Allahım bir kitabı okumak bu kadar mı zaman alır? Kaç kere niyetlendim, okuma listelerine ilave ettim, çıkardım bor türlü okumak nasip olmadı.
Kitabı aylaaaar aylar önce (baktımda iki yıl once imiş) menekşe abla vermişti. Hani okuyupta bitiremediğim "menekse ablanın verdiği kitaplar" diye etiketliğim kitaplar. Evet evet bildiniz. Kitap o zamandan beri okunmayı bekliyordu.
Menekşe abla 24 ocak 2004 de okumuş, beyaz afetin istanbul'u perişan ettiğinde diye not düşmüş. Demek ki bende kar yağdığı zaman okumalıymışım.
Kitap Artur Rimbaud üzerine kişileştirme imiş. "Artur Rimbaud da kimmiş?" dediğinizi duyuyor gibiyim.
Çekinmeyin sorun sorduğunuz şahısda yazarı tanımıyor zaten. Kendisi Fransız, farklı bir kişilik. Benim sevebileceğim bir kişilik değil, o sebepten detaya girmeyeceğim.
Kitaba anı yada biyografi niyeti ile başladım. Her anıda olabileceği gibi birazcık seyehatname türüne kayıyor.
Özetle bu seneki hedefim olan anı, biyografi, gezi ve mektup türlerinden pek çok özelliği içinde barındırıyor.
Ee öyleyse ben bu kitabı neden sevemedim?
Anlayış tarzına bir türlü karar veremediği için mi yoksa anlattıklarını mantıklı bulamadığım için mi?
Kitabın bazı bölümleri birinci ağızdan, bazı bölümleri de üçüncü tekil şahısdan. Aa birde konu geçişleri nasıl olduğunu anlamadan olaylar bir Fransa'da hastanede birde çöllerde geçiyor. Bir orada bir burada!
Yazara göre harar da gece olunca yaşlı ve hastalar sokaklara bırakılıyor ki aslan ve köpeklere yem olsun. Galiba kusacağım.
Rimbaud ticaret için gittiği Habeşistan da daha önce kimsenin gitmediği bölgelere gidiyor. Peki ama o bölgeler neresi ki?
Bir harita ile kitap tamamlanmış olsaymış fena olmazmış.
Kitabın sonuda pek ani bitti. Sanki kitap yazılırken yazar ölmüş de bilgilerin kaynağı kesilmiş gibi.
Bazı türleri hiç anlayamadım gitti!



















