecek kötülüğü, buna bağlı olarak oluşan kırgınlığı, kırgınlıklar üzerine sarılmaya çalışılan kabukları, insanların ötekileştirilmesini ve nicesini incecik kitap içerisinde bulacaksınız.

Alıntılar

Bugün bu çocuğun gözlerinden akarken yakaladığı korkuyu kocaman elleriyle ısıtmak,  eritmek, dönüştürüp ona geri vermek istiyordu.

Unutmak sağ çıkmaktır.

Hangi ev icine oyulan yersizlik duygusunu dindirebilir ki.

Savaş,  bir şarkıları öldüremiyordu, bir de anıları fakat ezgileri yakıyordu.



Kitap Beyoğlu Sahaflar Festivalinden alına kitaplardan birisiydi. Geriye 9 adet kitap kalıyor, bu sene en azından 5 tanesini daha okumak istiyorum. 
Bakalım nasip. 


7 Nisan 2017 Cuma

HAVADAN SUDAN # 2

İnsan oğlunu anlamak zor. Havadan sudan yazmaya geldim benzer temada 3 adet taslağım olduğunu gördüm. Bakalım bu süre zarfında neler değişmiş. 


Bu şarkı eşliğinde okuma yapıyoruz :)

Aralara ilave ediyorum, yazı farkından ayırt edersiniz. 

21.03.2017
Her telden yazmayı seviyorum. Sohbet havasında geçiyor. Benim sohbetlerimde daldan dal olduğu için yazılarımda daldan dala geçiyor. Ani geçişleri artık görmemezlikten gelirsiniz. 
Şimdi konuya nereden başlasam bilemedim. Karşımda biri olsa bir şey sorsa da giriş yapsam. 
Imm düşünüyorum, en son  26 şubatta havadan sudan yazmışım. Eminönü'ne gidip etamin aldığımı yazmışım. Etamin kolye yapmaya niyetlenmiştim vazgeçtim. Etamin bir iki hafta köşede kaldı. Her eline attığından çabuk sıkılan biri olmamak için kolyeden vazgeçip masa örtüsü yapmaya karara verdim. Öyle tek model bilindik bir şey olmasın dedim ve beğendiğim desenlerden karma bir çalışma yapmaya karar verdim. Henüz başlardayım, ne zaman biter. Bitene kadar benim sanrım ne olur pek emin değilim.



Gözlerim ağrıdığı için ara verdim. 

Haftada iki gün elime  etamin almaya karar verdim.  

Haftada 3 gün spor var, aksatmadan kaç ay giderim bilmiyorum.

Bir haftadır gitmiyorum. 3 günlük detoksa girdim, kendimi yormak istemediğim için spora da gitmedim. Detoks meselesine başka zaman değinirim. 

Konular yığılmasın diyede AÖF derslerine başladım. 20 ünitem var, 2 tanesi bitti. 2 üniteye de giriş yaptım. Günlük hedefim 10 sayfa.

AÖF sınavı ile yüksek lisans sınavları aynı güne denk geliyor. Büyük ihtimalle AÖF sınavlarına girmem. 16 ünitenin 6 sı bitmişti halbuki. 

Bunların dışında yazı yazmama sebep olan bir durum var; dikiş dikmek.
Geçenlerde A101'e dikiş makinası gelmişti.  Bir iki gün öncesinden heyecan yaptım, gelecek mi? kalacak mı diye. İş arasında gittim aldım ama hemen açmadım. 3  hafta annemden sakladım .


Gecen cumarteside işten izin alıp okula gittim, okul çıkışı da Bakırköy pazarına gittim. Başka zaman olsa pazarın altını üstüne getirirdim, nedense gezesim gelmedi. Direk kumaş kısmına gidip kumaş aldım. Pek çok kumaşta gözüm kalsa da aç gözlülük olmasın diye bir kaç parça ile geri döndüm. Tabi aldıklarımı ne yapacağıma karar veremediğim için yanların astar, fermuar gibi başka bir şey almadım.


Dönerken de büfeden Burda dergisi aldım. Aklımda sahaflardan gidip içini görebileceğim eski sayılara bakmak vardı ama ne zamana nasip olur bilemediğim için bulduğum dergileri aldım. Aldığıma da pişman oldum. Daha doğrusu Vintage olanı aldığıma pişman oldum.


 Neyse efendim kutuyu açmış bulunduk. Mezuralar hazırlandı, ipler takıldı ayarlarını kontrol ettik. Dikiş denemeler yapıldı. En son ablam kalın penye verdi bundan devam et diye iğne takıldı kaldı. Büyük ihtimalle iğne eğrilip içer de kaldı. Mantıken iğneyi yerinden çıkarmam gerek ama çıkmıyor. Denedim denedim olmuyor. Mecbur anneme söyledim o da çeviremedim.
İşte bunca yazıyı bir iğneyi nasıl çıkarma gerek, makinem düzelir mi gibi soruları sormak için yazdım. Yardım edin bana, ağlayasım var. Dikiş benim çocukluk hayalimdi ilk günden makine elimde kaldı.

Dikiş makinasını kardeşim tamire götürdü. İp toplamış, tek sorun oymuş. Kardeşim diyince hatırladım ki alt kısmını çıkarabiliyorduk. Neyse efendim pazar günü okul olmayınca evden çıkmadım. Uğraştım patron çıkardım. Şeklini sevdiğim penye  tişorttan örnek alarak kumaş elbise uyarlaamsı yaptım. Ömrümde böyle br şey yapmadığım için ilk etapta zorlandım. Tamam tamam ikincisinde de zorlandım. Gazete yardımıyla çabaladım bir şeyler yaptım. Sıra geldi dikme işine. Anladımki bu işler bu kadar kolay olmuyormuş. Makinayı kullanmayı beceremedim. Sürekli ip topluyor. Bir bilene danışmam lazım yada video izlemem lazım.

Neyse efendim 15 gün sonra bu yazıya devam etmeme sebep olan meseleye geleyim.

İşten ayrılıyorum. 


Tamam mayıs başında işten ayrılacak köye gidecek, ramazanı evde rahat rahat geçireceğim diye planlar yapmıştım. Evdeyken  yapılacaklar listelerini kafamda defalarca oluşturmuştum. Bunlara rağmen insan hüzünleniyor. 
11 ay boyunca iyi kötü pek çok şey yaşadım. 
Güzel bir ortam kurdum. 
İnsan evladı anlaşılması zor varlık. 
Halbuki geçen sene bu zamanlar iş ararken ''acaba iş değişikliği yapmasam mı'' dedim durdum. İş değiştirdim, fiziki şartlardan dolayı geldiğime pişman oldum. 
Arkadaş ortamı güzel olunca fiziki şartların çok da önemli olmadığını öğrendim. 
Şantiye şefi ile konuşuyoruz ''burada rahat olmayı öğrendim, küçük şeylere takılmıyorum artık '' dedim. O da bana '' Normal de de rahatsındır, büyük sorunlar olunca küçük şeyler insanın gözüne gelmez. Sende olanda odur '' dedi. Düşündüm gerçekten küçük şeyler mi abarttığım diye. 
Yine de emin olamıyorum. 

Anlatacak çok şey var aslında. Okul bitmiş de tüm arkadaşlarımı bırakıp memlekete dönüyormuşum hissi var içinde. 
Evdeyken  yapılacaklar listesi yapsam benden bir iki kişiye daha ihtiyaç olabilir.
Listemi kelem kağıda döktüm mü derseniz ? Dökmedim, dökemiyorum. Yalnızlık zor be blog, arkadaşsız kaldım yine.
Bunca lafta bunun içindi işte. 

Komşu komşunun bir silik selamına muhtaçtır. 

Selamlar  blogcanlar. 

31 Mart 2017 Cuma

Ev Dekorasyon


Şimdi bu güzel tasarımlar mektuplar ve pullarla birlikte yok olup gitsin mi? 
Değerlendirelim ama nasıl, derseniz. Benim tercihim duvar kağıdından yana olur.
Her yerin beton olduğu büyük şehirde yaşadığınızı hayal edin ( çoğumuz büyük şehirde yaşıyor ). Tüm gün beton yığınları arasında trafik çilesi çekmişsiniz.  Eve gelip dinleneceksiniz, her yer mobilya. 
Onun yerine huzur dolu bir orman, deniz yada sonsuza kadar uzanıyor hissi veren bulutlar olsa.





                        


                                     

Resimleri pinterastten aldım daha fazlası için bir göz atın. 
Yok ben manzara resmi istemiyorum diyenlere en güzel çözüm; 
dekorasyonda harita detayları kullanmak. 
Uzun yıllardır hayalini kuruyorum. 
Ne zaman nasip olur bilinmez. 




İmkanlar elverse benim tercihim eski haritalar yada minyatürlerden yana olurdu.
Sizin aklınızda olan denemek isterim yada denediğiniz ilginç dekorasyon önerileriniz var mı?