30 Aralık 2015 Çarşamba

2015 okumaları

2015'e girerken kitap defterime not almışım.  
"Sayı önemli değil önemli olan kitabın bize kattığı bilgidir." 
"Popüler kitaplardan daha ziyade bizi biz yapan kitaplar okuyacağım."
 Bu doğrultuda da kitap türü belirlemişim Şark edebiyatı,  gezi, biyografi ve mektup/anı. 
Bilirsiniz ki listeler, hedefler pek yapılmaz. Bende bir kısmını birazcık yapmışım.
2015 yılında 28 kitap bitirebilmişim. Yarım bıraktığım, devam ettiğim 4 kitap var.

Ayrıca 2015 yılında derin tarih dergisine abone idik, her sayıyı okumasamda 6-7 sayısını tamamen bitirdim.


Bu yıl Atlas +Atlas Tarih dergisine abone olalım dedik.  3 aralıkta abone olduk ama dergi gelmedi. Onca arama ve faxlardan sonra dergi yeni yılda başlayacak dediler. Yeni yılda istesek ocak ayında abone okurduk!
Derin tarih ayın ilk haftası hemen geliyordu. Atlas ne vakit gelir bilen var mı? Hoş aboneliği iptal ettirmek istiyorum.

Derginin haricinde AÖF kitaplarını (iktisat hariç) okudum bitirdim. Kimse o kitapları okumaz. Ben madem hobi niyetine okuyorum bitirmeliyim dedim ve bitirdim.


Başlıklara bakınca gayet güzel konular mevcut olsada ele alış biçimini beğenmedim.  Farklı kaynaklardan pekiştirmek istiyorum. Bu konuda belli başlı siteler ve yüzlerce kitap var. Secenek bol olunca seçmek zor oluyor. Öncelikli olarak
ArkeoAtlas 2011 özel sayısı sipariş verdim bakalım  ne vakit gelir.

Önerisi olan ( kitap, dergi, site fark etmez) varsa not alabilirim. Muzaffer Ilmiye Çığ önerisi istemiyorum o ayrı dava. Şuan için kendisine sempati duyamıyorum.


Okuduğum 28 adet kitaba gelince istatistik bilgi vermek zor olmayacak.  Türk yazar ağırlıklı okumuşum.
Saydım geldim yanlış bilgi :)
15 yabancı,  13 Türk yazar okumuşum. Iki tanecik bayan yazar okumuşum.  Demek ki 2016 da bayan yazarlara ağırlık vermeliyim.
2015 hedefim olan gezi, mektup, biyografi türünden 7 kitap okumuşum.
Yayınevleri çeşit çeşit.  İkişer adet yeditepe, Akabe ve Türkiye İş Bankası yayınlarından okumuşum. Onun dışında ilk defa kitabını okuduğum Gendaş,  Destek, İnkılab,  Akabe.
Köy Kitaplığında bol bol Akabe, İnkilab, Bir ve İnsan yayınları getirdim. İnşallah 2016 da İslâm düşünce kitabı ağırlıklı okuyacağım. Tabi geçen sene aklımın bir kenarına kazınıp okumaya fırsat bulamadığım bir iki seyehatnameyide bu sene okumak istiyorum.
Neyse efendim. 28 adet kitap için bu kadar uzatmaya gerek yok. En iyisi listeleyeyim.

Listeleme kitap ismi, yazar ismi ve yayınevi şeklinde olacak.

Sisle Gelen Yolcu,  J. C. Grange,  Doğan kitap

Habesiştanda bir mevsim,  Paol, Gendaş yayınları

Iki aşk çiçeği, Ömer Nasuhi Bilmen, semerkand

Göz gördü kalem yazdı,  Cihan Okuyucu, Sütun yayınları

Gülistan,  Sadi Şirazi, Mavi Lale

Kiyoto, Yasunari Kawabata, Nobel Sabah

Hayvan Çiftliği,  Geoarge Orwell, can

Yeni hikayeler,  varlık yayınları

Nuni yeşil oda ve ötekiler, Faik Baysal, Altın kitap

Saatleri ayarlama Enstitüsü,  Ahmet Hamdi Tanpınar,  dergah

Fahreneit 454, Ray Bradbury, ithahi

Dava, Franz Kafka, Türkiye Is Bankası

Küçük prens, Antoine de Saint Exupery, mavi bulut

Sineklerin Tanrısı, Wılliam Goldıns, Türkiye is Bankası

Rabbin için sabret, Uğur koşar,  destek

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk, iletişim

Son Krifos, Turgay Bostan, Ötüken


Posta kusutusndaki mızık, Ali Ural, Şule


Ibni Battuta Seyahatnamesi, Yapı Kredi Yayınları
Girnati seyehatnamesi, Yeditepe
Ibni Fazlan seyehatnamesi, yeditepe
Şark mektupları,  Layd montagu, Antik Şark Edebiyatı


Coğrafi keşiflerin iç yüzü,  Abdurrahman Dilipak, İnkilab



 Tasavvuf Nedir, Martin Lings, Akabe


Bin muhteşem güneş,


Iki şehrin hikayesi


Teknolojinin Ötesi,  Ersin Gündoğan,  Akabe


Mücellâ, Nazan Bekiroğlu,  Timaş

 2015 okumaları bu şekilde sona erdi. 
2016 da neler olur bilemiyorum.

2012 de yeni tanıdığım yazarlar listesi için tık tık

17 yeni yazar oldukça iyi.

2013 okuma listem için buraya,

Samiha Ayverdi, Yaşar Kemal, Nazan Bekiroğlu, Orhan Pamuk ve Amin Maalouf'un liste başı olduğu 53 kitap! Vay canına ben bile imrendim :)


2014 listem içinse tam olarak buraya

Hikaye, roman, gezi, şiir ağırlıklı okumuş,  30 yeni yazar tanımışım. 30 yazar tanıdığıma göre kaç kitap okumuşum dersiniz? 69! Şuan ki okuma hızıma bakarak bunları ben mi okumuşum diyorum.
Favori yazarlarım Samiha Ayverdi, Yaşar Kemal, Sibel Eraslan, Faik Baysal, Ahmet Hamdi Tanpınar,  Necip Fazıl Kısakürek,  Ahmet Ümit,  Sadık Hidayet, Mine Söğüt, Albert Camus.
Favori yayınevi; Kubbealtı,  Timaş,  can, Yapı Kredi, İnsan ve Dergah yayınları.


Bir başka listede buluşmak dileği ile Allaha emanet olun.



29 Aralık 2015 Salı

2015 değerlendirmesi

Yılbaşı kavramı ne farklı.
Neden yıl sonu değil?
 Benim ki yıl sonu olsun.
Bir klasiktir bütün yıl neler okumuşum, neler yapmışım.  Yeni yılda neler yapmalıyım. Yazmazsam eski yıl gitmez, yeni yıl gelmez :)

Ilk neler yapmışım bir düşüneyim.
Blogu ihmal etmişim.
Yıllara göre post sayısı
2012 (155), 2013 (88), 2014 (80), 2015 (40)
Istikrarlı düşüşe bakılırsa iki senelik ömrüm kalmadı :)

Geçen sene çalışırken yoruluyorum, yetişemiyorum diye bahanem vardı bu sene bol vakte rağmen anlatmaya değecek hikayem yok.

Var mı yoksa? Bir düşüneyim.

Biraz gezmişim. Batı karadeniz turu yapmışım mesela.


Bu güzergah da  Abant,  Yedigöller,  Amasra, Safranbolu ve Kastamunu gezilip görülen ama yeterli bulunmayan bir gezi olmuş.



  Fırsatım olursa daha detaylı bir Kastamonu gezisi yapmak isterim.

Dört sene üstüne köye gitmişim mesela.



Dolu dolu iki ay geçirmişim. 
Bir Trabzonlu olarak bunu yazmaya utanıyorum ama yazmalıyım.

Bu yaşıma kadar hiç gitmediğim yerleri gezdim memleketimde ( Hamsiköy, Sümela Manastırı,  Santa Harabeleri, Hapsiyaş köprüsü,  Sera Gölü, Ayasofya) . Her yerde karşıma çıkan Araplar olmasa "ne ayıp bu yaşıma kadar hiç gitmedin mi?" sorusunu kendime sormazdım.

Sinop'un Ayancık ilçesine gittim günübirlik.


Allahım ne korkunç yolculuktu. Bir daha gidersem kaybolmayayım diye yollara işaret koydum geldim.  Ay tamam pislik yapmayacağım.

Bir ara ( kurban bayramı olur o ara ) Eskisehir'e gittim geldim.
Daha doğrusu gittik.


Onun dışında minik bir kızımız oldu (yanlış anlaşılmasın abimin).
Oğlanda kocaman oldu. 10 yaş kutlaması yaptık.

Karakalem kursuna başladım. 

Iki ay oldu. Henüz başlardayım.

AÖF öğrencisi oldum.  


Bir şeye karar verdim, bu kitapları yazanlar birbirlerinden bir haberler. Aynı ders içerisinde birkaç farklı yazar (öğretim görevlisi ) var ve önemli olarak vurguladılar yerler birbirini tutmuyor. Birbiri ile çelişen soru cevapları var. Kitaplar zaten renksiz fotokobi birde bu tarz ufak hatalar insanı soğutuyor.
Tamam itiraf etmeliyim sınavlar tahminimden zor geçti. 
Kusuru başkasına yıkmaya çalışıyorum :)


Arkeoatlas dergisinin eski sayılarını istiyorum. Satış yok, sahaflarda da bulamadım.  Doğan burda yayıncılığı mesaj gönderdim eski sayıları temin etmek istiyorum diye. Geri dönen olmadı.  
Atlas+Atlas Tarih dergilerine abone olduğumuz halde aralık sayısı gelmedi üstünede mesajıma karşılık gelmedi soğudum dergiden. Gelince hevesim kaçmış ve ben okumamış olacağım. 

Derin tarih dergisinden vazgeçip atlas tarih almaya karar verince böyle olur. Ders olsun bana. Bir de ablamın başının etini yedim "iki tarih dergisinide aynı anda okumak istiyorum, kıyas yapacağım " diye :(
Mesajımı görmeyen yetkililer es kaza bu yazıyı okur mu?

Onun dışında not almaya değecek bir durum yok. Yaşayıp gidiyoruz.
 Okuduğum kitaplar o kadar az ki bu postun devamına iki satırda sığdırabilirim.

Düzen açısından ayrı post yapsam fena olmayacak. 
Yapınca bir tık eklerim.
Kalın sağlıcakla. 

27 Aralık 2015 Pazar

Mücella - Nazan Bekiroğlu

Kitap ilk çıktığından beri alıp okumak istemiştim.  Evde alınıp okunmayan o kadar çok kitap var ki içlerinden bir ikisini okumadan yeni kitap almayacağım dedim. 
Baktım AÖF ders kitapları çok vaktimi alıyor başka bir şey okuyamıyorum. Sınav sonrası başarı ödülü olsun ( kesinlikle en yüksek notlar benim olacaktı ), o vakit alacağım dedim. Sınav beklediğim gibi geçmedi.  Ben çalışıp güzel geçmedi diyorsam çalışmadan girenlerin yanında başarılı sayılırım. Bu da kendi çapında başarıdır :) bahanesine sığındım.
Uzun lafın kısası yeni kitap almama bahanelerimi tüketim,  kitabı aldım başladım.


Beklediğim gibi mi? Hayır.  Roman olunca nar ağacı gibi birşey bekliyordum. Öncelikle dil çok çok sade. Yazarın pek çok kitabını yarım bırakmışımdır.
Bitirebildiğim Yusuf ile Züleyha,  Nar Ağacı ve Nun Masallarıdır.

 Bu kitapları okuyan kişi Mücalla'yı başkası yazmış sanabilir.
Sade, akıcı bir dil var. 
Hikaye Trabzon'da geçiyor. Trabzon'u bilmeyen bir Trabzon'lu olarak Karagöz bahçesi,  sipahipazari, kemerkaya neresidir nette gezinmeden bilemedim. 


Hikayeyi biliyorsunuz zaten; hüznün,  yalnızlığın hikayesi.
 Uzun uzun anlatmayacağım, alıntı yapıp gideceğim. 

Eşyanın, sahibinden geri kaldığında nasıl bir yüke dönüştüğünü ilk kez anladım.

Tanımaktı anlamanın ilk şartı. Sevmek anlamaktan sonra gelir.

Sanki beklediği bir duygu varmış da onu yaşatmadan, içinde dolması gereken bir yer varmış da o yeri bulmadan kayıp gidiyordu çiçekler.

Kazalı belalı yolları kazasız belasız atlatmayı, eylemekten çok eylememeyi başaranların çorak bakışı. Yaşanmamıştan çıkarılan gururun acı tacı.

Benden bu kadar, esenkalın.



26 Kasım 2015 Perşembe

Türk İslam Eserleri Müzesi

Ibrahim Paşa Sarayı tadilattan geçirilip müze haline getirileli yıllar oluyor. Uzun süredir aklımda idi gidip göreyim diye. Hatta sergileri takip ediyorum, "güzelmiş gitmeliyim" diyorum ama gidemiyordum. Nasip bu vakte imiş. 
Akşam kapanma saatine yakın müzeye varmış bulundum.  Ortam güzel yonlendirme var buradan başlıyor diye. Gidip başlangıç arıyorsunuz ! Hayal kırıklığı. 
Açıkçası binanın dıştan görüntüsüne bakınca daha detay bekliyor insan. Duvarda açıklamalar var, haritalarla pekiştirilmiş. Yazıyı okyup sıra örnek görmeye gelince hayal kırıklığı yaşanıyor. Sergilenen eserler yetersiz. 
Gerek eser kaçakçılığı, gerekse başka müzelerde benzer eserlerin sergilemenmesinden dolayı eserler yetersiz geldi gözüme. 
Yok ben bilgi edinip eserlere netten bakarım diyorsanız açıklayıcı bilgiler güzel. 
AÖF kültürel miras okuyan biri olarak ders kitaplarına nazaran daha güzel anlatılmış diyebilirim.

Çok uzattın konuya gel diyorsanız.  Müze dört halife devri ile başlayıp günümüze doğru geliyor. 
El yazması kuran-ı kerimler, kitaplar, el sanatları ve yapılan gelişmeler. 
Resimlerden yola çıkarak biraz anlatayım. 


Herbir odanın girişinde açıklayıcı bilgi var.
Çoğu yerde gördüğümüz ben bunları cekeyim bir ara okurum diyen kişiler burada yok.
Ya saat geç ya da ilgi alanlarına girmemiş. 



Şam evrakları bölümü. El yazması kitaplar ve kuranlar.


Usturlap çekmeden gelsem ayıp olur. 
Bendeki usturlap sevdasına biri el atsa, beni bir kursa yazdırsa hayra geçer :)


Tam olarak adı ne bilmesemde kıbleyi tespit etmeye yarıyor. 


Müzede en çok kandiller, kapı tokmakları ve Kaçar dönemi eserleri ilgimi çekti. 
Kutsal emanatler bölümüde ilgi çekici.  Topkapı sarayında  kalabalıktan pek bir şey anlaşılmıyor burada güzel bir atmosfer var.

El yazması kuran-ı Kerimleri okumaya çalışsamda başarılı olamadım o ayrı dava.  Sadece günümüze yakın dönemlerde yazılmış Osmanlı dönemi olanları okuyabildim.


Mekanın konumu çok güzel manzaraya bayıldım. 



Bu arada Sultanahmet camiinin minaresi tadilatta imiş onu öğrendim. 


Mekan tanıtımında 4 adet avlu var deniyor, ben bir tek bunu gördüm.  Yada gördüğüm avlunun avlu olduğunu bilemedim.
Son bir şey avluda hoş bir koku var. Nereden geliyor diye avlunun yarısını kokladım ama bulamadım. 


Müzenin bir kısmı ücretli.  Bahsettigim kısımlar için bilet yada  müze kart geçerli.  
Diğer ücretsiz kısım ise sergi kısmı.  Şuan  Katar müzeleri ile ortaklaşa düzenlenen  inci sergisi var. Gayet gösterişli takılar mevcut. Kapanma saatine denk geldiğim için detaylı bakamadım.  En kısa zamanda tekrar gidip bakmayı düşünüyorum. 

Benden bu kadar siz daha detaylı bilgi için buralara bakın. 

Esenkalın efendim.


11 Kasım 2015 Çarşamba

Trabzon gezmeleri; Sera Gölü

Bu yazı tablet hafızasının dolması sonucu yazılmaya karar verilmiştir.
Köyden geldiğim zaman resimlere bakma ve her bir ayrıntıyı dinleme zorunluluğu vardı.
Tüm resimler bakıldı,  tek tek anlatıldı.  O vakit tablet yerine farklı kaynaklarda saklanmalı ve yeni resimlere yer açılmalı. 
İlk nereye gitmiştim.  
Of Hapsiyaş pikniğinden ve Santa Harabeleri gezimizden bahsetmiştim. 
O vakit sera gölüne gelebiliriz.
Gazetelerden, internetten gördüğüm kadarı ile güzeldi.  O yüzden gidip kürek çekmeliydim.
Ömrümde bir kayığa binmişliğim yok. Kürek çeken birini çıplak gözle gördüğüm bile yok. Bir heves istiyorum işte, bir kayığa binsem beçeremesem de rahatlasam :)

Efendim göl ulaşımı rahat hemencecik gittik, hayal kırıklığına uğradık kaldık.
Masmavi ( yeşilde olur) olması gereken göl kahverengi.


Çamur akıyor.


  Ufukta da kara bulutlar.


Zaten bizim ayağımızda bir şey var. Nereye gitsek kara bulutlar.

Küçüçük, çamur akan, etrafı çöplüğe çevrilmiş ortam görünce  herkes de bir hayal kırıklığı.
Bende gelmişim illa ki kayığa binmeliyim. Kardeşim grubun tek erkeği olarak "beyin gücü ile çalışan adamım, bedenimi yoramam" dedi. Dersin beyin gücü ile kürekleri hareket ettirecek.
Kızların ikisi de sıcak bakmadı. Ben de zorla beş beygir gücündeki ( valla kız komanda gibi) grubun en küçüğü ile yaparız dedik. Kardelen de ses seda yok o ayrı dava. Neyse efendim grubu ikna ettik Kardelen tesislerine (Kardelen adaşı olduğu için öyle istedi) girmiş bulunduk. Bir baktık ki kayık yok. Onun yerine plastik deniz bisikletleri ( tam olarak adı ne bilmiyorum) var, yağmur yağmış pislik içinde.  Kullanacağımız aracı seçtik temizlettik ve açıldık.





 Bizden başka Türk olmadığını belirteyim.
Her taraf Arap dolu.
Bir süre sonra o kara bulutlar  gelip bizi buldu.
Bizde bir ağacın altına aracımızı çekip yağmurun dinmesini bekledik.




Gitmemizle dönmemiz bir oldu.
Siz gitmek istiyorsanız baharda gidin etraf yeşil olur.
Belki iyi biri olursanız suyun berrak halini görebilirsiniz :)
Esenkalın. 


3 Kasım 2015 Salı

Teknolojinin Ötesi

Kaybolan ölçü ve bozulan denge - Ersin Gürdoğan

Köy Kitaplığında bir kitapla karşınızdayım. Kitap akabe yayınlarını. 1985 yılında basılmış.  Ilk basım galiba, üzerine yazmıyor.  Kitabın içine bizimkiler tarih düşmemiş. Babam genelde kitap sonuna tarih düşer,  amcamda kitap başına.  Artık alıp okumamışlar mı bilinmez.

Yazar 1985 yılında yazmış olduğu kitapta gelişen teknoloji ile insanların değer ölçülerini kaybettiğine değinir. Gelişen teknoloji ile kaliteli ürün yerine kullan at mantığı ile kalitesiz ürünü ve tüketme eğilimlerimiz üzerinde duruyor. Bozulan kalite ile parelellik gösterecek şekilde ahlakı olarakta pek çok değerlerimizi kaybettiğimizi vurguluyor.
Bu kitabı okurken yazıldığı dönemi düşünmeden okudum, döndüm tekrar tarihe baktım.  Sosyal ağların yayılmadığı bir dönemde yazılan bir kitap şu an ki durumda nasıl yazılır acaba?
Kitap hakkında pek bir şey yazmayacağım.  İlgisini çeken okusun.

Ben biraz alıntı yapıp gideceğim.

Sanayi devriminde bedensel güçün yerini makinalar almıştı; zihinsel güçün yerinide kısmen makinalar almaktadır.
(Yazı yazmayı kafadan hesap yapmayı artık bırakıp herseyi akıllı telefonlara bıraktığım bir dönemde kendime gelsin)

 Haberlesme araçları olan radyo, televizyon ve basın, bir yandan yonetime el koymuş güçlerin gücüne güç katarken, diğer yandan da kitleleri adeta sürüleştiriyor.

Yalnızca aklın egemen olduğu,  aklın dışında ölçü tanımayan bir uygarlığın elinde makinaların çevreye ve insana dost olması beklenemez. Teknoloji ancak Vahyin egemen olduğu bir uygarlığın elinde insana ve tabiata dost olabilir.

Bir toplumu ancak halkın değer yargılarına sahip olanlar yönetebilir.

Allah ile yarışa çıkanların ürünleridir dengemizi bozanlar.

Kullanıp atılmayan ürünler uygarlık dışı sayılmaktadır.

Her alanda tek geçerli ölçü vardır: Çıkar,  çıkar sağlamayan tüm alanlar araştırma ve inceleme dışı kalmıştır.





24 Ekim 2015 Cumartesi

Eskişehir -Türbeler

Eskişehir ve Türbeler. 
 Böyle bir başlık atacağım hiç tahmin etmezdim. Eskişehir'de yaşadığım 4 buçuk senede öğrendiğim bir şey varsa o da cami ve türbe kültürünün pek gelişmemiş olduğudur. 
 Meşhur Kurşunlu Külliyesine ilk defa Eskişehir'de ki 3. senemde gitmiştim. Öncesinde nasıldı bilmem ama biz gittiğimizde tadilat vardı.  İçine girilcek gibi değildi.  Mağaraya tahtaları yığıp bırakmışlar izlenimi veriyordu. 
Ev arkadaşım Meryem bizi zorla mezarlıklara götürürken uğramıştık. Mezarlık ne alaka demeyin. Efendimiz sık sık ziyaret edip ölümü hatırlamamızı tavsiye eder. Meryemde o sebepten olsa gerek her gittiği yerde mezarlık ziyareti yapar, yazarların mezarları nerededir diye araştırır.  Işte böyle bir günde tamamen istem dışı seyh Edebalinin türbesini bulmuştuk. Eskişehir gibi her yanı köprüler, havuzlar ve heykeller bezeli bir şehirde ( yanlış anlaşılmasın beğenmediğimden değil,  modern görüntüsünden demek istedim) doğal kalan bir şey. Sade bir mezar. Insan bir büyüğünü ziyaret etmiş gibi hissediyor.
Öğrencilik yıllarımda sık sık olmasada türbeye giderdik. Aradan yıllar geçti. Bu bayram Menekşe abla ile gideriz diye aklımdan geçiriyordum ama kalabalık olunca nasip olmadı. 
Onun yerine üç yeni Türbe kesfettik.

Ilki "Tezveren Dede" Kutup Şeyh Nusrettin.

Türbe 2011 yılında tadilat yapılarak ziyarete açılmış. 




Internetten araştırma yapayım dedim. Pek fazla bilgi mevcut değil.  Peyganber efendimizin soyundan geldiği ve mevlevi olduğuna dair rivayetler mevcut. 

Ikinci türbe Hasan Hüsnü Dede Efendi



Kurşunlu külliyesinin hemen arkasında kalan türbe dışarıdan bakınca çiçek bahçesini andırıyor.  Her taraf Yeşiller içinde. Duvarlardan dahi çiçekler sakrıyor. 



Menekşe abla ile türbe makamına girince yaşlı hir amca geldi.  Selam verdi duasını etti ve geri geri çıktı. 



Amcayı görünce ne çok şeyi ihmal ettiğimi fark ettim. Tamam mezarlıklara selam verilir bunu biliyoruz, veriyoruz. Kaç kişi eğilerek selam veriyor, kaç kişi sırtını dönmeden gerisin geri çıkıyor.  Bende amca gibi çıkayım dedim de çok eğreti kaldı. 

Türbe hakkında bilgi yazmayacağım. Siz en iyisi burayı okuyun.

Üçüncü türbe Ahu Mahmud Dede türbesi




Bu türbenin içine girmedik. Türbe evin içinde olduğu için bayram günü rahatsız etmeyelim dedik. Söylenenler göre yatır tam olarak evin mutfağında imiş yaşlı teyzede ziyaret pek kabul etmiyormuş. Böyle söyleyince insan bir merak etmiyor değil.  
Eskişehir'in ilçelerinde de Türbeler,  yatırlar mevcut olup gitmedigim için yorum yapmayacağım. Yolum düşerse daha bilinçli bir şekilde tekrar ziyaret etmek isterim.
Benden bu kadar. Allaha emanet olun.