deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Ali Ayçil - Kovulmuşların Evi

Yazarı yeni  keşfedince arayı açmadan ikinci kitaba başladım. İlk kitap hikayeydi, ikinci kitap deneme. Deneme ama ne deneme.  Anne baba ilişkileri, ölüm ve bir yere ait hissetme.
Her bir denemede  kendimden bir şeyler hissettim. 
az okudum çok düşündüm.


Genel olarak kitabı güzel bulsam da ard arda bir kaç yazısı okunmaz. 


Ali Ural ve Ali Ayçil'i baş ucuma ara ara okunana yazarlar olarak bıraktım :)

Alıntı ;

Bazen gidecek hiçbir yerim olmuyor benim, Bir korkuluk gibi dikilip duruyorum insanların ortasında. Bu bayatlamış gezegende, bu ıssız hükümdarlıkta ne kadar yer adı ve ne kadar sıfat varsa, antik bir uygarlıktan kalma ölü sözcüklere dönüşüyor.

...

Sükûnetini koruyabildiğimiz tek yer mezarlıklar. Artık dinlenmek için oraya gidebiliriz!

...

İşler her zaman olduğu gibi kötüye gidiyordu. Ve işi kötüye giden herkes gibi biz de,bir işimiz varmış,bir iş yapıyormuşuz edasıyla sürekli meşgaleler uydurup duruyorduk kendimize. Ama ne yaparsak yapalim,kötüye giden işler için ürettiğimiz bahaneler yine de koca bir günün içini doldurmaya yetmiyordu. Hep bir görüşmemiz varmis gibi yapıyorduk, hep gelme ihtimali olmayan bir çeki bekliyorduk....

...

Bilmiyor muyum sanki, insan, ilk insandan beri yalnızca bir tekrardan ibarettir.


12 Eylül 2017 Salı

Modern Dünyanın Bunalımı - Rene Guenon

Kitap Türkçeye çevrileli uzun zaman oluyor. Ben yakın dönemde İnsan Yayınlarının kataloğunda görüp merak etmiştim. Alsam mı elimdeki kitaplarla mı idare etsem diye düşüne düşüne Beyazıt kitap fuarın kadar beklemiş oldum. Fuarda çok kitap almadım. Almış olduğum dört kitabın üçünü bitirmiş oldum. 
Onca merak ederek aldığım kitabı beğendim mi?


Bilemedim şimdi, daha doğrusu emin değilim. 
Beklentim neydi de neyle karşılaştım?
Modern dünyanın bunalımı söz konusu olunca bir çözüm bekliyor insan. Belki bunalımın cevabı satır aralarında saklı idi ama ben sadece neden bunalım kısmını algıladım.


Neden bunalım dersek?
Geleneklerden kopuşun bireyselliği ön plana çıkardığı bunun da maddiyata önem veren maneviyatı görmemezlikten gelen toplum yapısının oluşturması diyebiliriz.

Ee bunu herkes biliyor zaten. Bunun için dolambaçlı yollara girmeye gerek var mı?

Ne zorlandım kitabı algılamakta. Acaba yazar etkileyici bir dil kullanmış da ben uygun çeviriyi mi bulamadım dedim. Başka bir çeviri yokmuş. İyi madem okumaya devam dedim. Biraz daha anlaşılır üslubu sonlarda buldum.
Buldum da beğendim mi? 
Hayır. 
Bu tarz kitapları çok okudum galiba o yüzden yeni gelmiyor. Kaldı ki dili pratik bulmadım. Kitap uzun zaman elimde kaldı. Şu satırları yazarken bile içim daraldı. 
Uf sıkıldım. Okuyan olursa bana açıklama yapsın, Benim göremediğim ama milletin baş ucu kitabı yapma sebebi ne. 

19 Haziran 2017 Pazartesi

Ali Ural - Satranç Oynayan Derviş

Yazarı ilk nasıl tanıdım hatırlamıyorum. İlk okuduğum kitabıda hatırlamıyorum. Makyaj yapan ölüler ya da körün parmak uçları olabilir. İki kitabın adı da ilginçmiş yazarın tarzı gibi.


  Yazarın dilini seviyorum. Uzun zaman önce satılık ölümü okuyup bir süre etkisinden çıkamamıştım.
Yazarı ne kadar beğenirsem beğeneyim üst üste bir kaç yazısını okuyamıyorum o ayrı dava. Evde ara ara okuduğum tek kelimelik sözlük varken satranç oynayan derviş'e başladım ve severek bir çırpıda okudum. 

Yazarı henüz okumadıysanız posta kutusundaki mızıka ile başlangıç yapabilirsiniz. 


Alıntılar

Gördü.  Tehlikesini gördü görülmenin. Ölmeye başlıyordu övgüden hoşlanınca ruh.

Dil eşikte yatan bir arslan da olabilirdi, yularından çekilen bir deve de. Söz kara yere mavi gökten inmişti. İnmişti te karışmıştı toprağa taşa.  
Sözü çok söyleme, sırasında ve az söyle; binlerce söz düğümünü bu bir sözde çöz! 

Gittiğim her yerde hep tanrılar rastladım; kul olmaya bir türlü razı olmayan insanlara. 

Özgürlük Tanrı'nın bir armağanıdır.  Her insan akıldan yararlanmaya başlar başlamaz,  özgürlükten de yararlanmaya hak kazanır. 

Bende bu kadar, Allaha emanet olun. 

30 Mayıs 2017 Salı

Iskender Pala - Kırk Güzeller Çeşmesi

Yazarın dilini sevsemde her zaman okunmuyor. Ara verdim diye mi bilinmez dili çok ağır geldi. Her zaman kitap üzerine not alırım bu kitapta alamadım.  Belkide sınırlı zamanlarda elime aldım diyedir okurken zevk almak yerine okusamda bitse dedim.


Okurken "yazar ne güzel yazmış" desemde bir sonraki parça da Allahım iki sayfalık bir yazı bu kadar mı ağır ilerler demek zorunda kaldım.  
Neymiş bazı kitapları bitirmek için değil ara ara zevk almak için okuyacakmışız.

Kitaba değinsem mi bilemedim. 

Peygamber efendimizin "her kim benim hadislerimden kırk tanesi belleyip başkalarına da öğretirse, kıyamet gününde Allah onu bilginler ve fakihler arasında diriltsin" desturundan yola çıkılarak yazılmış 40 adet öğüt. 
Öğüt ama anlayabilene,  benim gibi dili ağır bulanlara değil. 
Siz benim gibi yapmayın sakin sakin okuyun efendim.


Beyoğlu sahaflardan okunan bir kitap daha, benden bu kadar efendim. Allahak emanet olun,  hayırlı ramazanlar.

4 Kasım 2015 Çarşamba

Teknolojinin Ötesi

Kaybolan ölçü ve bozulan denge - Ersin Gürdoğan

Köy Kitaplığında bir kitapla karşınızdayım. Kitap akabe yayınlarını. 1985 yılında basılmış.  Ilk basım galiba, üzerine yazmıyor.  Kitabın içine bizimkiler tarih düşmemiş. Babam genelde kitap sonuna tarih düşer,  amcamda kitap başına.  Artık alıp okumamışlar mı bilinmez.

Yazar 1985 yılında yazmış olduğu kitapta gelişen teknoloji ile insanların değer ölçülerini kaybettiğine değinir. Gelişen teknoloji ile kaliteli ürün yerine kullan at mantığı ile kalitesiz ürünü ve tüketme eğilimlerimiz üzerinde duruyor. Bozulan kalite ile parelellik gösterecek şekilde ahlakı olarakta pek çok değerlerimizi kaybettiğimizi vurguluyor.
Bu kitabı okurken yazıldığı dönemi düşünmeden okudum, döndüm tekrar tarihe baktım.  Sosyal ağların yayılmadığı bir dönemde yazılan bir kitap şu an ki durumda nasıl yazılır acaba?
Kitap hakkında pek bir şey yazmayacağım.  İlgisini çeken okusun.

Ben biraz alıntı yapıp gideceğim.

Sanayi devriminde bedensel güçün yerini makinalar almıştı; zihinsel güçün yerinide kısmen makinalar almaktadır.
(Yazı yazmayı kafadan hesap yapmayı artık bırakıp herseyi akıllı telefonlara bıraktığım bir dönemde kendime gelsin)

 Haberlesme araçları olan radyo, televizyon ve basın, bir yandan yonetime el koymuş güçlerin gücüne güç katarken, diğer yandan da kitleleri adeta sürüleştiriyor.

Yalnızca aklın egemen olduğu,  aklın dışında ölçü tanımayan bir uygarlığın elinde makinaların çevreye ve insana dost olması beklenemez. Teknoloji ancak Vahyin egemen olduğu bir uygarlığın elinde insana ve tabiata dost olabilir.

Bir toplumu ancak halkın değer yargılarına sahip olanlar yönetebilir.

Allah ile yarışa çıkanların ürünleridir dengemizi bozanlar.

Kullanıp atılmayan ürünler uygarlık dışı sayılmaktadır.

Her alanda tek geçerli ölçü vardır: Çıkar,  çıkar sağlamayan tüm alanlar araştırma ve inceleme dışı kalmıştır.