Yazarı ilk nerede duydum hatırlamıyorum. Geçen sene nobel öncesi bir kaç kitabını indirmiştim. Bir kaç kitap indirince de hangisinden başlayacağına karar veremiyordum. Sürekli erteleyip duruyordum. Evdeki kitaplar ağır gelince indirdiğim kitaplara bakayım dedim ve buna başladım.
Kitapta günümüz ve geçmiş bir arada verilmiş. Kitabın bir kısmını sevip bir kısmını sevemedim. Sanki iki elden çıkmış gibi.
Biri birinin öğrencisi, yaza yaza öğrenecek. "Yaz elin alışsın yavrum" der gibi.
Kitap çok güzel başladı. Teyzesi ile yaşayan sessiz öksüz oğlumumuzun kayıp anne babasını bulmak için büyüyecek dedektif olacaktı. Oldu da, tek olmayan kitaba adını veren öksüzlük duygusunun verilememesi.
Kafasında kurduğu hayal dünyasında kayıp anne babasının yirmi yıl boyunca bir evde saklandığını düşünür. Düşer yollar. Yollara düşme sebebi anne baba mı, platonik aşk mı bilinmez.
Bilinen bir şey varsa gerçekler ile kafasından kurdukları çok çok farklıdır.
Kahramanımız o kadar dirayetlidir ki hayal kırıklığını, yıkıldığını biz göremiyoruz!
Madem şaşırmayacağın neden kitaba başka bir isim verilmemiş!
Efendim kitabı sevip sevmediğimden emin olamadım.
Yazarın tarzından da emin olamadım.
Başka bir kitabını okuyunca emin olurum artık.




















