28 Ekim 2019 Pazartesi

Sakin Hafta Sonları



Sakin hafta sonları
Ne zamandır yalnızlığı sever oldum?
Suriyeliler İstanbul’un her yerini sardığı zaman,
Çok kıymetli patronum deveyi pire yapıp günümü bol telefonlu sonuca varmayan bağrış çağırışlarla doldurduğu, migrenimi yılda bir iki defadan haftada bire çıkardığı  zaman,
Kişiliği ile değil marka çantası, ayakkabısı, eşarbı ile gündemde kalmaya çalışan insanlarla çevrem sarıldığı zaman
Karşıdaki insanın derdi var mı diye bakmadan sadece ben diyen insan sayısı arttığı zaman.
Hangisini saysam ki.
Fark ettim ki ben bana yetebiliyormuş. Tamam kabul kendimden de sıkıldığım anlar olabiliyor.

Bazılarına göre "depresyonda" bile olabilirim.
Evet  dertlerim var, insanım. Ama birey olamayan, yalnız mutlu olamadığı için insan peşinde koşturup duran, her zaman kullandığı metro / otobüs hattı dışında bir etkinlik yapınca dünyayı keşfetmiş kadar abartan insanların beyanı o.
Yalnız başıma seyahate de çıkarım, yerim de içerim de.
Yok yani henüz yalnız seyahat kısmını yapmadım ama yapmama engel olacak bir bağımlılık halim yok çok şükür. 

Bazen bir şeyler yolunda gitmiyor. Duygu durumum  91E kadar karışık. "neye ihtiyacım var?" diye sorunca bunun ‘’benim benden’’ uzaklaşması olarak görüyorum.  



Hafta sonu evdeydim. Gönül isterdi ki yeni boyadığım dolap yanında sarı mor karışımı bir komidin olsun ama olmadı.
Daha önce boya aldığım nalburla ufak bir anlaşmazlığım oldu. Giden zamanıma üzülüyorum. Bir de zihnimi meçgul etme meselesi var. 


Pazar günü evdeydim . Çok sakin güzel bir gün geçirdim.

Ablam ‘’hiçbir şey yapmadık, günü bitirdik’’ dedi. Daha ne yapacaktık kendimize bolcana vakit geçirdik.
Evet 3 kere girip geçemediğim sınava 45 gün var ve geç kalma korkusu beni sarmış olabilir. Evde yapılacak dünya kadar iş olabilir. Tamir tadilat dışında yazlık kışlık ayrımı, günlük temizlik falan…
İşleri say say bitmez , ben  onun yerine internetten etamin örneği çıkardım.
Annem kendini etamin havlu işlemeye vermiş , bende kendimi oyalarken annemin işini gördüm.


Sadece model seçmek , renk ayarlamak bile insanı zihinsel olarak dinlendiriyor. 


Özetle kendinizi dinleyin efendim. Neler sever, neler yapmak ister.
ve niceleri ...




22 Ekim 2019 Salı

Kitaplık Düzenleme Çabalarım

Kitaplarınızı nasıl düzenlersiniz?
Yayınevine göre,
yazı türlerine göre ,
yazarına göre.
Benim aklıma bunlar geliyor. 
Ne zormuş kitaplık düzenlemek .



Eski mutfak dolabını terasta çiçek dolabı olarak kullanıyordum. Odadaki kitapları çıkarmak isteyince bir dolaba ihtiyaç duyduk ( mevcut  kitaplığı çanta dolabı olarak kullanıyoruz ). İlk başta tembellik ettim boyamayaçağım dedim. Ablamlar kabul etmediler . Koyu renk odayı boğar diye. Sonra ikna ettim. Kitapları dizer kenarları kaplama yaparım diye.
Dolabı silince bunun pek mümkün olmadığını gördüm. Az biraz deforme olmuştu. Mecbur boyadım. 

Canım varoş mahallemde istediğim boyayı bulamadım .
5. nalburda boya makinesi vardı. Katalog verdi elime seç istediğini dedi. 
Tabi önce zımpara yapmalısın dedi. Bende uğraşamam dedim. Renkler koyu olduğu için astar yapmak gerekiyordu. İlk gün astar yaptık ablamla. 


Astarlı halini bile sevdim de boyayı almışız bir kere diye sonraki gün boya yaptık.


Boyanmış boş hali yok. 


Odada elektrik de yok. Gün ışığında evde olmadığımız için led ışıkta ancak bu harika fotolar çıktı. 
:)


 Kitaplık boyamak işin en kolay kısmı imiş. 
Boyarken inanılmaz dinlendirici. 
Dinlendirici derken zihinsel olarak dinlendirici. 


Kitaplığı yerleştirmeye sıra gelince ne zor şeymiş ya.

Ben yayınevi dedim. Ablam renk ve boy sırası dedi.

Kitapları sağdan sola , soldan sağa almaktan perişan ettim kendimi

yok yine içime sinmedi. 

                                  
kitapları cinsine göre sıralayayım dedim. en azından eskiden öyleydi. Seyahatnameler,  şiirler bir arada idi. Sonra yayınevlerine göre diziyordum. 


O kadar yoruldum ki ablama he he dedim. Daha kolay çünkü :)

Daha yayınevi katoloğlarını düzenlemedim.


Resim severim ama ilgili yayınlar o kadar farklı boyutta ki nasıl yerleştirsem bilemedim. 


Daha kolilerden çıkarmadığım şehir yada müze tanıtım broşürlerı var ki en sevdiklerim. 
Nasıl yerleşsem bilemedim. 

...

Birde kitaplarımın ne kadar az olduğunu gördüm :(
...
Eski kitaplık rafları ıvır zıvır süslerle çok doluydu. bu kitaplığı doldurmayacağım dedim ama çok yavan geldi gözüme. Renkle uyumlu objem de yok. En kısa zamanda sarı yada turuncu renk alıp bir iki saksı boyamayı düşünüyorum. 
Zıt renk güzel durur yoksa kırmızı yok yok mavi mi boyasam?
Ben biraz düşüneyim sizlerde fikirlerinizi yazarsınız. 
Esenkalın.




19 Ekim 2019 Cumartesi

Doppler etkisi



Doppler etkisi diye bir şey varmış fizikte herhangi bir dalgayı yayan hareketli kaynağın algılanan frekans ile gerçek frekansının arasındaki sapmanın farklı olacağını söyler. Yakınımızda iken ince gelen seslerin uzaklaşınca kalınlaştığı falanlar filanlar.
Bu kitapta o etkiyi bıraktı. Okurken daha naif, değişik bir tat bıraktı. Ne zamanki kitap bitti üzerinden zaman geçti. Doplerin okurken bıraktığı etki değişti. Sorumluluk gibi yıkıldı üzerime.
Neden başarılı olmalıyım ki? Sordum durdum kendime.
Neden olmayayım ki!
Ben doppler gibi ‘’bok gibi’’ başarılı değilim ki başarı sonunda elime geçenlerden bıkıp usanayım. Onca okudum ettim. Okurken yaşadığım sıkıntılara değinmeyeceğim. İş hayatına atıldım. Yine çabalıyorum. Çünkü torpil olmadan kendini ispatlaman cidden çok zor. Bir kadın olarak bazı sektörlerde daha da zor.
Evet zamanı gelecek bende Doppler gibi ya da kitaptaki sağcı karakter gibi düşüneceğim, ama benim o aşamaya gelmem bir Norveçlini yanında imkansız gibi bir şey. Cidden uzun bir yolum var.
Bu kadın ne yazıyor diyeceksiniz. Evet ne yazdığımı kendim bile bilmiyorum.



Kitabı kimden gördüm de aklıma not aldım bilmiyorum. Kitabı alalı da okuyalı da uzun zaman oluyor. Başka bir yazı yazmaya gelmiştim .Gördüm ki burada yarım bir yazı var devam edeyim. 

Bir süre önce arkadaşa doğum günü hediyesi  için kitap siparişi verirken kendime de almış oldum. Kitabı aldığım gibi de başladım ama sindirmem zaman aldı.
Nereden başlasam ki?
Kitaba adını veren kahramanımız  hayatın her aşamasında başarılı olmuş bir insan. Bizim çokça çabaladığımız şeyler bir el şaklatması ile elde eden cinsten. Babasının vefatından sonra ormanda ufak bir kaza geçirip aydınlanma yaşıyor ve ormana yerleşiyor. Öylesine dümdük orman yerleşiyor. Evliymiş, iki çocuğu varmış umurunda olmadan.
Ara ara yemek bulmak için evlere girdiği oluyor. Genelde de emekli bir askerin evine. En sonunda da yakalanıyor. Emekli askerde en az onun kadar anormal bir tip . 
Evine giren hırsızla ahbap olmak!
Nasıl bir yalnızlık halidir?
Babasız büyümenin etkisi diyor kendisi. Hep bir yanı eksik kalmış. Mantıklıda olabilir. Asker olan babasının öldüğü anı maket şeklinde yapmakla meşgul. Amacı maket bitince kendini öldürmek!
Doppler artık eve hırsız olarak değil de bir ahbap olarak gidip gelmeye başlıyor. Ahbap kavramı bizden farklı haliyle. Bizim sürekli kullandığımız tramvay metro hattında yüzlerine aşına olduğumuz insanlara selam vermemiz gibi. Belki muhabbet etmenin cıvkını çıkaran bizlerizdir. Uzun zaman aklımı kurcalayanda bu zaten. Biz bazı insanlarla muhabbet etmemiz gerektiğini düşünüp kendimizi yoruyoruz.  Aynı işyerinde çalışıyorum diye istemediğim insanla muhabbet etmemeliyim. İstemediğim insanla yemek yememeliyim. Tamam Dopplerin durumu da normal değil. Hangisi olmalı aklım karışık.
Hiçbir zaman ortalama insan olamadım. Ya tam olmalı ya da en iyisi.
Bir de Dopplerin evine giren hırsız var. Kendi de bir bakıma hızsız sayıldığı için evine giren hırsıza kendi elleri ile istediği DVD oynatıcısını vermek!
Cidden ilginç. Sonra bu iki anormal insan dopplerin ormandaki çadırında buluşuyor. Hayatı sorguluyor. Evet orman hayatı sorgulamak için güzel bir yer. Bazen bende spordan sonra yapıyorum.
Üç kuruş için bu insanlara katlanılır mı diyorum. Hemen işten çıkmaya karara veriyorum. Az sonra her yerde aynı gereksiz insan profili var neden düzenini bozuyorsun ki diyorum.
İnanılmaz kararsız bir insanım. Doppler bu konudaki  seçimlerimde yardımcı olmadı ise neden okudum ki!
Söylenecek onca şey varken uzatmadan bırakmak istemek!
Ben kaçar gereksiz iş hayatımı, sıradan yaşamımı metronun akıp giden gri koridorlarında az biraz düşüneceğim. Çünkü Bizim Büyükşehir’imizde orman yok. Beton var.



7 Ekim 2019 Pazartesi

13. Beyoğlu Sahaf Festivali

Benim 8 sene önce keşfettiğim Beyoğlu sahaflar festivalinin bu yıl 13. senesi.
Haliyle bileni, seveni bol. Bu yüzden olsa gerek bazı şeylerde olayın amacından şaşılmış. 2008 de basılan Masumiyet müzesi ilk basım diye 50 tl ye satılır mı ya. Sahaf dediğin daha dün basılan kitabın uçuk bir rakama satılması olmamalı. 
Sıfır fiyatı 8  - 12 tl ola ürünlerde 10 tl ye satılmamalı. 
Zevkli bir etkinlik olsa da ben çoğu tezgahlara bakmadım. Sadece 5 lira ve 10 liralık tezgahlara baktım. 
Diğer tezgahlarda kitap ücretini tek tek sormak yada  kitapların iç sayfalarına bakmak gerekiyor. 
ilk seferde 5 kitap ikinci seferde 15 kitap alınca detaya da girmedim. 
Çok ucuz olmasa da aklında kitap olmadan giden benim gibiler için güzel şeyler çıkabilir. 
Evdeki kitaplar ağır geldi diye aklımda Debbie Macomber ve Kristi Hannah kitapları vardı. 
Amacın dışına çıkmış da olabilir :)


Kitapları daha şık bir kombinle fotoğraflayacaktım ama ben foto çekene kadar.  Festival biter diye hemen haber vereyim dedim. 


Kitaplar bu kadar. 
Ben kitaplığı nasıl düzenlerim diye düşüneyim, sizde eski sahaf postlarıma bakın e mi?


2012 yılında  iki kere gitmişim az az almışım.

 

2013 yılında aldığım kitapları severek okudum. 


2014 yılında iki defa gitmişim. Eğil dağları okuyamadım. Edebiyat öğretmeni olan kuzene verdim. Banu Avar Severim ama yarım bıraktım. Adalet Ağaoğlu'nu nedense okuyasım yok. Allah'ın askerlerini de okumadım. Sayınca ne çok şey okumamışım ben öyle :)


2015 yılında not almadım ya da gitmedim. hiç hatırlamıyorum da. Bu yüzden her şeyi not almak gerek. 
2016  sahafı toplayıp gelmişim. Toplamışım da ne hala okumadıklarım var. 
Hay bin yekzan ( önsözü okudum ), Mukaddime, Tek kelimelik sözlük ( ara ara açıp bir iki deneme okuyorum) ve İskender Pala okunmadan kalan kitaplarım.

2017 yılında da gitmedim galiba, not almamışım.
2018 de iş arkadaşlarımla gittim. İlgi alanlarına girmedikleri için sıkıldılar bende iki kitap alıp geldim.


Bu senede iki defa gittim. İlk gittiğimde vakit sınırlı idi az gezdim 5 kitap aldım. Cumhuriyet yayınları klasikleri biz tezgahta  standart 5 lira , yan tezgahta 3 - 5 arası. Ben çok seçmedim. Rastgele aldım desem yeri :)
İkinci gidişimde eski iş arkadaşımla gittim. Kızı hamile haliyle yordum. Daha doğrusu taksim tünele soktum da ruhunu yordum. Ben bile o kokudan tiksindim. Arkadaş resmen çıkarıyordu. Ne pis insanımız var. Hayvan diye insana hakaret ediyorlar ya hayvana hakarettir o. Hiç bir hayvan ulu orta temel ihtiyaçlarını görmezsiniz de yol üstlerinde , köprü altlarında koca koca adamları görürsünüz. en sizi görmek yada pisliğinizi maruz kalmak zorunda mıyım. 
Kitap yazmaya geldim, milletin çişini konuşuyorum. Pissiniz cidden ya. 

Neyse ben kitaplara döneyim. bu sene daha kitap almam. Dur bakıyım emin miyim? 
Eminim , belki tek tük alırım. 
İlk önce kitaplığı düzenleyeyim . Okunacaklar listesi yapayım ondan sonra.
Bol kitapla, keyifle kalın. 

21 Eylül 2019 Cumartesi

Mürebbiye - Hüseyinn Rahmi Gürpınar

Lise yıllarında yazarın kuyruklu yıldız altında izdivacını okumuştum. Babamların köy kitaplığında ince , eski basım bir kitaptı. Pek detay hatırlamasam da çok çetrefilli karışık bir oyundu. Aradan yıllar geçti. Edebiyat öğretmeni olan kuzenin kitaplığından Şık adlı bir kitabını okumuştum. Ne oldum budalası insanları oldukça muzip bir dille anlatıyordu biraz da ağır bir dil tabi. 

Aradan yıllar geçti yazarı unuttum gitti. Bir süredir de depresif kitaplar okuyorum değişiklik olsun diye Türk Klasiklerinden okumak vardı aklımda.  Ahmet Hamdi , Ahmet Mithat ve  Hüseyin Rahmi gibi.

 Elimde de Ahmet Hamdi vardı. Baktım baktım okuyamadım. Her zaman gittiğim ikinci el kitapçıya gittiğim gibi ilk elime mürebbiye geldi.


Tek kitap alıp gelmedim, gelemiyorum.  Abartmayaçağım dedim 5 kitap aldım. 
Montaigne denemeleri yeğenim aldı. 
Allahım daha dünkü çocuk büyüdü de aynı kitapları mı okur olduk!
Bu konuda çooook şey yazarım ama konu bu değil,  kitap.
Sahafları toplamadan eve geldim.
Eve geldiğim  gibi de kitaba başladım. 
Pek eğlendim, yuh dedim .
Pembe dizi izler gibi kitabı okudum.


Sonradan görme insan profilini bir kez daha gördüm. Sonunda başka birini bekliyordum şoka girdim.
Kitap güzeldi siz en iyisi alıp okuyun.
...

Kitap okumak sizede terapi gibi geliyor mu? Hele soğuk kış günlerinde bir elinde çayın bir elinde kitabın ne güzel oluyor.
Bir türlü geçmediğim sınavımı düşünmemek için kendimce bir unutma yöntemide olabilir.
Sınava rağmen kitap önerileriniz açığım :(
...

Geçen ay kasfetli kitaplar almıştım az biraz okudum bıraktım. 


Az biraz dediğim ikisini okudum " bitik " kaldı.

Bu ay sahaftan kolay okunacak kitaplar aldım daha kitap almam diyordum ki durmadım.
Arkadaşın doğum günü hediyesi için kitap siparişi vermişken kendimede kitap aldım. Hatta ileriye gidip arkadaşa aldıklarımdan birini kendime mi ayırsam diyorum.


Yok yok o kadar da değil 
:)
Yalnız kıza seçtiğim kitaplara bakar mısınız,  tamamı ile kendi tarzım. "Genç kız kalbini" bilmiyorum sırf Türk klasiği olsun diye aldım. 
 Bu arada kendime Doppler 'i aldım.  Yazarı tanımam etmem. Norveç'in en çok satan yazarıymış. Kitaba başladım da sonunda "devam edecek" yazıyor.  "Bildiğimiz dünyanın sonu" devam mı acaba, bilgisi olan var mı?

17 Eylül 2019 Salı

İclal Aydın ile havadan sudan

İclal Aydın ne sunuyordu?
 Pek severdik kendisini, samimi bulurduk.

Kitaplar yazdı ama okumadım. Sevmem ben popüler kişilerin kitap yazmasını. Birileri onların adına yazıyor da onlar hırsız gibi üzerine konuyor hissi veriyor. 
Bu fikrim İclal Aydın için geçerli değil ama. Sonuçta bir birikime sahip kadım.

Parçalanmış bir ailenin mutlu olmak için çabalayan bir bireyi olarak gördüm kendini. Kendini acındırmayan güçlü başarılı bir bireyi. 
Bir ara evlendi boşandı Tuna Kiremitci ile anıldı falanlar filanlar. O zaman üzülmüştüm. Bir insanın istediği para pul makam mevki değilde samimi bir ilgi olduğunu bir kez daha görmüştüm. Tamam bunları isteyen pek çok kadın var, konuda bu değil zaten. İclal Hanımın böyle bir şeye ihtiyacı yok, zaten başarılı. 
(Bu aralar biraz duygusal takılıyorum galiba)


Daha önce hiç kitabını okumadım diyorum, pek emin olamadım.
Ablam almış kendine Üç Kız Kardeş'i

 Acı tatlı tüm zorlukları ile bir aileyi anlatmış kitap.
Evet yaşananlar acı , hayat daha da acı.
Kitapta  tüm zorluklara rağmen birbirine destek olan bir aileyi görüyoruz.  Gerçek hayatta  bu şekilde olmuyor çoğu zaman.
En yakının dediğin kişiden yara alıyor insan.
...
 Kitabı beğendim mi?
Pek emin olamadım. 
Ebedi bir dili yok.
Hikayeler bildik ama güzel derlenmiş, sıkmıyor.
Zaman kavramı bende koptu. ne zaman yazılmış, aradan kaç yıl geçmiş emin olamadım. O duygu pek verilmemiş.
Onun dışında güzel , yolda izde tatilde okunacak cinsden.
Bende öyle yaptım ve tatilde okudum.
Normalde arabada kitap okuyamam ama okudum.
Neymiş insan değişebiliyormuş.

Normalde 07.15 deki otobüsü kaçırsam bırakın o  tatili o yıl tatil yapmaz kendimi yorardım.
Yaş aldıkca sakinleşiyorum.

Amasra'ya gittiğim arkadaş grubu ile yazışıyoruz, arkadaş ''her şey beni buluyor'' dedi. Her şey seni bulmuyor. Ufak tefek olaylar herkesin başına geliyor  ama insanlar önemsemiyor.


İş yerinde yaptığım iç bir iş beğenilmiyor. ''Ne yapıyorsun ki, kes kopyala!'' diyen bir  patronum var. İzin istemeye gelince tüm işler bana bağlıymış da ben gidince olmayan sistem  bir anda çökecekmiş gibi davranıyor.
Buna rağmen 3 gün izin aldım, Amasra'ya gittim. Arkadaşdan  dolayı bir günüm ziyan oldu iki gün kaldık döndük.

Bursa'ya gittik, ablama rehber koltuğunu almayalım dedik. Aldı. Kendi oturmadı biz oturduk, perişan olduk.
İğneadaya gittik ablamın uyuşukluğu yüzünde otobüsü kaçırdık.
Bu tarz olumsuzluklar hep oluyor diye biz şimdi tatile çıkmayalım mı?


10 Eylül 2019 Salı

Blog da bu ay

Yazmak için ne çok konu birikti.
 Kısa da olsa tatile gittim, kitaplar okudum. 
Çiçekler büyütmeye çalıştım bir kısmını tutturabildim, bir kısmını beceremedim. 
Yeni kararlar aldım, Yeni huylar geliştirdim.
Konuşacak arkadaş kalmadı madem bloga yazayım dedim. Eski keyfi alamadığımı fark ettim. 
Beni bu kadar yazmaya yönlendiren neydi dedim. Okul bitmişti arkadaşım yoktu falan. 
Şuan bakıyorum da arkadaşım varmış . Yani şuan ki duruma göre az ve öz kaliteli bir çevrem varmış. Şuan ki çevremle sadece dedikodu yapmak için bir araya geliyormuşum. 

Daha önce yaptığım bir şey yapıp blog da bu ay postu hazırlayacağım.

...
 Bloğu boşlamaya başlamam 2018 de başlamış. Hep iş yerinde mutlu olmama da kaynaklanıyor diye bahane bulacağım da değil. İş değiştirmedim. Daha zinde ve pozitifim. Çünkü sağlıklıyım. Sağlıklı olmanın verdiği haz başka bir şeyde yok. 


Ciddi bir sıkıntım yok çok şükür, kan değerlerim çok düşük. Alerjide var çok çabuk hasta oluyorum ve iyileşme süreci ağır ilerliyor. Hal öyle olunca yaşam enerjisi kalmıyor. Tabi bunda İstanbul'un kalabalık olması da bir etken. Son kırıntı halindeki enerjim kalabalıkta emiliyor resmen :)

...
2017 eylülünde  pek de beğenmediğim bir kitabı paylaşmışım.


Nereden başlasam demişim, özet yapmışım. Aklımdan geçenlerde değişen bir şey yok. 
Almış olduğum mesleki sertifikaları hiç kullanmadım. Öz geçmişimi dolu göstermek dışında bir işe yaramadılar. Bu senede bir yenisini ekledim. Yine kullanmayacağım amaç öz geçmiş dolu olsun.

''Sadece insan olduğum için değerli hissetmek istiyorum'' demişim. 
Ne güzel demişim de olmuyor. Mütevazi olmaya çalışıyorsun, hiç bir şey bilmeyen insan muamelesi görüyorsun. 
...

2016 İstanbul da gezmek isteyip de tadilatta olduğu için gezemediğim yerleri yazmışım. O zaman bu yıl bitmeden bu hedefimi gerçekleştireyim. İlave edip yeni açılan Tekfur sarayın da ekleyeyim. 


Pinterest acılıyor demişim. Ne çok sevinmişim. Küçük şeylerle mutlu olmak önemli tabi. 
Köyden dönmüşüm tatilden dönmek zor demişim. Cidden zor, son tatilden gece yarısı döndük direk çamaşırları ayırdık renkli beyaz diye bir postayı geceden bir postayı sabahtan yıkadık da o ütüler hiç bitmedi :( 
Köyden dönmüş de bolca köy yazmışım, güzel güzel. Bu sene gidemedim. Resmen içimde kaldı. 

 Köy paylaşımlarına muhakkak bakın 
1, 2 , 3 


Ben bunları paylaşırken instagram bu kadar meşhur muydu bilinmez. Bildiğim bir şey var ki korka korka paylaşım yaptığım. Mazallah çocukken dalına salıncak yaptığım elma ağacına kırk tane salıncak kurar da ağacı kuruturlar. 


2016 da defterdarlığa dilekçe vermişim, hala sonuçlanmadı :( Üzerine konuşacak o kadar çok şey var ki. 

...
2015 eylülün de  de köyden dönmüşüm. Santa harabelerini paylaşmışım. Ne güzel gündü. Daha sonraları da gitmiş olmama rağmen aklımda hep bu gezi var. Muhtemele popüler oldukta sonra hevesim kaçmıştır. Tabi bunda yapının üzerine yazı yazan geri zekalıların etkisi de göz ardı edilemez. 

Santa harabeleri

Köyde de güzel gezmişim, bir göz atın derim. 

 Hamsiköy
 mis mis :)

...
2014 eylülde neler neler yapmışım öyle .

Beyoğlu sahaflara gitmişim  bir iki defa


Baktım da okumadığım kitaplarım var daha :( 
Silahlara Veda, 
Avrasyalı olmak ( yarım kaldı ),
 Allah'ın Askerleri 
Okunmayı bekliyor. 

Eğil Dağları ( dili inanılmaz ağır geldi okuyamadım )  ve Gökyüzü Mavi kaldı  ( ilgimi çeken kısımları okudum ) 'yı kuzenime verdim. 

Yaz okuma şenliği sona ermiş. Allah'ım nasıl zevkle okur bir de foto çekerdim .

Hint sineması izlemişim. Hint filmi candır der ve iki filmi de izlemenizi tavsiye ederim. 
Barfi, Main Hoon Na  ( filmin son sahnesini düşündükçe ağlayasım geliyor ) 

Yeğenimle vakit geçirmiş, kırtasiye alışvelişi yapmışım sahaftan kitap almış ama okumamışım. Hoş defterleri de yeni yeni kullanmaya başladım :)


Kaktüslerimi paylaşmışım. O zamanlar minik olanların bir kısmı kocaman oldu bir kısmı kurudu gitti.  İlgim değişmedi. Yine kaktüslerimle ilgileniyorum. Büyüyenleri yüzüne bakmıyorum o ayrı dava. Çünkü büyütme aşaması ilgimi çekiyor. 


2013 Eylül ayı en verimli yıllarımı en güzel aylarım. Blog yazıyorum heyecanı ile her şeyi paylaşıyorum .
Güzelde kitaplar okumuşum. Nar ağacı'nın yerini tutacak  bir kitap düşünemiyorum ya da İtalo Calvino yerini tutacak bir tür. 
Okuma Şenlikleri devam ediyor. Güzel güzel kitaplar okumuşum. 



...

2012 eylül ayında ne çok yazmışım, bakarken yoruldum resmen. 
Sahaflara gitmişim. Aldıklarımı okumuşum ( yazarken kendim bile şaşırdım. ) 


Göktürk'ün 7. yaş gününü kutlamışız. Ne çirkin fotolar çekmişim. Yinede çocuğun büyüdüğü gerçeği değişmiyor. 14 yaşına girecek! Allahım yaşlanıyorum. 
tamam konu bu değildi. Göktürk kocaman oldu, abi de oldu. İkinci yeğenle birlikte fıtrat denen kavramı gördük. Aynı aile ama farklı çocuklar. Göktürk ne kadar sakinde Öykü o kadar gürültülü. 
Bahsettiğin Duru da büyüdü. İnanılmaz sakin bir ergen. Her şey çok mu çabuk değişiyor?

Halamın taşınmasından kuzenlerin kitaplarından bahsetmişim. Hepsi evlendi kendi düzenlerini kurdular. İş telaşesinden onların taşınma yerleşme düğün dernek muhabbetlerine dahil olmadık :(

Hediyeleşmişim birileri il. Bloga girme sebebim de oydu zaten. Arkadaşa hediye kutusu yapacaktım. Neler yaparmışım eskiden diye bakayım dedim. Saatlerce oturdum yazı yazdım en iyisi ben bu yazıyı burada bırakıp başka şeylerle meşgul olayım. 

 
Bardağı kırmadım çok şükür kullanıyorum. 


Etamin panoyu uzun süre kullandım. Şuan kaldırdık yerinde şapka asılıyor :) Seyyah gülü eline sağlık. 
2012 de çok şey yapmışım, daha doğrusu her şeyi paylaşmışım. Yaz yaz bitmez. En iyisi ben burada bitireyim. Sizlerde böyle yapın zevkli oluyor. 
Eski yaptıklarımı görüp yeni hedefler oluşturmama yardımcı oluyor. Tavsiye edilir.